“abi” diyordu büyük bir üzüntüyle, “bu öyle bir şey ki rıza abi
işin çırağı, kalfası, ustası, en son patronu oldum.
aklım, enerjim, bilgim, 30 yıllık tecrübemle
şehrin en güzel caddesinin en güzel yerinden dükkanı kiraladım,
en ince detayına varıncaya kadar hesap edip işe girdim.
2 yılda piyasayı adeta süpürdük. o ara dükkan satışa çıktı
büyük borç altına girip satın aldım. bağlantılar yapıp işi büyüttüm
sonra, sonra işte! belediye tam dükkanımın önünden geçen yola üst geçit yaptı,
yaya trafiğini de, görünür olmayı da kesip attı.
her şey elimde patladı. çok kötü battım
ah abi! bu nasıl bir şey böyle, de bi hele!” diyordu lakabı jilet olan esnaf rüstem!
o zaman buyrun “o nasıl bir şeyi”
konuşalım dost:
rızık insan hayatı akışında en çok telaşının olduğu alandır.
arza sürüldüğümüz günden bu yana
hiç duraksamadan hangi coğrafyanın ve kültürün insanları olursak olalım hiç fark etmez
rızkımızın peşi sıra koşar yoruluruz.
modern zamanların bizleri kuşatmadığı eski yıllarda
insanlık olarak avcılıkla tarım ve ticaretle meşgul olurken
rızık elde etmede göğün bir sahibi olduğunu
pratik hayatta bire bir hissettiğimiz zamanlardı
toprağa atılan tohumun başağa durması ve mahsul alınması için
veya ava çıkıp ailesine yiyecek getirenin
kendi avcılık becerisi dışında ava ulaşmanın
veya ticaret erbabı işte
kendi esnaflığının ve imkanların çok daha ötesinde
bir ‘gücün’ işe müdahil olduğunu bilir ve onun için de dualar ederdik
sonraları rızık elde etmenin insan aklı, becerisi, çalışması ile ilgili olduğunu zannettiğimiz modern zamanlara geldik.
işin bizimle ilgili sünnetullah kısmını çözdükçe
yani ilgili yerleşik Allah’ın kanunlarını buldukça
rızka ulaşmanın künhüne vakıf olduk zannı oluştu insanlarda. ah ki ah!
haşere için toprağa ilaç, gökten düşecek yağmur yerine sulama,
tohum kalitesi, gübre falan işte
rekolteyi arttırınca sanki her şey bizde bitiyor gibi anlayışa vardık
hepsi hepsi gökten düşecek bir doluya bakarken hem de.
ticarette reklam ve benzeri kapitalist zihniyetin gereğini işleyince
malın son tüketiciye ulaşma yollarını keşfederken
‘ticari deha’ olmak rızkın kapılarını sonuna kadar açar zannettik
çocukların yks’de yüzde birlik başarısı
çok paralı bol rızkı olan meslek sıralamasını getirmesi zenginlik için yeter kabul ettik. halbuki okul başarısı olmayan ama genç yaşta hayata atılan
bir hacı emminin fabrikasında mühendis olarak çalışmasının ne anlama geldiğinin
hesabı hiç olmadı bizde…
bu göğe kapalı inanış gavurun aklıdır ve
kazandığını kendi beceri ve gayretiyle olduğu anlayışını getirdi.
ben kazandım, akıllıyım, güçlüyüm, ‘türküm çalışkanım!’ özür bu ilgisiz oldu
hak benim işte diyen o tanrısal anlayış sahibi oluverdiler.
“kimseye malımı koklatmam. benim yani!”
bu konuda en aşağılık anlayışın sahibi olanlar kim? derseniz
liberal denilen akıldır. modern zamanın en acımasız kesimleridir.
onlara göre fukara olan tembel varlıklardır asimile edilmesi ve doğal seleksiyonla toplumdan yok edilmesi gereken kene diye tarif ettikleri kalabalıklar olarak görürler.
onun içindir devlet katkısı ve sosyal yardım veya fukaraya el uzatma
bu kesimin kabul etmediği davranışlardır
müslüman aklına gelince:
insanın kendi çabasıyla rızkı kazanması esasında ihmal edilir küsurat sınıfındandır
olmadı mı dost?
çok mu tabandan vurdum yoksa.
o zaman şöyle diyeyim;
“kendi bahçene girdiğin zaman:
bu Allah’tandır, benim kuvvetimle değil, Allah’ın kuvvetiyle olmuştur deseydin ya!” kehf 39
veya
“bahçe sahiplerinin başına gelenlerin” kıssasını kitaptan bence bir daha okuyun derim.
haydi biraz açalım;
“kitap”taki rızık meselesi anlatılırken valla!
a’dan z’ye istisnası yoktur
rızık işini Allah kendinin üstlendiğini söyler.
“siz şöyle yaparsanız rızkınız böyle olur” diye bir ayet ben hiç okumadım.
bilen varsa düzeltsin.
çok ilginç olan; ayetlere rağmen bizim duruşumuz
rabbimin üstlendiği rızka karşı bir o kadar güvensiz ve dertli ve kaygılıyız
ama maddi manevi yapmamız emredilen,
yapıldığı vakit bizim yaptıklarımıza göre şekil alacak sayısız işimiz var.
onlar için duyarsızlık ve rahatlık tam bir aymazlıktır.
“ama çalışmak didinmek rızık için şart” der gibi baktın dost
yoo! hiç de öyle değil. gerekli şart falan değil. sadece bunun adı aramaktır.
arayan bulur. doğru. ama arayınca bulacaksın diye bir şey yoktur.
bize ayrılana ulaşırız sadece o kadar.
alim bir zata sormuşlar:
ahmağın bol rızıklar içinde, akıllı adamın darlık içinde olmasının hikmeti nedir?
şöyle cevap vermiş:
Allah, kendini bildirmek için böyle yapmıştır. zira her akıllı rızıklanırsa ve
her ahmak mahrum olsa, herkes akıllıyı, aklının rızıklandırdığını sanacaktır.
bunun aksini görünce, rızkı verenin başkası olduğu bilinir.
taha süresinin son ayetlerinde öyle naif bir uyarı var ki;
gavur çalıştı kazandı diyenlere gelsin:
“kendilerine sınamak için dünya hayatının süsünü bol verdiğimiz kimselere sakın göz dikme. Allah'ın ahiretteki rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.”
ökkeş sözü en güzeliyle bağladı;
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
sebe 36
yani diyor ki mustafam!
“de ki: rabbim dilediğine rızkı bol verir, dilediğine az verir.
ne var ki,
insanların çoğu bu gerçeği bilmez.”
dedi sustu…
Mısır Darbesi ve Şehitler Unutulmadı
13.07.2026
PARANIN DİNİ İMANI YOK MU?|YUSUF YAVUZYILMAZ
14.07.2026
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
Fetö'nün Çaldığı En Değerli Şey AHMET GÜRBÜZ 13.07.2026
AMERİKA, NATO VE TÜRKİYE YUSUF YAVUZYILMAZ 11.07.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 7 ÜSTÜN BOL 19.06.2026
Kemal Tahir: Yerli Romanın Büyük Ustası Onur TAN 30.06.2026