metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

SORULAR RİSALESİ

RÜSTEM BUDAK
15.11.2021

Doğduğumuz andan itibaren hep bir arayış içindeyiz. Sorular, sorunlar, olgular, algılar, krizler, engeller etrafındaki büyük arayış ölüm anına kadar devri daim eder.
İnsanın yaratıldığı alemi kavrama, anlama, anlamlandırma, hükmetme ve bütün bunlarla hakikat ve mutluluğa ulaşmak çabası vardır. Bu hakikate ulaşma çabalarının ana temellerinden biri soru sormaktır.

İnsanın doğumundan sonra ilk sorduğu soru; Bu nedir? Gördüğü, dokunduğu, işittiği her şeyin ismini öğrenmeye çalışır veya ona isim koymaya çalışır. İlk insan Adem yaratıldığında da Allah insanlara ilk olarak isimleri öğretmişti. Bitmez tükenmez sorular peşi sıra gelir. Ardından kendi kimlik tanımını yapmaya çalışır. Ben kimim? Nasıl yaratıldım? Neden yaratıldım? sorularını sorar. Ardından varlık alemindeki konumunu ve yerini araştırmaya başlar. Bu sorular özellikle çocukluk ve gençlik döneminde doruklardadır. Ancak gençlik döneminden sonra artık hayat çizgisini belirlemiş, takip edeceği yolu öğrenmiş ve belli alışkanlıklarla hayatını çerçevesini çizmiştir. İşte bu andan sonra sorular azalmaya başlar. İnsanın sorularının muhatapları sürekli değişir, sahip olduğu ulaşabildiği tüm bilgi kaynaklarıyla sorularının cevabını arar. 
İnsan için her şey bir soru ile başlar:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(Araf-172) Allah tarafından insanlara sorulan ilk soru budur. Bu soru, bütün soruların ilk sorusuydu. Soran tarafından cevabı bilinen, sorulanın öğrenmesi için sorulan bir soruydu. Ve cevap gecikmemişti: "Evet, sen bizim Rabbimizsin." İnsan bu soruya verdiği cevap ile varlık alemindeki yerini belirlemiştir. İnsan ömrü boyunca bu sorunun cevabını arar. Cevabını ararken de yeni sorular sormaya devam eder. Bu soru ile bir yönüyle Allah insana sorumluluğunu dayatarak, bastırarak değil bizzat kendi tercihi ile belirlemiştir.Allah insana emaneti yüklerken yine insanına bunu teklif ederken soruyu sormuştur. "Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir." (Ahzab-72)
Allah insana her daim soru sormaya devam ediyor. Çünkü insan unutuyor, nefsinin ve şeytanın vesveselerine uyuyor, korkularının- arzularının- çıkarlarının- sevgilerinin esiri oluyor, gaflete dalıyor ve hakikati unutuyor. Öyle ki insanoğlu isyan ediyordu. Allah insanın yeniden hakikate dönebilmesi için onu uyandırmaya çalışıyordu. Ve bunu da ilk olarak sorularla yapmaya çalıştı. Soruları sormanın binlerce, yüzbinlerce vesilesini yarattı. Soruları bazen insanların- insanlığın vicdanına soruyor, bazen aklına, bazen de peygamberler ve ilahi kitaplar ile sorular sorduruyordu. Varlık alemindeki şahitlikler, insanlık tecrübeleri ile birlikte soruları soruyordu. Ve bu sorular sadece belli bir döneme ve mekana has değildi. Doğumundan ölümüne dek her an bu sorulara muhataptı. Çünkü sorular olmadan hakikati bulamayacaktı.
Bu bakımdan İnsan ve Melek, Allah'a sorular sorarak hakikati buldular. Şeytan ise soru sormaktan kaçınarak inkara ve isyana kalkıştı ve kaybetti. "Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu." (Bakara-30)
Kur'an-ı Kerim'de Allah’ın insanların hakikate ulaşmaları için sorduğu nice sorular vardır.
Allah insanlara her an farklı sorular sorarak istikametini belirlemeye, iradesini yönlendirmeye çalışıyor. Kur’an insanın varlık aleminin hakikatine ulaşmak için sorduğu bütün sorularına cevaplar içerir. Farklı kesimlerin sordukları sorulara Allah’ın verdiği cevaplar vardır. "İman eden bir kimse(Allah yolundan çıkarak) fasık olan kimse gibi midir?" (Secde-18)
"De ki: eğer (Allah) size bir kötülük dilese veya size bir rahmet istese (bunlara engel olmak için) Allah'tan gelenlere karşı sizi kim saklayabilir?" (Ahzab-17)
"Onlara de ki: Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir?" (Sebe-24)
"Hiç kötü işi kendisine süslü gösterilip de onu hoş gören kimse (iyi/ sevaplı iş yapan, kötülüğü sevmeyen kimseye benzer) mi?" (Fatır 8)
"Onlar kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmeleri için yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı?"(Fatır-44)
Kur'an-ı Kerim'de insanların Allah'a, insanların birbirine, peygamberlere, yöneticilere, yol göstericileri sorduğu soruların birçok örnekleri vardır.
Bu bahiste Kur'an-ı Kerim'deki iki soru örneği çok düşündürücüdür. Biri İsrailoğulları'nın kendilerine kurban etmelerinin emredildiği inek ile ilgili soruları, diğeri ise Hazreti Musa'nın yol arkadaşına sorduğu sorulardır. Kur’an’da ineğin kesilmesi emredildiğinde insanların bundan kurtulmak için sordukları sorular olduğu gibi, emredileni yapmamak için sordukları sorularla yükümlülüklerden kurtulmaya çalışanlar da olmaktadır.

