“tayyip” sadece “tayyip bey” değildir!

toplumsal değişimi için
"toplumun nefislerde olanı değiştirirse
allah’ın değişimi sağlayacak" olması
bir "yasa"dır, yani sünnetullahtır.

bu 'yasa'ya göre
biz müslümanlar darbeci olamayız.
yukarıdan dayatılan bir değişim toplumsal değişim değil, kol burkmadır.
sadece bedenlere hükmeder, kalplere değil...
yani devrimci değil ıslah edicileriz.
öyle olunca toplumun “ıslahı” uzun ve sabırlı bir yolculuktur.

“allah dilerse gösterir dilemezse bize göstermez.”
heyecana gerek yok yani...

bu değişimi sağlayacak olan sadece davet, tebliğden ibaret de değildir.
toplumun her kesimine ulaşacak olan çağrının kolay ve kalıcı olması
dileyen kimselerin bu teklife endişe etmeden olumlu cevap vermesi
anladığı inandığı dindarlığı rahat ve her alanda baskı görmeden yaşaması için
toplumdaki siyasetçi, yönetici ve bürokratik kesim çok önem arz eder.
hayatidir.

onun için aziz kitap
“allah bir şehrin helakini dilemişse,
içlerinden en azgın ve şımarık olanları onların başına getirir” der ya!
öyle işte...

dolayısıyla siyaset ve onun sonucu olarak iktidar veya ortağı olmak çok kıymetlidir.
kıymetlidir çünkü en yukarıdan aşağıya yönetici kadronun belirlenmesi
siyaset, siyasetçinin başarısı ve iktidarla yakından ilgilidir
 
tc devletinin kuruluş felsefesi
halka ve onun inancına adeta düşman olan bir zihniyet olunca
siyaset kurumu, seçimler, iktidar ve yöneticiler bu ülkede bir başka ülkede görülmedik şekilde çok daha önem arz etmiştir.

onun için dindar müslümanlar siyaseti hep önemsemiş,
sandıkları beklerken ve oy atmaya giderken
yönetenlerden “ekini ve nesli bozmayan” veya hiç olmazsa
en az bozacak olanı tercih etmiştir.
bu halkın eşsiz ferasetidir.
bunun için de
gerektiğinde cep harçlığını siyaset arenasında bir yer tutmak için harcamıştır…

dost “türkiye siyasi tarihi darbeler tarihidir” derler. 60 darbesinde
"yassıada'da" ipte sallandırılan demokrasi falan değildi.
halka sadece yüzünü dönen bir başbakan vardı ve onun nezdinde
asılan fukara müslüman halkımızdı.  
söz dinlemeyen, gir çağdaş dinsiz yola kurtul diyen güce karşı
buna itibar etmeyen halka
sessiz direnişinin cezasıydı işte...

diğer yandan
az da olsa dindar camianın içinde selefi tekfirci anlayışın aklı vardır ve
seçimi, demokrasiyi, meclisi küfrün bir tezahürü olarak görür ve sandığa gitmez.
ilgili herkesi oy veren dahil tekfir eder
o akla bir cevap yetişmez çünkü hastalıklıdır.
salıverin gitsinler…

bir de tarafsız olduğunu, siyasetin kendisini ilgilendirmez olduğunu söyleyenler vardır ki
onların durumu tam bir şahsiyet sorunudur.

elbette siyasetçi olan ve  bürokraside görev alan, yöneten yani
koltuk sahibi olan arkadaşların
böylesine yerleşik kuralları olan devlet kademesinde ve anlayışında
müslüman dindar bir kişilik olarak görev yapmalarının sayısız zorluğu vardır.
sistemin içinde dindar müslüman olarak mücadele etmek
ateş korunu avucunda tutmak gibi bir şeydir.

yani yönetici olan kişinin dindarlığı,
esnafın, memurun, ücretlinin dindarlığına benzemez.
onlara daha merhametli bakmak
yapamadıklarına kızmak yerine yapabildiklerine teşekkür etmek güzel olandır.
bu teşvik etmektir.

onun için olacak,
bir koltuk sahibi olan, yöneten pozisyona gelen dindar bilinen bir arkadaş,
bulunduğu konumun getirdiği zorunlu davranışlar olabilir,
mesela protokol gibi
mesela kanun, tüzük yönetmelik veya yerleşik anlayışların zorluğu gibi
astı ve üstü olması ve gücünün yetmediği anların olması gibi
mesela ailesini çocuklarını iş ve koşuşturma nedeniyle adeta zaman zaman görmesi gibi,
mesela, daha steril mecburen hayat yaşaması gibi
mesela çevreden gelen birçok kişisel talebe cevap vermemesi gibi
anladınız siz işte dost…
bu ve benzer sebeplerden etraftan çok ciddi eleştiri gelir kendisine...
“kaybettik bizim arkadaşı” cümlesi yekten dillere düşer
ah ki ah!
esasında bunları söyleyen birçok kişi aynı yerlerde olmak için teklif gelse
ha unutmadan!
bazıları da ilginçtir, eleştirir dururken makam sahibini
keşfedilen olmak ister ve gözler! arar durur etrafı işte
teklif gelse benzer görevler için  atlayacaktır ama, söyletmeyin dost işte bildiniz siz...

yönetici ve siyasetçi ülkenin önündeki bir engeli kaldırması veya kolay etmesi,
ne bileyim
kaldırılması gereken bir zulmü
bir yerlerinden
aşındıracak duruş sergilemesi bile
veya
daha adil bir ülke ve daha adil paylaşım için
sisteme bir çentik atacak olumlu değişiklikler
elbette tartışılmaz güzel ve dindarlık duruşudur.
ve inanın çok ama çok kıymetlidir.

son 20 yılda bu ülkenin geldiği ve bir çok müslümanın hayalinde bile olmayan
güzellikler oldu…
yapılanlara bakmak ve oradan ümitvar olmak gerekir.
bunda dindar bir çok güzel erkek ve kadın yönetici ve siyasetçinin de imzası vardır.

hepsine selam olsun diyordu ki yazar;
sözün gelecek yerini anlayan bir çok okuyucu arkadaş öfkelendi
ne olacak halimiz, geleceğimiz yok bizim arkadaş, mazot olmuş 30 lira
sen neyin güzellemesini yapıyor ve yazıyorsun,
ne demek istiyorsun hala dedi…

bunu işiten mahallenin meczubu ökkeş tebessüm etti
başını salladı
ağlamaklı oldu
ve söylendi;

ah ki ah!
evvelimizi bilmeyen
ahirimizden hesap sormasa
iyi olurdu
dedi
kalktı ve gitti…

Paylaş