"Kur'an "zû vücûh"tur." dindarlık …(2)

dini,dindarı ve dindarlığı
konuşmanın kolay olmadığını biliyorum.
dedik ya ;
"körlerin tarifini konuşacağız." 
daha ilginç olan 
çok büyük bir inanç sahibi kalabalık
"ne münasebet ben kör falan değilim" diyor. 
"gördüm, bildim, erdim" falan diyen bir kitleyle kutsalı konuşmak çok daha zor.
 
bazıları kör de 
biz görenlerdeniz falan da demiyoruz.
sadece nasıl aydınlanır ki ‘’yolumuz’’ diyen bir telaşımız var...
onun için lütfen, istirham ediyorum,
şu elimizde tuttuğumuz bayrağı! sallamayı bırakıp
teenliyle konuşalım.zıplamadan… 
bayrağın sapının kör tarafını 
kafamıza kafamıza vurmadan konuşalım.
hayret etmek serbest .
çünkü hayret eden akılda ümit vardır.
 
konuşulan konu din olunca işin ucunda cennet ve cehennem var demektir.
yani din ciddi bir şeydir 
ve ancak ciddi adamlar/kadınlar dinini ciddiye alır.
dolayısıyla "dinle" ilgili bizi hayrete düşüren ne okur veya duyarsak 
vay! zındık, döküle kalasıca, sapık, gavur ,diye başlayan tepkiler vermeden! 
yav! çok ilginç diye kulak kabartmak 
körler dünyamızı! biraz da olsa aydınlatacaktır .
sapıtırım diye de korkmak 
insanın iman konusunda kendisinden şüphesi var anlamına gelir sanki.. !
 
dost, deryadan kabın kadar alır doldurursun. . 
testin kadar yani. ilginç olan bırakın testisini doldurmayı 
testisi boşken bile deryayı yüklenmiş gibi bildiğini zannetmek 
ne büyük bir gaflet gerisini siz düşünün artık… 
edep iyidir.
din deryadır ve inanın derya'dan testimiz kadar nasipleniriz.
 
burnunu devasa büyük bir resme dayayan adamın gördüğü kısım 
bir resmin geneline göre ne kadar olabilir ki? 
ağacı görünce ormanı gördüm demek ne derece gerçekci ki..
bir adım geriye veya 10 adım geriye gidince resimle ilgili kanaatleri insanın nasıl değişirse 
bir o'kadar önemli olan da 
başka bir aklın gördüğüne kulak kabartmak ve duymaya çalışmak 
ana resmi daha iyi görme ve daha iyi anlamaktır ki bu; 
dini ve dindarlığı anlamakta büyük bir değer ifadesidir.
 
lafı çok dolaştırdım biliyorum.sabır dost anca beceriyorum ..
o'zaman hadi şu 
din dediğimiz şey ne? ona bi baksak ya.! .
 
din allah tarafından 
aramızdan seçilen en "iyimize" indirilen ve 
muhatabı da tüm insanlık olan allah kelamı.
 
onun için "dinin"  
ve onun indiği yer olan "insan" ve kalbinin 
mahiyeti iyi anlaşılmalı ki 
dindarlığı anlayalım..
 
önce dinin mahiyetinden konuşalım:
sahi din sonuçta iki ana kaynağı var.
bir kuran iki hadis.
 
kuran ve hadis sonuçta elimizde yolumuzu bulmak için tek olan bir bilgi deposu..
olmadı mı? tamam zıplamayalım! .
yani hazır edilmiş ve yutulmaya hazır ilaç gibi değil diyorum.
neye benziyor;
sanki, hani bir ilaç elde etmek için elinizde bulunan devasa attar malzemesi olur ya!
ha! öyle bir şey işte.. o malzemeden 
her türlü hastalığa deva olacak ilaç yapacak hekimin durumu gibidir bizim halimiz.
 
"tamam da kardeşim :
‘’apaçık ayetlerden oluşmuştur kur'an"’’ der gibisiniz 
duydum seni dost.! 
"apaçık indirilen' şey inkarcı zihniyetin iddialarına karşı açık olandır! uluhiyet, ubudiyet, rububiyet, ahiret ve risalet.. 
 ki; bunlar bir dinin temel köşe taşlarıdır 
orda bi sorun yok.
 
sorun dindarlıkta. 
yani dine girdikten sonra 
insanın yürüdüğü yol üzerindeki işaret taşlarıyla ilgili.
 
dinin en önemli kaynağı kur'an'ın anlaşılmasının sanıldığının aksine kolay falan değildir. 
gerek arapca dilinin yapısından
 gerekse ayetlerin çoğunun müteşabih olması ve 
kur'an'ın bilinen bir kitap formatında olmaması, 
15 asır öncesi bir tarihi gerçekliği, 
ayetlerin çoğunun nüzul sebebinin bilinmemesi veya 
bilinellerin bazılarının sıhhatinin sorunlu vs olması nedeniyle 
dini çok farklı anlaşılmaya müsait hale getiriyor. ve yorum yapıyoruz… ah ki ah! 
öyle işte… yorum yapıyoruz..!
 
müslümanların tarihinde ilk kırılma anı hariciler'dir biliyorsunuz.
adamlar dindarlıkta baksanız uçuyorlar.!
namaz kılmaktan alınlarının nasır bağladığı, allah için ölüme düğüne gider gibi 
savaşan adamlar bunlar.
kim samimiyetlerinden kuşku duyar ki? 
"bulmuş" olanlar, yani "kesin inanç" sahipleri… kendi dışında ki müslümanları tekfir eden hastalıklı inancın ilk temsilcileri.. 
sonra kur'an hafızıdır kendileri…
 
hz. ali; (r.a), haricîler'le münakaşa ve münazara etmesi için abdullah b. abbas (r.a)'ı görevlendirir ve ona şöyle der: 
- "onlarla tartışırken kur'an'dan değil sünnetlerden delil getir." 
ibn abbas; (r.a) der ki: 
- "ey mü'minlerin emiri! biz, peygamber (s.a.v)'ın akrabalarıyız, amca çocuklarıyız. kur'an bizim evlerimizde nazil oldu. dolayısıyla hangi ayetin hangi olay hakkında nazil olduğunu ve hangi ayetin ne anlattığını iyi biliriz." 
hz. ali'nin (r.a) cevabı çok ilginçtir. der ki: 
- "evet, doğru söylüyorsun; biz bunları herkesten daha iyi biliriz. 
ama tartışmayı sadece Kur'an ile sınırlı tutarsan, bir netice alamazsın. 
çünkü kur'an "zû vücûh"tur." 
yani kur'an ayetleri pek çok manaya ihtimallidir. 
yahut kur'an'dan, onların da kendi görüşlerine delil olarak getirebilecekleri 
ayetler bulmaları kolaydır. 
onun için kur'an'ın beyanı olan ve murad-ı ilahîyi yakalamanın vazgeçilmez unsuru 
olan sünnet'i delil getir. "
 
derken hz ali, kur'an'ı okuyanın farklı anlamaya müsait yapısını çok güzel izah ediyordu… 
 
kur'an öyle de hadis farklı mı.? 
bir tık işte! 
kur'an'a göre daha anlaşılması kolay.. 
ama bir tık.. o'kadar! 
 
nerden mi belli? 
 
haftaya inşallah.. 
" dindarlık" okumalarına devam 
şüveyye şüveyye… 
 
 
Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, 
dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
Paylaş