Hem Peygamberimiz hem diğer peygamberler ümmetlerin sorularla eğitiyordu, sorular ile yol gösteriyordu, sorular ile düşündürüyordu, sorular ile hakikatin yolunu açıyordu.
Sorularla eğitimin en güzel örneklerinden birisi Cibril hadisi olarak bilinen hadistir.
"Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:
- Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat! dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet  etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:
- Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti. Adam:
- Şimdi de imanı anlat bana, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyurdu.
Adam tekrar:
- Doğru söyledin, diye tasdik etti ve:
- Peki ihsan nedir, onu da anlat, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.
Adam yine:
- Doğru söyledin dedi, sonra da:
- Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi.
Adam:
- O halde alâmetlerini  söyle, dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarda birbirleriyle yarışmalarıdır ” buyurdu.
Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu. Ben:
- Allah ve Resûlü bilir, dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu."
Peygamberimizin ashabıyla olan iletişiminde ve eğitiminde sorular önemli bir yer tutar:
"Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün ashabına sordu: “Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa ve o kimse bu nehirde her gün beş kez yıkansa onda kirden eser kalır mı?” Ashab-ı kiram, “Hayır, kalmaz ya Resulallah!’” dedi. Bu cevap üzerine Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah, beş vakit namazla günahları silip yok eder.
"Bir gün Allah Resûlü (s.a.s), 
Muaz b. Cebel (r.a.) ile yolculuk yaparken ona, 
“Ya Muâz! Sen, Allah’ın, kulları üzerindeki 
hakkının ne olduğunu biliyor musun?” diye 
sormuştu. Muâz b. Cebel: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” şeklinde cevap verince Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştu: “Allah’ın, kulları 
üzerindeki hakkı, kulların O’na ibadet etmeleri 
ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır. 
Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisine 
ortak koşmayan kimselere azap etmemesidir…”
Bununla birlikte insanlar peygamberlerin çağrısının niteliğini, içeriğini ve hakikatini öğrenmek için peygamberlere her daim sorular sormuşlardır. Peygamberler hayattayken kendilerine sorulan bazı sorulara direkt Allah(cc) cevap vermiştir. "İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bize karşı duran biri olmuştur. Kendi yaratılışını unutup bize örnek getirmeye kalkışıyor ve “Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?” diyor." (Yasin 77-78)
Hz. Enes’in(r.a) rivayet ettiği bir hadiste adamın biri Peygamberimize şöyle sordu: “Ey Allah’ın Resulü! kıyamet ne zamandır?” Hz. Peygamber ona soruyla cevap verdi: “Sen kıyamete ne hazırladın?” Adam şöyle cevap verdi: “Özel hiçbir hazırlığım yoktur. Ama ne var ki; ben gerçekten Allah’ı ve Peygamberini seviyorum.” Bu cevabı duyan Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle karşılık verdi. “O halde sen ahirette sevdiklerinle beraber olacaksın.”
"Nevvas bin Sem’an(r.a) isimli sahabe soruyor. ”Ey Allah’ın Resulü iyilik nedir, kötülük nedir?” Resulullah (s.a.v) cevap veriyor: “İyilik güzel ahlaktır. Kötülük -şer- ise, senin vicdanını ve içini rahatsız eden her şeydir; başkasının bilmesini istemediğin şeyler kötü olan şeylerdir.” 
"Hz. Aişe (r.a.) böyle naklediyor; Hz. Peygamberimize sordular: “Ey Allah’ın Resulü! Hangi iş -amel- Allah katında daha çok itibar görür?” Peygamberimiz(s.a.v) cevap verdiler: “Az da olsa sürekli olanı.”

