metrika yandex

neredesin, gel çal kapımızı artık!

Mustafa AKMEŞE

o ara 'hesapsız' çokluğun sahibi olunca,
akan nehir gibi

imtihanı kolay değildir. büyük kısmı nehirde elenir. çünkü;
'çokluğa' kandırdılar(!) kendilerini
öyle işte.

elhakümüt tekasür.
zor iştir, çokluğun imtihanı.
ta ki mezara girinceye kadar sürer gider.

fukaralık edebiyatı yapmak istemem.
bunu önce baştan söylemekte fayda var. okumalarıma ters çünkü,
aksi iddia mürailik olur.
fukaralık girmişse bedenlere, travması kalıcı ve sarsıcıdır. yoklukla uğraşmak,
en temel gereksinimleri ertelemek veya
elde etmek için büyük uğraşlar vermek gerekir.
bu ara sayısız 'insani' olan duygu, düşünce davranışa uzak kalır ilgili kişi.
aziz peygamberin ifadesiyle
'fakirlik zaman olur ki küfre yaklaşır.' der.
 
yokluk ve fukaralık üzerinden ‘nefs terbiyesi’
ve allah'a böylece ‘yaklaşma’ anlayışına bir bütün olarak bakıldığında
uzak diyarlardan! gelen
'mistik' inanışın bulaşığını görürsünüz.  

 
olmadı mı?
şöyle diyelim o zaman
peygamberin bir kısım sözünü ve hayatından alınan "kesitin" sanki
dinin mesajının sadece ondan ibaret olduğu zannı
eksik okumadır ve bunun  üzerine kurulan anlayışın ne tür sıkıntıları çağırdığı
malumdur ve yaşanır durur hayatlarımızda

nasıl mı?
yediğimiz dayağın, başımız üzerinde patlatılan bombaların, işgal edilen toprakların,
kirletilen iffetlerin en önemli sebebi
tembellik, hak edilenin ötesinde tüketim, kendine güvensizlik, yani uzatmaya gerek yok;
yenilmişlikten bahsediyorum dost,
mağlup olmaktan.
niye derseniz?
geri kalmışlık her şeyde geri kalmışlık,
fukaralık işte.
sadece askeri alanda değil bahsettiğim,
tıpta, teknolojide, sosyal ilimlerde ne varsa işte
dünyada esamesi bile okunmayan milletlerden olmuşuz müslümanlar olarak.

Mustafa Akmeşe

çok evlat, çok mal, mülk,
güçlü makam, mevki, iktidar, çok üretim vs
'çokluk' olarak işaret edilmiş ne varsa
dinin yasağı veya değilse bile hoş görmediği şeyler gibi sunulunca
sanki
allah’tan uzaklaştıran,
günaha meylettiren gibi gelir ve bunlara sahip olanlar için de
yaşanan hayatın içinde çok zaman olumsuz dedikodusu üretilir
çok çalışkan olan öğrenci için "inek lan o!",
mal mülk sahibi için, "dünyalık" işte,
makam ve mevki sahibi için ‘artist ’ yakıştırmaları veya benzeri aşağılama cümleleri
hazır bekler dillerin ucunda.
halbuki
gözün baktığı yere,
gönül; çok zaman(!) benzerine sahip olmak için 'yalanırken',
dile düşenler ise acımasız cümlelerdir.

devlet zengin olsun, her şeye yetişsin, ücreti bol iş imkanı sağlasın,
dışarıdan gelebilecek düşman saldırılarına karşı ülkeyi korusun
peki,
nasıl olacak bütün bunlar? dersiniz
pöh!
katma değer üretmeyen kişilerden meydana gelmiş, tembel olan,
fukaralığın övüldüğü işte kalabalıklardan
nasıl güçlü bir toplum ve devlet çıkar ki?

çoklukla oyalanmak var ya,
'mezarları ziyaret/girinceye kadar' sürecek.
ama herkes için sürecek.

'çokluk’ olanın
özünde kötü olması değil anlatılan dost,

'çok olanın' senin olduğu zannı var ya!
kendinden bildiğin,
sahip olunanın sadece kişinin kendi becerisiyle elde edilmiş,
allah'ın bir imtihanı olduğu inancını yok sayan,
tüketirken de dilediği gibi davranan zihin yapısıdır sorunlu olan.
"bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim" der ya!
ki o 'gavurun' aklıdır, 'karun’un aklı'
bakıver aziz kitaba,
'çokluğa' kandırılan işte...

sonra 'çokluk' sadece bundan da ibaret değil ki
"ibadet" diye bildiğiniz ne varsa
o çok olanın kişiyi kurtarıcı olduğu zannı,
çok ibadetin tek hedef haline gelmesi diyorum
binlerce salavat, ve çekilen tesbihatlar, hatimler
çin malı zikir sayıcılarında katlayan rakamlar yanıltır insanı
sayılan, dizilen, sonra toplayıp bir yerlerden ‘göğe’ salınan var ya!
"artırılan" ibadetler bile oyalanma sebebi oluverir insan için.
okunan/okunacak kitaplar işte, boy boy hani gösterilir ya! sosyal mecrada.
çok okuyan adam pozları işte…

ah ki ah !
‘müslüman aklı’
neredesin gel, çal kapımızı artık!
bildiniz siz.
yani herkesin farklı çokluğu oluverir
bu mücadele hiç bitmeyecektir çünkü

elbette bazı çokluğa sahip olanlar,
mesela malın çokluğuna sahip olmak gibi
ilginçtir
ilmin çokluğu olanlarda da benzerliği vardır. kişisel ibadetleri zayıftır. ‘çokluk’ zayıflatır.
bunda problem yok.
kişi diğer yanda kazandığı güçle,
makam, para, ilim neyse o çokluk olan işte
geri kaldığı ‘açığı’ çok fazlasıyla kişi dilese  kapatabilir.
alimin uykusu cahilin gece ibadetinden makbul olması", gibi…
veya kazanılan maddi imkanların
'allah yolunda sarfı" o bahsedilen kişisel ibadetlerin eksikliği katlayıp geçmesi gibi.

çünkü,
mesele ‘çokluk’ sahibi olmak değil,
kötü olan  
bırakın çokluğu insanın kendinden bilmesini, düşüncesi bile tam da zehirli kısım bu işte
ah bir bilsek!

ey yolcu

kenardan kenardan konuşanlara aldırma,
dillerindeki 'bırak bunları canım, bir kefen işte!, ölüm var'
çağrısı seni yolundan etmesin.

düştüğün 'sarp yokuşta'
amansız mücadelede çok düşmanın vardır.
'hazır ettiğin atlar' yolunu kolay eder.

‘razı edilecek’ olanın yolu,
bu dünyanın maddi/ manevi imarından geçer

yolun açık olsun.

Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş