DİRİ DİRİ GÖMÜLEN KIZA SORULDUĞUNDA, HANGİ SUÇUNDAN DOLAYI ÖLDÜRÜLDÜĞÜ… (Tekvir Suresi: 8, 9)
Süreyya salonda bulunan herkesin yüzüne uzun uzun baktı.
“Kız çocuklarını toprağa gömmek bitti öyle mi? Aynı cahiliye devrindeki gibi üstüne kürek kürek toprak atmak bitti mi? Bitmedi bitmemiş! Beni diri diri toprağa gömdünüz, siz yaptınız bunu! Hepiniz yaptınız! Hepiniz!” dedi ve yutkundu.
Sesi boğuktu. Oturduğu koltuktan kalktı, ne yapacağını bilemeden birkaç adım attı. Yeniden oturdu. Salon buz kesmişti ve herkes birbirine bakıyordu. Annesi, ağabeyleri, kız kardeşi, teyzesi, amcası, vefat etmiş eşinin annesi, eşinin erkek ve kız kardeşi fal taşı gibi açılmış gözlerle Süreyya’ya bakıyorlardı. Onu ilk kez böyle öfkeli ve yüksek sesle konuşurken görüyorlardı.
“Hepiniz birden toplanıp ‘Ne oluyor Süreyya’ya?’ diye sormaya geldiniz, öyle mi? Durakladı, kafasını iki yana sallıyordu. Yine hepsine tek tek baktı
“En iyisi ben size baştan anlatayım, ta baştan, iyi dinleyin ama çok iyi dinleyin. Çünkü bir daha böyle bir konuşma olmayacak.” Annesinin ve ağabeylerinin gözlerinin içine 5-10 saniye öfkeli öfkeli baktı.
“Beni 16 yaşında evlendirdiniz, 16’sında” Yüzündeki öfke acıya dönüştü.
“Çocuktum daha çocuk. Oturduğumuz mahallenin dışında hiçbir yer bilmiyordum. Bu adamın adı Fikret, bu senin kocan dediniz. 38 yaşında, memur ve olgun adam, rahat edersin dediniz. Okumuş adam, dikkat et, hürmet et, hizmet et, el üstünde tut dediniz. Her dediğinizi yaptım. Fikret’in mesleği yüzünden oradan oraya gezdik, ben hangi şehre gittiğimizi bile bilmezdim. 2 çocuk oldu, biri hasta, yatalak, zavallı yavrum, konuşamaz, aklı yok, fikri yok. Ve biz döndük geldik. Benim dünyam 2 oda, mutfak, karşıdaki market ve hastaneler…
Fikret’in ağabeyi Hüseyin’e doğru baktı.
“Kardeşinin huyunu biliyorsun, göz açtırmaz, danışmaz, konuşmaz, gezdirmez, nasılsın diye sormaz ve çoğu günler iş için(?) şehir dışına gider. Bana verdiği paranın -sanki gereksizce harcayabilecek yerlerim varmış gibi- kuruşuna kadar hesabını sorar. Bu Fikret kimdi acaba? Yıllarca birlikte yaşadığım benim kocam nasıl biriydi? Hala bilmiyorum”
Durgun sesi yükseldi. “Benim kocam kimdi, nasıl biriydi? Siz biliyor musunuz?” Kısa bir süre sessizleşti, yutkundu, gözleri doldu “Tam 15 yıl yatalak yavruma, Akif’ime baktım, ağzında biriken köpük soluk borusuna kaçar diye mutfak ile odasının arası bile bana uzak geldi. Ben ne yapıyorum, nasıl yaşıyorum, bunca yıl nasıl yaşadım, sizin yardımınıza, desteğinize ihtiyacım oldu mu, bunları hiç düşündünüz mü?