İnsanın en büyük sorulan en büyük muhatabı ise Allah'tır. Enfusi ve afaki alemde sürekli olarak Allah ile iletişim halindedir ve Allah'a bitmez tükenmez bir şekilde sorular sorar. Bu soruların zaman ve mekan bağlamında geçmiş, şimdi ve gelecek ile ilgilidir. Kendi sorumluluk ve ilişkilerinin sınırlarını öğrenmek için bu soruları devamlı yeniler.
Eldeki bilgi kaynaklarını cevaplayamadığı, aklının ermediği, kalbinin kavrayamadığı soruları Allah'a sorar:
"İnsanlar sana (kıyamet) saat (in)i sorarlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah katındadır."(Ahzab- 63)
"Biz yerde (çürüyüp) kaybolduğumuz zaman yeni bir yaratılışta mı olacağız?" dediler." (Secde- 10)
İnsan insana, insan vicdana, insan akla, insanlar peygambere, peygamber insanlara, kitap insanlara, insanlar kitaba soru sormaya devam ediyor.

Sorular hakikatin anahtarlarıdır. Soru sormayanın hakikat ile bağı kopmuştur. Onun için artık gerçek öğrendikleri ve bildikleridir. Öğrendikleri ve bildiklerini sorgulama ve bunlara yeni kapılar açma ameliyesindan kaçınır, insanlar soru sordukça hakikat yeni kapıları kendilerine açılır. Çünkü her kapıdan sonra yeni bir kapı vardır, o kapının anahtarı ise sorudur. Soru sormayanın artık akıl tutulması yaşıyor demektir.
Şairin dediği gibi;
"Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?"

Soran, sorulandan üstündür. Soran; arayan, gelişen, bulmaya çalışan, unutmayan, sorumluluğu üzerine alandır. 

Sormaya utandığımız zamanlardayız. Sorarsak cahil olduğumuzu düşünürler diye sormadan yaşıyoruz. Herkes kendisinin her şeyi bildiğini zannederek yaşıyor.

Sormak aslında aynı zamanda bir hakimiyet çabasıdır. Bazı egemen sistem ve yapılar soru sorulmasından hoşnut olmazlar. Soru sorgulanmayı getirir. Sorgulama gerçeği ortaya çıkarır. Gerçeklerin ortaya çıkmasından korkanlar soru sorulmasını istemezler.

