metrika yandex

YOLDA UNUTULANLAR

22.05.2020
Mustafa AKMEŞE

siyah beyaz yıllar...

facit makinesinin döndürüldüğü kaba ekonomik günler…
şoray kanunlarının olduğu,
cinselliğe, sadece arka mahallenin sinema afişlerinde
görecek kadar yakın olan zamanlar.

gençlerin, ‘ablamın (kız demek istiyor) ellerine bak be’
diyerek laf atılan karşı cins yakınlıkları işte!
yani demem o ki;
mahalle bekçisinin ismimizle bizi çağırdığı,
kaybolunca,
üç mahalle ötesi teyzelerin, amcaların,
“evlat evdekilere selam söyle’’ dediği yakınlıkları olan küçük dünyalar işte...

o yıllarda, çocukluktan ergenliğe kadar
geçen süre içinde tanış olunan cinselliği
bir kenara koyun,
bugünün bebekleri sussun diye
eline sıkıştırılan telefondan
bir günde maruz kalıyorlar...

caddeler ancak karhane sokaklarında
görülecek taşkınlıklarla dolmuş, taşmış
telefon ve tabletlerin içinde kaybedilmiş bir nesil var,
yok hükmünde...

gelecek kaygı ve korkusu işin cabası.
gün doğarken boşalan evler,
çocuklar kreş veya bakıcıların insafına bırakılmış...
bir de, 18 yaşlarında girecegi sınavın
yollarında kayıp olanlar var ki... ah!

abdullah bey,
şu bizim hacı rafığı olan,
dün iş için birlikte İstanbul’daydık..
kızı meryem'i de görmeden gelmek olmazdı elbette.
ne zor yıllardı!
geceli gündüzlü, okul-dershane arasında koşturan,
boyunu aşan soru bankaları arasında unutulan kızıydı işte...
tam 15 yıl... dile kolay.
tüketilen çocuksu hayaller olsa da,
keyf gıcırdı...

meryem ...

öylesine bir yarışta,
sakin, sessiz, biraz durgun, belki mutsuzdu ama olsun...
okulun kapısına gitti. sürpriz yapmak için
meryem'in üçüncü yılıydı üniversitede...
……….

hanımı karşıladı geç vakit.
yoldaşı, abdullah’ı...
sakalını sıvazlıyordu çaresiz,
niye kısacık bıyıklarını dişleriyle gevmek isterdi ki insan?
dudağı yara içindeydi...

O!
O MUYDU O...

“evet
meryem’di,
ta kendisi,
başına şöyle atıverilen bir şal kondurmuş,
sonra dar pantolon ve
üzerinde kabasını yarım yamalak örten bir gömlek
hepsi o...
ellerinde bir genç adam eli...
güzel yüzlü, sakallı, ellerini tutmuş sımsıkı...
sonra “meryem’de hiç görmediğim
bir mutluluk sarmış sanki yüzünü”
dedi.

“ah!” dedi Rabia ana ah!
bir hıçkırık tuttu ve farkında olmadan
istemsiz okşarken karnını merhametle
“ah meryem!” diye inledi.

rabia ana,
yapma öyle...

yapma! ..
ağlatma adamı
Allah aşkına!
aglatma…

ey kenardan bakan erkek babası,
senin ahmet,
hani,
erkek çocuktur, bırakın yapsın, bırakın etsin diye büyütülen var ya,
okulun en güzelini sevgili yapmış
haberin var mı?
kız seslenirken gevşek gevşek ‘ahmeeet’ diyor
bilesin!

Hayır, hayır! bakma öyle dost... yanlış anladın...
öyle çok unutulan var ki yollarda. sadece canpareleri söylerim.
gelecek kaygısıyla, rızık endişesiyle, unutulanlar işte, bilirsin...

bu nasıl bir bilincin dua olarak dile düşmesi Yarabbi
“Rabbimiz: bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller ver ve
bizi muttakilere önderler eyle’’
"beni ve neslimi namaz kılanlardan eyle”

bu telaş  dillere ne kadar düştü sence...
hadi dillere düştü diyelim...

yollarına ne kadar iz oldu ki bu söz/dua
veya,
hangi yolun tozunu yuttu ‘unutulanlar’
onu derim...

"çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın
zira onlar size benzeyecektir.
kendinizi terbiye edin yeter" der
ibn'i haldun...

bakma öyle, bakmaaa!..

ey yolcu

yürüme,
dur orda,
bu yolda bir eksiklik, bir hafiflik
sanki yolda unutulanlar var...
farkettin mi?
sen düşün bi  hele,
kimler nerelerde,
kiminle nasıl unuttuklarını
dahası,
hangi meşguliyetler
hangi endişe, korkular çökünce yola,
hangi  canpareler
unutuldu yollarda.
düşün…
düşün bakalım…

belki sözümüz olur haftaya
belki...


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır. Her hakkı okuyucuya aittir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş