örtülerini taşımada çok zorlandıkları…
atamız olan adem ve havva'nın
yaratılış hikayesinde en çok dikkatimi
çeken şey
Allah'ın yasağına karşı gösterdikleri ciddiyet sorunuydu.
onlara sadece ama sadece "şu ağaçtan uzak durun" dendi
ama emrin Allah’tan geldiği farkındalığı olmayınca
yasak olan meyveye hoyratça el uzattılar
bu
taşkınlık
onlara o ana kadar bilmedikleri bir duygu olan “haya” sahibi olduklarını öğretti.
bilirsiniz değil mi?
o zaman işte açığa çıkanı fark ettiler ve yapraklarla örtmeye çalıştılar.
eşsiz bir tecrübe yaşadılar.
arza indirildiler ve Allah'tan aldıkları kelimelerle af dileyip
dindarlığın sorumluluk olduğunu anladılar.
ciddiyetle Allah’a yöneldiler.
din ciddi bir iştir
ve ciddi insanların yükleneceği omuzlayacağı “sarp bir yokuşu olan yürüyüştür”.
lay loy falan değil yani…
dost dindarlığa nereden başlamalı sorusunun en başı burasıdır
gevşek, kararsız, laubali, yanar döner tiplerin bu yürüyüşü sürdürmesi zordur.
imkansıza dilim varmıyor haddi aşmamak için yutkunuyorum.
şimdi bizler evet bizlerden bahsediyorum
uzak durulması gereken hangi elmaya el uzatıyor!
ve sorumsuzca dişliyoruz hele bi söyleyin…
yasak olana bir elma bile olsa
diş geçiren
bilin ki her şeye dişini bileyecek taşkınlık için pozisyonu almış demektir.
adem misali günahı fark edip samimiyetle tövbe eden ciddi adamlar hariç.
ciddi olmak nasıl bir şey derseniz;
hanımın bir sözüyle anlatayım
ha! unutmadan bilmeyenler için tekrar edeyim:
zaman zaman bu sütunda kendimin özelinde hatıralar paylaşmanın sebebi
kendi yolumu şahidlendirirken, diğer yandan
bizimkiler, çoluk çocuk torunlar
bir de sonraki gelen nesiller okusun diye yazarım tüm bunları…
hangi bağın koruğu olduklarını bilsinler ki
yolda istikamet için onlara işaret taşı olsun.
yoldaydım. uzun yol, çok uzun yol işte...
gece yarısı tek gelişi gidişi olan yolda trafik çok yoğun olmasa da vardı...
hanım başörtüsünü değiştirmek istedi,
ben değiştir dedim rahatlıkla.
“olmaz” dedi.
niye olmaz ki? dedim
“karşıdan gelen görür” dedi.
tebessüm ettim, gözükmez
gecenin 2si arabanın içi karanlık ve 120 ile gidiyoruz dedim.
"olmaz" dedi.
bekledi, yolda trafiğin olmadığı bir anı bulunca hızlıca başörtüsünü değiştirdi.
sen iyi misin? dedim. bu ne şimdi? diye hafif yollu takıldım.
bana döndü ve bütün ciddiyetiyle
“ben bu örtüyü başıma alıncaya kadar hangi acıları zorlukları geçtim
bilmiyor musun?”
diye bana çıkıştı.
fakülte birinci sınıfın 2 döneminde başörtüsünü takan,
o güne kadar açık olan izmirli bir genç kızın
bir yerlerde o acı hep kanayan bir yara olarak üzerinde taşırken,
tesettüre girdigi sabah
sokağa okula çıkışının üzerindeki ruh halini hiç unutmayan
o yıl üniversitede başörtüsü yasağı başlayınca
tereddütsüz okulu bırakan birinin
dinindeki ciddiyetinden bahsediyoruz…
ne okuduk şimdi.
din ve onun emirleri kişinin oyuncağı değildir.
ciddi bir yöneliştir ve kararlılık gerekir.
“avuçta tutulan kor misali”.
yaşadığımız zamanlarda
kadınlarda çıplaklığın hoyratça ortaya saçıldığı malumunuzdur.
örtülü hanım ve kızların bu hayasızlık rüzgarından
kelimelerin izah edemeyeceği kadar bir etkileşimi var.
dindar kadınlar ve özelde dindar ailelerin kızları
örtülerini taşımada çok zorlandıkları
sosyal medyada ve sokaklardaki görüntüleri yeterince açıklayıcı oluyordur size de.
bedeni örten her kısımdan az az kısaltmalar ve daralmalar dikkat çekiyor.
Allah korusun bazılarının
an be an tesettürünü atmaya yöneldiği günlerden geçiyoruz.
dinin bir emri dişlenmeye! başlamadan önce illa ki bir ön hazırlığı olur.
gevşeklik evet gevşeklik.
tam da izahı bu.
ciddiyeti anlaşılmayan her emir ve ibadet önce gevşek tutulmaya başlar.
gevşediğini nasıl anlarız? derseniz
uygulamaya bakın.
namazlarınıza bakın
evlerinize bakın,
para kazanma şekliniz ve harcamalarınıza bakın
örtü şekliniz bakın,
kısalan sakalınıza, giyilen elbiselerle bakın, tartınıza yani terazinize bakın,
gittiğiniz, vakit geçirdiğiniz mekanlarına bakın, starbucks falan işte ah ki ah!
whatsapp arkadaş gruplarına bakın
sahi yazın tatili hangi deniz kenarında kalabalıklarla birlikte geçirdiğinize bakın…
meczup söylendi
yani diyorsun ki sayın yazar;
her bir yasak elmaya
diş geçirme anı adem misali
‘haya’mızın ortaya saçılmasıdır.
dininde ciddi insanların
üzerlerinde
illa ki sıbgatullah (Allah'ın boyası) en bariz şekilde görürsünüz
dedi ve sustu
Yorumlar
3