metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

BİR, ÖNÜNDE, SONSUZ SAYIDA SIFIRLAR / Dr. Ali ŞERİATİ

29.08.2022

Dr. Ali Şeriati'nin Aylık Dergi'nin Aralık 1979 13. sayısında yayınlanan bir denemesini siz okuyucularımızla paylaşıyoruz.

HerTaraf Haber

BİR, ÖNÜNDE, SONSUZ SAYIDA SIFIRLAR

Dr. Ali ŞERİATİ

Sorumluluğun bilincine varmış Müslüman, altı muhatapla konuşma sanatını öğrenmeye çalışmalıdır: Dünya aydınlarıyla, Müslüman kardeşlerimizle, kentlilerle, köylülerle, kadınlarla, çocuklarımızla.

Bu bir alıştırmadır. Zihinsel bağlantının kurulmasında, düşünsel iletişimin sağlanmasında aynı görüşü paylaşanlarla eli kalem tutanlara bir çıkış noktası göstermek, onları özendirmek amacıyla çocuklar için yazılmış bir denemedir.

Bizim çocuklarımız anlarlar.

Ademoğlu bir kez düşmesin fakir, tüm iyilikleri oluverir hakir. Bir kimsenin ağırsa darası, varsa parası, hüner sayılır onun her yüzkarası, Zevzeklikleri hikmetli sözler gibi kabul görür, iğrenç ve yersiz geğirtileri felsefe, bilim ve din olup ortalığı bürür, dahası, tatsız ve soğuk şakaları yöresindekilere huzur verir.

Uluslar da tıpkı böyledir işte.

Bir zamanlar Müslümanlar olarak biz de varlıklıydık, güçlüydük. İspanya ve İtalya üniversitelerindeki öğretim görevlileri, Avrupa'nın bütün filozofları, bütün bilim adamları ders verirken bizim mollalarımızın abalarını, cübbelerini giyiyorlardı. Kendilerini Ebu Ali Sina'ya, Razi'ye Gazzali'ye benzetmeye özeniyorlardı. Şimdilerde, bizim üniversitelerimizdeki öğretim görevlileri de giyiyorlar böyle şeyleri, ama giydiklerini yabancılardan alıyorlar. Kant'a Descartes'a öykünmeye çabalıyorlar. İspanya'nın, İtalya'nın Fransa'nın, İngiltere'nin üniversitelerindeki profesörler gibi giyinmeyi yeğ tutuyorlar.

Avrupalı Hristiyan iş adamları, bir zamanlar, işin üçkağıtçılığına kaçarak, ürettikleri malların üstüne marka olarak "Allah" lafzını kazıyorlardı. Sanki bu mal Avrupa'da üretilmiyordu; bunlar sanki Belh'in, Buhara'nın, Tus'un, Rey'in, Bağdat'ın, Şam'ın, Mısır'ın, İstanbul'un Gıranata'nın, Kurtuba'nın ve Endülüs'ün malıymış gibi piyasaya sürülüyordu. Hatta Haçlar üzerine dahi "Allah" damgası vuruluyordu.

Haçlı Seferleri yapıldı. Onlar bize kıydı, biz de onlara kıydık. Hristiyanlarla Yahudiler bir'leştiler, Müslümanlarsa yüz'leştiler. Sünnisi şiisinin canına, şiisi sünnisinin canına kasdetti; Türk Acemin canına, Acem Arabın canına, Arap Berberinin canına, Berberi Tatarın canına kasdetti. Kendi içlerinde kargaşa, düşmanlık, kin, savaşlar, cedelleşmeler aldı yürüdü yeniden; biri falancı, biri filancı, biri yukarı mahalleli, biri aşağı mahalleli, biri şeyhî, biri sufî, biri baldırıçıplak, biri sonradan görme kent soylu.

Dünya haritasını önüne ser, İran Körfezi'nden bir çizgi çek, İspanya'ya değin. Oradan da Çin'e değin bir çizgi daha çek. İşte bu üçgen İslam Ülkesi'ydi: Tek devlet, tek iman, tek Kitap.

Ya şimdi?

Aynı mezhebe mensup, aynı dili konulan, aynı yurtta yaşayan Müslümanlar, bir mescit içerisinde yedi çeşit cemaat namazı kılıyorlar.

Kardeşlerin içerisinde yetmiş iki buçuk milletin savaşı oldu; her millet İslam'ı bıraktı ve uyutucu masallar peşine takıldı, ve köhne yıkıntıların, ve kül olmuş kemiklerin. Allah'ı unuttular da toprağı Allah'ın yerine koydular.

