NÛRULLAH SARIHAN’ı Ebediyet Yolculuğuna uğurlarken..

Selahaddin Eş'in Nurullah Sarıhan Hakkındaki Yazısı:

 NÛRULLAH SARIHAN’ı Ebediyet Yolculuğuna uğurlarken..

‘Fakir’in son 33 yıllık hayatındaki en aziz arkadaşlarından, iman kardeşlerinden olan ve dünyaya ve insanlara İslâm inancının ölçüleri ve mu’min ferâsetiyle bakmaya çalışan Nûrullah Sarıhan kardeşim, iki kalb ameliyatını atlattıktan sonra, yıllar sonra tekrar sıkıntılar yaşamaya başlayınca son 40 günü aşkın bir süredir Ankara Şehir Hastanesi’nde, solunum cihazına bağlı olarak hayata tutunmaya çalıştırıldı ise de, ‘takdir-i ilâhî, vaktin tamam olduğunu hükmetmiş olduğundan, 30 Ekim 2020 Cuma günü öğle namazı vaktinde dünya hayatındaki yolculuğunu tamamlayıp perdenin öbür tarafında geçti ve ebediyet yolculuğuna çıktı.

Malatya’nın bu coşkun gönüllü, ince ruhlu, hassas kalbli, yüksek zekâvet timsali olan bu yiğit evladı kardeşimin cenazesine, 65 yaşını aşanlara salgın sebebiyle getirilen seyahat sınırlamaları sebebiyle gidemedim. Oğlu Dr. Beheştî Saruhan’ın kıldırdığı bildirilen cenaze namazından sonra, dün Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’nda ‘toprak anne’ye emanet edildi.

Allah’u Teâlâ’nın rahmetinin Onun yol arkadaşı olmasını niyaz ediyor; aile efradına, bütün yakınlarına, sevenlerine, bütün dostlarına sabırlar diliyorum.

‘İnsanlar sevdikleriyle birlikte haşrolacaklardır.’ buyrulmuştur.

****

''Ölümsüzlüğü taddık, bize ne yapsın ölüm?''

Evet, merhûm Erdem Bayezid, ‘Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm..’ diye başlayan şiirinin devamında ‘Ölümsüzlüğü taddık, bize ne yapsın ölüm?’ diyordu..

İnsanoğlu ölümü unutamamıştır. 40 asır öncelerde, bir Roma dönemi mezar taşında ‘Memento mori..’ /Ölümü düşün!’ gibi bir Latince cümle görmüştüm, bir tıb dergisinde..

Hristiyan mezarlıklarında da, ‘Ey ölüm, sen ne zaman öleceksin..’ gibi yazılara çok rastlamışımdır. Bizdeki mezar taşlarında da, çok güzel nasihatler vardır. Hele bir mezar taşında, ‘Ben de bir zamanlar Süleyman idim, âteşe rüzgara hükümrân idim.. Sanmayın Hazret-i Süleyman idim.. Galata’da Körükçü Süleyman idim..’ gibi ince espriler de vardır.

*

Müslüman için, ölüm ve hayat, Allah’ın âyetlerindendir, biz her an ölmekte, her an da hayata doğmaktayızdır. Doğduğumuz andan itibaren ölüme de adım atıyoruzdur, ve ölüm dediğimizde de, gerçekte dünya hayatındaki misafirliğimiz sona eriyor ve perdenin bu tarafından öbür tarafına geçiyoruzdur; Mesnevî’deki ilginç benzetmeyle.. Ne gelişte irademiz vardır, ne gidişte.. Bu dünya bir istasyondaki bekleme salonu hükmündedir ve orada uyumamak lâzımdır. Ama, hep o bekleme salonunun geçici zevklerine dalıp uyuya kalırız...

*

Yahyâ Kemâl, derin mânâlar taşıyan bir şiirinde,

‘Yaprak nasıl düşerse, akıp kaybolan suya..

Rûh öyle yollanır, uyanılmaz bir uykuya..

Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;

Farketmez ‘anne toprak’, ölüm mâceramızı..’

der. Elbette Müslümanlar, ‘Dünya hayatının maddî faslını tamamladıktan sonra bir daha uyanmak yok..’ diyemezler.. Yahyâ Kemâl’in ‘Sessiz Gemi’ şiiri de ne müthiş bir ölüm dersi verir.. Itrî’yi anlattığı şiirinde, ‘Onun besteleri şimdi kimbilir, gemiler geçmeyen bir ummanda çalınıyordur..’ demesi de bir ayrı şairâne söyleyiştir.

Abdulhak Hâmid’in Zincirlikuyu Mezarlığı’nın 50 yıl öncelerdeki ana giriş kapısının hemen sağındaki ilk mezar taşının üstünde de sizi, şu beyt karşılardı:

‘Bu taş, cebinime benzer ki, ayn-ı makberdir,

Dışı sükûn ile zâhir, derûnu mahşerdir.’

Bu beyti sadeleştirmek de bir ayrı sadeleştirmeyi gerektirebilir diyen bir şair dostum ise, o zaman, ‘Bu şiiri şiir diliyle şöyle anlatmalı demişti: ‘Bu taş ki, zâhiri bir makberdir; amma, bir bilsen, derûnu ne mahşerdir?’ Maksadı daha iyi anlatmıyor mu?

*

Alman ‘musteşrık’lerinden ünlü Anne-Marie Schimmel, henüz 15-16 yaşlarındayken, İslâm kültür atmosferiyle ilk tanışmasına vesile olan bir söz okur: ‘İnsanlar uykudadırlar, öldüklerinde uyanırlar.’ (Die Menschen schlafen und, wenn sie sterben, ervachen sie..‘ Schimmel’in mezar taşında hem o Arabî cümlenin aslı, hem de Almancası yazılıdır.

Ölüm üzerine onun naklettiği ve sonra Hadis-i Nebî olduğunu öğrendiği söz, evet hepsinden daha derinlikli.. Evet de, bu nasıl olur?

Paylaş