top sekmişse eğer!

 

sporda nankörlük konuşulacaksa 
futbol kaleciliği en nankör oyunculuktur. 
sahadaki golcü bir futbolcu
sayısız gol kaçırır sonra 90 dakikaya bir gol sıkıştırır omuzlarda taşınır. 
maçı alan adamdır, kral yani...

kalecilik öyle mi ya! 
sayısız gollük atağa geçit vermezseniz, 
bir anlık gaflete düşer gol sebebi verecek hata yaparsınız, 
seyircinin de takım arkadaşlarınızın da küfürlü hakaretini yersiniz... 
maçı satan adamsınızdır 
kaleci arkadaşlar o stres nedeniyle olacak psikolojileri çok zaman sorunlu olur. 
taşıdıkları yük yorar adamı. yani biraz kırık! arkadaşlardır...
tecrübeyle sabittir... bilirim topu demiştim...
 
onun içindir 
idmanları en ağır olan esasında kalecilerindir iki tane özel kaleci çalıştırıcısı olur.
neyi çalıştırır derseniz eğer;
oyuncuya veya kale direğine çarpan, zemine değen, hızlanan, su birikintisine takılıp yavaşlayan 
her türlü yön değiştiren topa zamanında ve gerekli müdahaleyi yapacak 
idmana tabii tutarlar... uzun çok yorucu çalışmanın sonucunda 
kaleci hisleri çok güçlü olur. topa ezbere refleks gösterirler.
iyi kaleci olmak sadece genlerde saklı değildir...
çok çalışmak tecrübe sahibi yapar, terlemek gerekir işte... 

olmadı mı? 
şöyle diyelim o zaman;
beklenmedik ani sürpriz olan olaylarda nasıl davranıyorsunuz ona bakmalı.
adamın kalitelisi oradan ortaya çıkar.
çok ağır bir travma yani üzüntü, korku veya çok büyük bir mutluluk anlarında 
yani top sekmişse eğer diyorum 
ne yapıyorsunuz veya muhatabınız ne yapıyor siz ona bakın...
ezbere rutine binen davranışlar kişinin kalibresini gizler, yanıltır, göstermez.
ne bileyim işte
bir büyük acı sarmalar sizi çeker alır içine dünyanız kararır ya!
deprem gibi! afet gibi! 
veya 
duyarsınız işte "adamın cebi beklenmedik bir şekilde para görünce bi hal oldu" falan 
veya birden sürpriz makama sahip olur arkadaş…
of ki of! 

dili dönenlerin söylediği kadarıyla;
"kimse denenmediği günahın masumu değildir" 
veya 
“adama işlemediği günahın evliyası olmak kolaydır” diyorlar ya! 
 bu durum 
çekici bir o kadar da konfor verir kişiye... 
ta ki denenecek zaman gelip çatmışsa eğer  
yani beklenmedik bir anda top kucağınıza sıçramışsa 
o anlarda 
“iyi adamların” refleksleri de iyi olur 
onu derim… 

yani 
bilinmez olan bir şey karşısında ne yapacağınızı bilmemek değil benim dikkat çektiğim 
tam aksine herkesin bildiği şeyin aniden başımıza geldiğinde 
o ara tercihlerimiz nedeniyle,
nefsinizle karşı karşıya kalmaktan bahsediyorum.

kişinin sürpriz bir imtihanla nasıl kıvrandığını görür veya bizzat hissedersiniz.
işte o ara 
talihsiz bir jest bir kelime veya bakış acemiliğini ortaya saçar 
kötü bir davranış, kötü bir söz,
balık yüklü ağa takılan sivri bir kaya,
eşsiz bir müzik resitalinde yanlış basılan nota gibidir.
sırıtır kalır ortalık yerde...

"güzel adamlar"dan olmak için 
zor anlarda veya sürpriz büyük çıkarlar elde edecek kavuşmalarda 
sükunetimizi kaybetmemek 
en yakınlarınıza veya şahsınıza zarar olacağını bile bilseniz 
hakikatin yanında durmaktır. 
ideolojik taraftarlığınız insanlığınızın kaybına neden olabilir. 
kolay değildir be dost, valla değildir! 
ve çok emek isteyen bir kalbi hazırlık gerekir. 
hayır hayır! 
benim dediğim sadece okumakla kazanılacak bir durum değil. 
bilgi eşsiz katkılar sunar insana. ama bilgi her şey de değildir, 
olmadığı da ortada. çok zaman
"kitap yüklü eşekler" olmak vardır, bilirsiniz… 

ne yapmalı diyorsanız eğer;

kalbin sekineti, 
mutmain olmuş bir kalp diyorum 
kulun musibet anında savrulmamasıdır. 
elbette acının yüreğimizi yaktığı anlar olacak 
aziz peygamber 
oğlunu toprağa kendi eliyle verirken 
yere çömelmiş gözyaşları mübarek yanaklarını ıslatırken 
"gönül hüzünlenir gözler yaş döker" deyişi var ya! öyle bir şey işte... 

kalbin
taşkınlık yapmaması, dingin kalması diyorum  büyük bir emeğin sonucudur. 
bu emek:
bilinen kişisel rutin ibadetlerle, tesbihatımız, namazlarımız, bulunduğunuz sosyal çevre 
bire bir etkilerken bence daha da önemlisi;

istikamet üzere hiç ayrılmadan, 
hayatın gayesini unutmadan,
ulaşılacak menzili 

yani kıblemizi hiç değiştirmeden diyorum 
ufak ufak düşe kalka, hayatın tam da içinde, merkezinde olan bir mücadele gerektiriyor. 
hatalarımızdan ders almayı bilmek
ve benzer hatanın sahiplerinin tecrübelerinden 
bizim için iyi dersler çıkarmak 
"hayatın çemberinden geçmektir!"
ve bu olgunluk 

zor anlarda hayatın sürpriz getirdiklerine karşı 
kişiyi doğru yerde durdurmaya katkısı eşsizdir. 

soğan kabuğunda geçen bir ömrün kalpte bıraktığı tecrübe olsa ne olur ki? 

yaratılış gayesini dert etmeyen, yürüdüğü yolun kişiyi nerelere götürdüğünü sorgulamayan 
ne kendi varoluşunun sebebini bulur, 
ne hayattaki dolduracağı boşluğu fark eder, 

ey kalp sahipleri!, orada mısınız? 
hakikatin tek sahibi vardır o da “hak”tır, Allahtır…
bizim için gelecek zaman yoktur.
an itibariyle ne olacağını kim bilebilir ki.
öyleyken 
ne yapalım bir de hayatın bir gerçeği var diye realiteye teslim olmak 
istikametimizi kaybetmektir 

bu bilin ki dost kalbinin sesini unutanların işidir… 

meczup 
elini göğsünün üzerine koydu ve kalbini sakinleştirdi 
sonra yavaşça;

"arzın derinlerinden gelen sesten 
korkun! 
ama daha çok 
kalbinizin sesini duyamaz olmaktan 
korkun" 
dedi ve sustu

Paylaş