Kafalarımızı toprakla oynamaya, kanla oynamaya, fırkalaşmaya, gruplaşmaya, anlamsız savaşlara tutuşmaya, yersiz düşüncelere kapılmaya ayarladılar. Laylaylı ninniler söyleyerek herkesi uyuttular. Batılılar ve Moğollar gibi; "geldiler, yaktılar, yıktılar, öldürdüler, sömürdüler."

Ama gitmediler!

Çünkü bizim kafalarımız ya kendi dertlerimizle doluydu ve olup bitenleri görmek istemiyorduk, ya birbirimizin canına kasdetmekle uğraşıyorduk ve göremiyorduk ya da aslımıza dönmüştük, yani cahileyeye. Biz kabirlerin peşindeydik ve zaten yoktuk ki görebilelim.

Hristiyanlarla Yahudiler bir'leştiler, biz ise yüz'leştik. Onlar paralandılar, daralandılar; bizse fakirleştik, hakirleştik.

Ne demeli bizim işlerimize?

Birtakım insanlar eski çalkantıların etkisinden henüz kurtulamadılar, dünyada nelerin olup bittiğini halâ anlamıyorlar.

Birtakım insanlar da dünyanın kimin elinde olduğunu çok iyi kavrıyorlar, kavrıyorlar ya oturmuşlar da adamları maymun gibi seyre dalmışlar. Adamların her yaptıklarını taklit ediyorlar. Bunların gözünde yalnız batılılar adamdır, çünkü batılıların paraları var, güçleri var. Bizim hiçbir şeyimiz yok, kendimiz fakir olmuşuz, iyiliklerimiz de hakir olmuş; onlarsa varsıllaşmışlar ve ağmanları sanat olmuş.

Onlar istiyorlar ki hepimiz de toptan maymunlaşalım. Onlar hepimizi bir maymun gibi yetiştirmek, her şeyimizi maymununkine çevirmek istiyorlar: üstadlarımızı, büyüklerimizi, sanatçılarımızı, düşünürlerimizi, kadınlarımızı, erkeklerimizi, yaşantımızı, kentlerimizi, ailelerimizi ve hatta çocuklarımızı.

Ancak, onlar bir şeyden korkuyorlar: ya biz artık onları taklit etmezsek? Nasıl olur da taklit etmeyiz onları? 'Anlamak' işini kendi başımıza ne zaman becerirsek!

Onlar yalnız 'anlamak'tan korkuyorlar. Onlar senin salt bedensel gelişmenden korkmazlar, niçin korksunlar? Çünkü inekten büyük olamazsın; sağarlar. Eşekten güçlü olamazsın; ağır yükler vururlar sırtına. Attan daha hızlı koşamazsın; binerler!

Onlar senin düşünmeye başlamandan korkuyorlar. Bizim yetişkinlerimizin tek bildikleri vardır, o da kimsenin etlisine sütlüsüne karışmamaktır. Bu arada çocuk da yetiştirmek gereklidir, çocuk mutlaka yetiştirilsin, hatta çocuklar her şeyi öğrensinler, ama asla düşünmesinler. O çocuklar ki tertemizdirler, çok semizdirler, irikıyımdırlar, sevinçle gülümserler, ama...

Bağışlayın!

Ne istenir bu çocuklardan? Akılları gözlerine aksın ama hiçbir zaman düşünmesinler. Yalnızca gözleriyle görsünler, kulaklarıyla da işitsinler. Niçin? Gizledikleri, sakladıkları şeyleri sen anlamayasın diye, yavaşça ve sessizce yaptıkları şeyleri sen kavramayasın diye.

Onlar her şeyi alıp götürürler, ama yaptıklarını gizli gizli yaparlar.

Çocuklarımız hırsız kara kedinin duvara tırmanıp yukarıya çıktığını, pencereden içeri girdiğini gördükleri gibi, kedinin yumuşak ve sessiz ayak seslerini de duyuyorlar.

Evet, bizim çocuklarımız her şeyi anlıyorlar; dünyada olan her şeyi, her şeyin hareketini, boşu, doluyu, bu dünyayı, öte dünyayı, çıkar için yapılanları, halk için yapılanları, Allah için yapılanları, hatta şehadeti ve tevhidi bile, ve hatta "Bir, Önünde, Sonsuz Sayıda Sıfırlar"ı bile.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş