‘’okçular tepesini’’ bildiniz değil mi ?
uhut savaşında ayneyn tepesi denilen yerde
her ne olursa olsun savaş esnasında
yerlerini terk etmemeleri kesin emredilen savaşçılardan bahsediyorum .
durdukları ve tuttukları bir alan vardı ve savaşın sonucu için çok kıymetliydi.
sanki onlar
peygamber ve arkadaşları cihat meydanında büyük bir mücadele verirken sanki
kendilerini seyirci gibi zannettiler.
o ara savaş müslümanların lehine döndü ve müşrikler kaçarken meydandan
geride bırakılan ganimetlerden biz de biraz toplasak telaşı,
tuttukları /doldurdukları alanı terk etmelerine sebep verdi.
ah ki ah!
çekilince yerlerinden,
durmaları gereken yeri boşaltınca
müşrik atlı savaşçılar müslümanların arkasına dolaştılar ve….
ah hamza..!
o'zaman şöyle mi desek ;
yıllar önce okuyunca çok ilginç gelmiş ve hayret etmiştim;
görenlerin çok güzel bir bina dediği,
ama kenarda ki bir tuğlanın eksikliği nedeniyle
keşke şurasıda kapansaydı işte tam olacak diye iç geçirdikleri
o boşluğun tuğlasıyım ben !
o boşluğu ben doldurmak üzere gönderildim diyordu ya resulullah.. !
allah'ın resulü yaratılış hikayesini
varlığını doldurduğu bir boşlukla tarif ediyor.
‘hiç’lik tarif edilemez dost. varız ve varlığımız eşsizdir.
biliyorsunuz değil mi?biriciktir..!
biriciğiz arkadaşım…
evet varlığımız tek başına büyük bir mucize..
diğer yandan
esas varlığımızı değerli kılan şey
var olduğunu fark etmektir.
kainatta yaratılanların sadece insan varlığını fark eder ve
kişi bu farkındalığı bildiği sürece insan kalmaya adaydır.
değilse beşer dir.
milyarlık kalabalıklar yani…
işte şeytan da bu farkındalığını unutturmak ister.. .
insanı sıradanlaştırır değersizleştirir,amaçsız hale getirir.
biricik olmamız bir değer ise,
muadili yoksa eğer
ki yok,
dost varlığımız hayatın hangi boşluğun bir yerini karşılıyor .
orada yoksak ve hakkını vermiyorsak zamanın ve mekanın içinde
boş kalan yerleri kimler nasıl dolduruyor veya doldurabiliyor mu?
sorusu
insanlığın özelde müslümanın bence kadim bir soru ve arayış dır .
onun için bu farkındalığı olmayanlar ve
birde buldum diyenler varya!
ha onlar işte bildiniz!
valla kaybolandır!
çünkü bu arayış ölünceye kadar devam eder
sahnedeki tiyatro oyununu seyrederken,
bir an görülen ve sözü bile olmayan bir oyuncu oyunun bir karesini doldurur ,
yokluğu eksikliktir.
sonra
ışıkçıdan, oyunun müziğine hatta sahneyi temizleyenin dahil olduğu
ortalıkta görünen görünmeyen adamlardan bahsediyorum
onlarca kişinin katkı vermesi sonucu ayakta alkışlanan oyun, film vs ortaya çıkarıyor.
yani oyun sadece aktristen ve jönden ibaret değildir.
pazıl oyununun her bir parçası özeldir ve eksikliği doldurulamaz.
tamam da
ramazan veya oruç
neresinde de bu yazıda diyorsanız eğer ;
oruç tutmak
insanın
iştahına ve şehvetine sınır koyması demektir
ki ;
bu varlıklar aleminde
insanın tek irade sahibi olduğunun delilidir. .
ama,
ramazan ayının kıymeti
oruç tutulan bir ay olduğundan değildir be dost.!
esas önemi, kur'an'ın indirilmeye başlandığı
çok özel bir aydır ve
yaratıcı bu ayda başlayan peygambere hitabıyla
allah insana kendi varlığını fark ettirir.
‘irade’ sahiplerine seslenir ve yaratılış amacının ne olduğunu işaret eder..
peki ramazanda
oruç niye var derseniz eğer ;
iştahın ve şehvetin esiri olan bir kalbin
çalkantılı hali
indirilen aziz kitabın
anlaşılmasına engel oluyordur da onun için oruçluyuz dur bu ayda belki de!
kimbilir!
‘’(o sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi,
doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın
apaçık delilleri olarak kur’an’ın kendisinde indirildiği ramazan ayıdır.
Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.’’ (bakara 185)
dost
"bir 'mıh' savaş kaybettirir" derler!
müslüman için hayat
sadece kendisinin dolduracağı
boşluğu aranma telaşıdır
ve biz o oyunda! biricigiz.
ramazan ayı kur'an ayıdır ve
bu arayışın
işaret taşları orda yazılıdır.
valla..!
dilim dönse de şu
biricik olmakla
birey olmanın hikayesini konuşsak
sonra..
belki…
Not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.