Sormak, sorumluluğa talip olmaktır. Soran kişi yeni bir sorumluluğu üzerine almaya hazır olduğunu ifade etmektedir. Soru sormayan yeni sorumluluklar üzerine almaktankaçınandır. Soru sormak, cevabının sorumluluğunu üzerine alma ve yükümlülüğünü yerine getirme zorunluluğu getirmektedir. Soru soranlardan bazıları cevaplarını aldıkları sorularının gereğini yerine getirmekten kaçınırlar.

İnsan eğitimi bütün alanlarda soruya dayalıdır soru sormayan eğitime ve öğretime talipli değildir. Öğrenci odur ki, öğrendiklerinden yeni sorular çıkarabilen ve sora bilendir. Hoca odur ki, anlattığı dersten öğrencilerinin soru sormasını sağlayabilendir. Bütün cevapları verdiğini iddia eden hoca aslında dersi anlatmıştır. Eğer öğrencilerin zihninde yeni sorular sordurabilmiş ise işte eğitim tam da o zaman gerçekleşmiştir. Eğitim sistemimiz soruları ortadan kaldırdı. Sorduğu sorularda cevabını verdiği sorular... İnsanlar bu metodla bilginin, hikmetin, anlamın özüne götürecek sorular sorma imkanından uzak bir şekilde yetişmektedirler. “Bugün öğretmenine soru sordun mu?” Erken yaşında akademik başarı elde eden bir hocaya başarısının sırrı sorulduğunda, annesinin kendisine her gün okuldan geldiğinde bu soruyu kendisine sorduğunu söyler.
Hoca- öğretmen- bilgin- alim- aydın soru sordurabilirse asli fonksiyonunu yerine getirmiş olacaktır. Bu kesimler her soruya cevap verebilen makamlar değil soru sordurup cevabını da yine kendisine buldurabilenler olmalıdırlar.

Hakikate götüren sorular olduğu gibi batıla götüren sorular da vardır. Sorunun istikametini diğer her şeyde olduğu gibi niyet belirler. Niyeti hakikatin ortaya çıkması değil örtülmesi ve unutturulması olanlar da vardır. Aldığı cevapları nefislerine ağır gelenler soru sormamış gibi davranırlar.

Sürekli soru sormak değil cevabını aldığımız soruyu yaşayıp yeni bir soruya geçmek asli olandır. Yaşanmayan ve denenmeyen sorular bazen bir kaçışın, ertelemeciliğin tezahürüdür.
Sorduğu soruların cevabını, aradığı mutluluğun karşılığını, mücadelesini verdiği davanın neticesini tam olarak görmez ve bilmez.

Bir yaşam boyu sorularla aradığı hakikati ölüm anı geldikten sonra görecektir. Ölüm ile birlikte merak ettiği bütün soruların cevabını öğrenecektir. Ölüm anı ile birlikte hakikatin kaynağını bilecektir. Ölüm anı ile birlikte bu dünyadaki büyük kavganın ve mücadelenin neticesi kendisine gösterilecektir. Ölüm anı ile birlikte gerçeği öğrenmiş olacağız. İşte asıl mesele ölüm anı gelmeden önce gerçeği görebilmek, öğrenebilmek ve yaşamaktır. Ölüm anıyla birlikte öğreneceğimiz hakikatin bize bir faydası olmayacaktır. Bu dünyadaki her an; bir hakikat bilgisi, gösterisi, tecrübesi içeriyor.
İnsan; Akl-i Selim, Kalb-i Selim ve Zevk-i Selim ile nefsine hakim olup ölüm anından önce insanlığın büyük arayışı içinde olduğu hakikati bilme fırsatı vardır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Hüseyin KOÇ | 15.11.2021 12:00
Unutmamak ve gaflete düşmemek için ne yapmalı, bu sorunun cevabı hatırlamak, zikretmek ve tefekkür etmek olabilir mi.