metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

DİN ÜZERİNE DÜŞÜNCELER -1- / Yusuf YAVUZYILMAZ

22.04.2021

Aziz Peygamber hiç kimseye farklı inançlardan olduğu için savaş açmamıştır. Adaletsizlik, zalimlik yapana, anlaşmalara aykırı hareket edenlere savaş açmıştır.

***

İnsanların farklı yaşam felsefelerini değiştirmeye kalkmayın. Size düşen ahlâklı bir dille hakikati anlatmaktır. Unutmayın Müslümanların düşmanları kafirler değil zalimlerdir. Müslümanların şiarı kafirlerle değil zalimlerle mücadeledir.

***

Hümanistler ve seküler özgürlükçüler din Allah'a kulluğu, hümanizm ise özgürlüğü temel alır diyorlar. Oysa İslam düşüncesinde Allah'a kul olmak, özgürlüğe atılan adımdır. Bundan dolayı eşitlik, özgürlük, akıl, sorumluluk, biat gibi kavramların hangi sosyolojik paradigmanın ürünü olarak kullanıldığına dikkat etmek gerekir.
***
Bugün 1000 sene önceki çözümleri kullanan insanlar bu çözümleri üretenlerin kutlamak, dahası onları yanılmazlık payesine çıkartmaları gerekir. İnsan olarak kalsalar yanılgıya açık olacaklar. Geleceği bilmeyen insan geleceği bağlayıcı düşünceler oluşturamaz. Ne yazık ki, insanları kutsallaştırdık, Kutsal olan Kur'an boğuldu ve yoruma mahkum edildi. Araç olması gereken metinler amaç oldu.

***

Uydurma hadis Peygambere iftira atmak, yalan söylemektir. Hadisi inkar ise Peygamberi yok saymaktır. İkisinden de uzak durmak gerekir.

***

İslam inancının evrenselliğini Arap kültürünün içine hapsetmek önemli bir sorun alanıdır. Kuşkusuz İslam Arap kültürü içinde büyüyüp geliştiğinden bu kültürle iç içe girmiştir. Sanıldığı gibi Kültür ve inancın kolaylıkla ayrılması mümkün değildir. Entelektüel olarak yapılsa bile halk arasında kabullenmesi kolay değildir.

***

Hakikatin bilgisi yanılmaz bir kaynaktan gelir. Doğası gereği tarihsel, yanılgıya açık olan insan hakikatin kaynağı olmaz. Bundan dolayı dini yorumlar tartışılmaz gerçekler olamaz. Hiçbir yönetim biçimi hatasız ve ideal olamaz. İnsan hakikatin kaynağı değil, izleyicisidir. Din bu anlamda hiçbir yoruma mahkum edilemez.

***

Ebu Hanife'nin öğretisi içtihat ve anlayış bakımından devlet mezhebi olmaya elverişli değildir. Selçuklu döneminde devlet mezhebi Gazali'nin İmam Şafi ve Eşari geleneğine yaslanan bir siyasi anlayışla vücut bulmuştu.

Peki, O zaman Osmanlı devletinin Hanefiliğini nasıl açıklayacağız. Kuşkusuz Osmanlı düşüncede Hanefi, amelde ise Gazali geleneğini sürdürüyordu. Dahası Hanefilik görünümü altında kendine özgü bir Eşari- Şafi çizgisi oluşturulmuştu.

Yoksa Hanefiliğin en büyük temsilcisi olan Maturidi'nin tefsiri Hala Türkçeye çevrilemişken, Gazali İhyasının milyonlara yaklaşan satışı ve yaygınlığı nasıl izah edilebilir?

***

Bugün Türkiye'deki en büyük çelişki Ebu Hanife'yi büyük bir saygıyla anan ve Onu devletin birincil mezhebi olarak onayan zihin dünyasının Ebu Hanife'nin yenilikçi ve içtihadı önceleyen fıkıh anlayışıyla taban tabana zıt bir zihin yapısına sahip olmasıdır. Bu dinin kültürel alandaki yansımaları için de böyle. Cübbeli Ahmet'i fıkıh’ta Ebu Hanife ile yan yana düşünebilmek bile dehşet verici.

***

İslam’ın epistemolojik anlamda yenileşmesi için örnek İmam Şafi'nin kıyas metodu değil, Ebu Hanife'nin aklı temel alan istihsan yöntemi olmalıdır. Nihayetinde kıyas yöntemi, hüküm çıkarmayı öncekilerin içtihatlarına dayandırır. Düşünceye yeni ufuklar açmaktan çok eskiyi tekrar eder. Yenileşmek için takip edilecek çizgi Ebu Hanife, Maturidi, Hasan Basri, Şatibi çizgisidir.

***
Vahhabilik, İslam’ın ahlak ve saflığını başlangıçta geçerli olan ilkelere dönüştürmek niyetinde olsa da, Kur'an ve Sünnet konusunda mutlak literalizme düşmüş, bidatlerden arınma anlayışını mezarları tahrip etmek gibi bir sonuca vardırmış, yenileşme ve öze dönüş iddiası akim kalmış, İslam dışı kültürlere karşı yıkıcı ve kıyıcı davranmış, Harici İslam okumasını yaygınlaştırmış, yıkıcı, tahrip edici İŞİD tipi İslam anlayışına zemin hazırlamıştır.

***

Sosyolojik olarak yaşanan dinin kültürel boyutunun olmaması imkansızdır. Burada sorun Kültürel form ile iç içe girmiş ve bir anlamda dönüşmüş bilginin din olarak algılanmasıdır. Hiç kuşkusuz bir toplumda kabul edilmiş bir dinin zaman içinde kültürel form kazanması ve diğer toplumlarda yaşanan pratiklerden farklılaşması kaçınılmazdır. Bütün toplumlar için aynı dini pratiklerden bahsetmek zihinsel olarak anlaşılabilir olsa da pratikte mümkün değildir.

Anadolu'da gerçekleşen din -siyaset ilişkisi pratiği devasa bir ürün vermiştir. Bu ürün dikkatli bir şekilde okunup analiz edilmelidir.
Öncelikle dili ve zihniyeti siyasal spekülatif sıradanlıktan arındırmak gerekir.

***

Din-siyaset, akıl-vahiy, akıl-siyaset ilişkileri gerçekten çok boyutlu ilişkilerdir. Bu konuda gündelik siyasal taraftarlığa dayalı, üstelik nezaket sınırlarını zorlayan, bilgiden çok siyasal yandaşlığa dayanan analizler ve yorumlarla çok fazla yol alınamaz. Yapılacak olan Kur'an Öğretisinin toplumsal değişim ile ilişkisini, Peygamberin pratiğinin siyasal olan ile ilişkisini analiz etmektir. Sonra tarihsel pratiğin referans metinlerine bakmak gerekir. Gazali, İbn Rüşt, Hasan Basri, Nizamülmülk ve elbette Batı tecrübesi. Konu derin ve önemli.

***

Herkesin aynı duyarlılıkta olmasını veya sizin gibi düşünmesini beklemek gerçekliği görmezden gelmektir. Doğrusu Hz. Peygamberin söylediği gibi, insanların madenlere benzediğidir. Kişilikleri, karakterleri, dini algılayış ve yaşama pratikleri farklıdır.

***

Kader konusunun bu kadar gündeme gelmesindeki anahtar soru şudur: Yöneticiler yaptıklarından sorumlu tutulacak mı? Yöneticilerin eylemleri önceden yazılmış mıdır? Siyasal eylemin sorumlusu iktidar sahipleri mi yoksa ezelde bunu yazan Tanrı mıdır?

***

Devam Edecek…

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş