ne mi derim? bizi dolarla, açlıkla korkutmayın!

kutsal adına iman ettiğimiz ne varsa
ülkenin fukara kalmasının sebebi bildiler.
sadece kamudan değil,
islamın bütün değerlerini bu topraklardan
izini silmek için
içimizden seçkin askerlerin öncülüğünde
batının bir büyük projesinin laboratuvarı yaptılar…
hatta, demokrasi oyunu olsun diye
kendi arkadaşlarına kurdurdukları
çakma parti, terakkiperver cumhuriyet fırkası (tcf )
halkın beklenmeyen muazzam taşkın ilgisi nedeniyle kapatıldı ve
ilk parti çöplüğümüz kurulmuş oldu.
daha yıl 1925 idi.
sonrasını biliyorsunuz;
10 yılda 15 milyon var etmek
gönül rızasıyla olacak iş hiç değildi be dost.
ve arkasından gelen milli şef dönemi
ezan, cami yasakları, kuran bulundurma ve okutmak bile yasaklar arasına sokuldu...
anadolunun müslüman halkları
zulüm, açlık ve sefalet içinde yüzerken
valla
seçtiklerimiz başbakan oldu diye
astılar be dost
astılar!
ve biz
küçücük yüksek duvarlı avlulu evlerimizdeki pencerelerimize
kalın perdeleri çekip bir başka bahara umutlarımızı erteledik...
sonraki yıllarda
atanmışlar karşısında
boncuk boncuk terleyen erbakan hoca
iktidar koltuğu alınırken altından
demirel'in eliyle çağdaş türkiye'ye kurban verildi.
menderes asılırken de cezalandırılan bizdik. müslüman halk işte...
evet
kör kuyulara atıldık ama
atıldığımız kuyudan kurtarsınlar diye
önünden geçecek bir kervana umut da bağlamadık…
kuyudan tırnaklarımızla tutup çıktık ve başımızı uzattık hayata...
her seferinde suratımıza inen topuğun acısıyla yuvarlandık tekrar kuyu diplerine
hiç yılmadık, yıkılmadık
acıları katık yaptık dualarımıza ve
bir öncesine göre hep biraz daha daha
yaşanır olan
bir ülke inşaa ettik kendimize...
kuru ekmek yiyen,
çocuklarını kedi tiridiyle doyuran müslüman kadınların çocuklarıydık biz…
20 yaşlarında parasızlık yüzünden okula
günde 5 km yürümek zorunda kalan
şehrin ayazında elleri cebinde buruşmuş donarken
bu ülke ve dünya müslümanları için
dillerindeki özgürlük marşlarıyla
şehrin meydanlarında bayrak yakan gençlerdik…
bir piknik tüpü, bir yer yatağı, 12 kamış duvar yastığı, iki kilim
bir de 4 tane pamuk minder üzerine evlenen,
hanımına aldığı üç kuruşluk bir altın yüzük nedeniyle sarrafı görenlerdendik işte.
ne mi derim?
bizi dolarla, altınla, açlıkla korkutmayın!
o zaman şöyle buyurun...
geçmişte ne olduğunu unutanlar geleceğini kuramaz...
müslümanlar olarak
daha yeni nefeslendiğimiz zamanlarda
kör kuyulara
tekrar bizleri atmaya hazır bekleyen ahlaksız tayfanın farkındayım.
yediğimiz topukların hala acısı durur yüzümüzde...
öldük bittik diyenler, altın dolar çıldırdı, pahalılık aldı başını gidiyor diyerek tek gündem
yapanlar var ya!
müslüman halkın yüzyıldır atıldığı kuyudan kafasını uzattıkça
ökçeyi burnumuza vuranlardır ki;
bugünlerde haydi “helalleşelim” derken nasıl da ellerini ovuşturuyorlar
dipsiz kuyular önünde!
onlara aldırmıyorum !
esas
şikayet edenler sadece bu kesim olsa anlaşılır.
bu her dönemin mutsuz kesimlerine
yeni eklenen bir kesim daha var ki
burası
çok can yakıcı valla!
can sıkan ve insanı kahreden yusuf'un kardeşleri işte...
yusuf’u kör kuyuya atan
ve bir yalana kendilerini mahkum eden kardeşler var ya
ha işte !
onlara benzer olan kardeşler
küsuratlı “partileriyle”
“tırtıkçı” olmaktan öteye gidemeyecek
kardeşlerden bahsediyorum.
hemen diğer yanlarında duran
altını doları öncelik yapan ve esen rüzgara yüzünü dönenler ve o ara
gömleği önden kirleten ve
onların “z kuşağı” dedikleri çocuklarıyla birlikte
çıktığımız kuyuya yeniden göndermek için
topukçu kesimle birlikte
tekme atıyorlar ya yüzümüze yüzümüze!
o çok can yakıyor be dost...
ey yolcu
bizi
altınla dolarla, krizle,
açlıkla korkutanlar
kör kuyulara tekrar gönderecek olanlardır.
yanlarında duran kardeşlerimize
gelince
öncelikleri değişince
yüzlerinin nereye döndüğü
'gömlekleri'nin önden yırtılmasından bellidir...
sen aldırma!
gömleğini arkadan yırttırmaya devam…
yolun açık olsun...
not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
Yorumlar
17