Eşinin ailesine doğru baktı. “ Fikret beyin kanaması geçirip felç kalınca 3 yıl da O’na baktım. Hem yavrum hem kocam. Siz o zaman neredeydiniz? Geldiniz, gördünüz ve gittiniz. Hepinizin çok işi vardı çok, arada telefon ettiniz ve yardımcı olamadığınız için sadece kibarca özürlerinizi ilettiniz. Sizler hepiniz toplanıp tatillere, pikniklere, düğünlere, yemeklere, gezmelere, eğlenmelere giderken hiç düşündünüz mü ben yıllardır ne yapıyorum?” Başını iki yanan salladı “Tabii bunlar sadece sizin hakkınız. Ha sanmayın ki sizden bir şey bekledim. Sanmayın ki çocuğuma bakmaktan yoruldum. Elbette hayır, takdiri ilahi” Dişlerini sıktı. “Bayramlar da bile ya gelmediniz ya da geldiyseniz 5-10 dakika durup aceleyle çıkıp gittiniz. Neden? Çünkü çocuklarınız, ağzı köpüklü yatalak bir çocuğu görünce etkileniyor, psikolojileri bozuluyormuş”
Sonra kendi ailesine döndü, gözlerinde derin bir üzüntü dolaşıyordu.
“Siz de fırsatı kaçırmadınız. Fikret vefat edince, babamı getirdiniz. Önce geçici kalacak dediniz sonra bir türlü gelip almadınız. Sonra da sen zaten evdesin, masraflarını biz karşılarız, gerekirse yanına yardımcı da tutarız dediniz ve bırakıp gittiniz. Gidiş o gidiş. Bana sordunuz mu hiç ne yapmak istediğimi?” Süreyya’nın yüzünü yine allak bullak oldu ve kardeşlerine tek tek bakarak: “Süreyya nasıl olsa hasta bakmaya alışık; kocası öldü, hasta çocuğuna bakıyor, nasıl olsa başka bir dünyası yok. Nasıl olsa babamızı sokağa da atamaz dediniz, değil mi? Bana söz verip tutmadığınız o bakıcıyı neden kendi evinizde tutup bakmadınız babamıza. O sadece benim babam mıydı? Bakım evine vermekten arlandınız, kendiniz de bakmak istemediniz. Tabii çok onurlu, çok gururlu, çok hayırlı evlatlarsınız ya hepiniz? Herkes sizi öyle bilmeli… Babama da baktım”
Süreyya başını eğip yaklaşık beş dakika sustu. Salonda çıt çıkmıyordu. Mırıldanır gibi konuşmaya başladı. “Fikret, Akif sonra babam, sırası ile hepsini kaybettim. Sağ olun var olun, hiç olmazsa cenazelerine gelip kaldırdınız. Babamı da defnettikten sonra oturdum hesapladım, ben evleneli tam 23 yıl olmuş. Siz 23 yılda kaç ayakkabı eskittiniz. Ben sadece 4 ayakkabı eskitmişim ya sadece 4 ayakkabı… Neden? Çünkü ayakkabı giymeyi gerektirecek bir hayat yaşamadım ben. Bu 23 yılın en acı özeti bu işte, sadece 4 ayakkabı.
Salonda herkesin yüzü buruklaştı, sessizlik ağırlaştı. Süreyya’nın gözlerinden birkaç damla süzüldü.
“Şimdi toplanmış gelmiş ve hep birlikte bana soruyorsunuz: “Süreyya yalnız kaldın, neden kızının yanına gidip torunlarına bakmıyorsun?”, “Senin arkanda sorumlu olduğun kimse yok Süreyya neden kayınbabanı doktora kontrole götürmedin?”, “Neden hastanedeki yengene refakatçi kalmadın?”, “Neden yeğeninin çeyizine yardım etmedin?”, “Neden abilerinle köye gitmiyorsun?”, “Neden bayramda baklava yapmaya yardım etmiyorsun?”, “Bizlerle küstün mü yoksa Süreyya? Seni üzecek bir şey mi yaptık? Yoksa psikolojin mi bozuldu Süreyya?”, “Neden müze, sinema, dernek, toplantı, çarşı pazar gezip duruyorsun?” diye soruyorsunuz, öyle mi?”
Salonun kapısına doğru yöneldi, gülümseyerek: “Buyurun!” dedi ve eliyle dış kapıyı gösterdi: “Ben çok çok iyiyim, geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Bundan sonra tek isteğim sadece ayakkabı eskitmek. Her yılım için iki ayakkabı eskitmeyi planladım ve onları giyip dışardaki dünyayı keşfetmek istiyorum. Şimdi lütfen hepiniz dışarı buyurun. Bugüne kadar siz benim hayatımda yoktunuz, bundan sonra da ben sizi hayatımda istemiyorum.”
40 günün gösterdiği gerçek I Hamza Er
09.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
2026 Ramazan Bayramı namazı saatleri!
18.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026