metrika yandex

Obezleşen “İslami” Hareketlerin Fikir Fukaralığı ve Sonuçları Üzerine - 4

12.01.2020
Mehmet Yaşar SOYALAN

4. Bölüm

Peki, Şimdi Ne Olacak?

Çok karanlık bir tablo çizdiğimin farkındayım: görmek istemesek de gerçeğin bu şekilde olduğunu düşünüyorum ve en az 30 yıllık bir süreç içerisinde Müslüman coğrafyada, Müslüman bireylerin oluşturduğu siyasi ve sosyal hareketlerin iktidarını mümkün görmüyorum. Çünkü yüz yıldır uygulana gelen yol ve yöntemler iflas etti ve Aydınlanmacı küresel eğitim sistemi yeni insan modelleri ürettiği için genç kuşaklar zaten bu oluşumlara artık yüz vermiyor ve onlar da küresel bireylere dönüşmüş durumdalar. Dolayısıyla Müslümanlar fark etmeseler de yeni bir döneme/ çağa girilmiş durumda. (Bu yeni dönemi, Küresel Tanrı Küresel Din ve Küresel İnsan (Yetkin Düşünce Dergisi s.2) isimli makalemde detaylı bir şekilde anlattığımı düşünüyorum, bu nedenle burada detaya girmiyorum.)

Aydınlanmacı küresel sistem kendisini bu yeni teknolojik dönemin şartlarına göre kodlamış durumda ve bölgesel ilişkileri de artık bu çerçevede götürüyor, eski iletişim ve yönetişim biçimlerini önemsemiyor: bu yeni bir durum. Bu yeni durum ne kadar, kaç yüz yıl sürer bilemiyorum. Gördüğüm bu yeni durumu, Müslümanların veya başka dini veya fikri yaklaşımın değiştiremeyeceğidir: en azından bugünün gerçekliğinde böyle olduğunu düşünüyorum. Aydınlanmacı küresel sistemin kendi iç çıkmazları ve sorunları nedeniyle kendisini yok etmesini de yok saymıyorum: o durumda bile son fiskeyi vuracak bir fikriyatın bulunması gerekliliği de işin başka bir yönü. Hz. Süleyman’ın iktidarının yıkılması bile bir vesileye bağlı olduğunu unutmayalım:

“Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. …” (Sebe:34/14)

Bu yeni durum Müslüman coğrafyanın klasik siyasi ve sosyal yapılarını açığa düşürüyor. Anladığım kadarıyla da küresel sistem kendi ağını örerken bu siyasi hareketleri kendi haline bırakmış durumda: “nasıl olsa sayılı günleri var” diyordur…  

Müslüman coğrafyanın sakinleri bu yeni durumun ne zaman farkına varırlar ve kendilerini buna göre nasıl hazırlarlar bilemiyorum. Ancak bugün itibari ile Müslüman bireylerin (elbette örgütlü yapıların da) bu yeni duruma verecek bir cevaplarının (ne fikri anlamda ne de siyasi anlamda) olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Müslümanların düşünme biçimlerinin ve bu düşünce ekseninde ürettikleri şeylerin derde deva olacağını sanmıyorum: daha doğrusu şu an için özgün bir Müslüman fikriyatının olmadığı kanaatindeyim. Müslümanların mevcut varlık tasavvurlarının (Tanrı, evren, insan, bilgi ve eğitim tasavvurlarının) böyle bir şeye imkân vermeyeceğini düşünüyorum: zaten bu tasavvurların Müslümanları getirdiği yer ortada ve hâlihazırdaki durum biraz da bu tasavvurun eseri.

“Müslüman coğrafyada Müslümanlar en az “30 yıl” iktidar yüzü göremezler” dememin nedeni, öncelikle Müslüman coğrafyadaki genç kuşakların İslam’dan fikren koptuklarını, din, kültür, gelenek ve ideoloji olarak da İslam’dan uzaklaşmaya başladıklarını müşahede etmem ve her şey yolunda gittiğinde en az iki kuşak boyunca mevcut nesillerin, Müslümanların öncülüğündeki siyasi hareketlere ve örgütsel yapılara meyletmeyecekleri, onlardan uzak duracakları yönündeki tespitlerimdir.

Bu durumun aynı zamanda onların din ve toplum algılarında da önemli değişiklikler ortaya çıkaracak. Bu öngörülerimin çok değil beş-on yıl içerisinde daha net bir şekilde bütün yansımaları ile birlikte görüleceğini düşünüyorum: her şey de olduğu gibi duruma tepki olarak veya tehlikenin boyutu anlaşılınca bazı yeni fikri oluşumların ortaya çıkma ihtimalini de yok saymıyorum.

Sonuçta bu kuşaklar da yaşayarak öğrenecekler; ne olacaklarına bu süreçte karar verecekler. Bu otuz yılda yaşanacak şeyler ve bu arada Müslüman entelektüellerin ve ilim adamlarının otaya koyacakları fikri ve düşünsel yaklaşımlar, bu otuz yılın daha fazla uzayıp uzamayacağına karar verecek. Yeni bir ümidin ancak küresel sistemin dışına çıkılarak bir bakış açısı ortaya konulabilmesi ile mümkün olacaktır diye düşünüyorum; bu durumu uzak bir ihtimal olarak görsem de tek çıkış yolunun bu olduğu kanaatindeyim.

Bu otuz yıllık süreçte bir Müslüman fikriyatı ortaya çıkarılabilir ve İslam tekrar insanlığın ümidi haline getirilebilirse bu otuz yıllık sürgün daha fazla uzamayabilir: değilse olacak olanı tahayyül etmekte zorlanıyorum. Anlattığım bir korku filmi değil; yaşadıklarımız, yaşayacaklarımız.

SON.

Yazının ilk bölümleri için aşağıdaki linki tıklayınız:

obezlesen-islami-hareketlerin-fikir-fukaraligi-ve-sonuclari-uzerine--1-

obezlesen-islami-hareketlerin-fikir-fukaraligi-ve-sonuclari-uzerine--2-

http://hertaraf.com/koseyazisi-obezlesen-islami-hareketlerin-fikir-fukaraligi-ve-sonuclari-uzerine--3-1263

"Bu makale, Aynı zamanda , Yetkin Düşünce Dergisi'nin 2019 Ekim - Kasım - Aralık  (2. yıl, 8.sayı)  sayısında yayınlanmıştır."

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Reşat YILDIZ

30.01.2020

Seçilmiş bir ümmetin fertleri olan bizlerin bilinçaltında tüm canlılığıyla yaşayan "bu ülkeyi ancak ve ancak Müslümanlar, dünyayı da Türkler kurtarır" inancını yıkmak için hareketlendirilmiş İslamimsi hareketler elbette boşa çıkacaktı. Bu ümmetin söz sahibi olduğu, sözünün dinlendiği asırlarda bizi besleyen kaynaklarımızdan hareket almak gerektiğinin yegane çıkış yolumuz olacağı hakikatinin akıllarda yer edineceği günlerin geleceği umuduyla.
Halit ATAOĞLU

25.01.2020

Anlayana............