murphy’nin altın kuralı!

Mustafa AKMEŞE

geçen yazımızda ortaklık konusuna değinmiş
sonra
bir çeşit çok önemli ortaklık olan evliliğe konuyu getirmiştik.
bu ülkede bu mevzuyu
konuşmanın çok zor konu olduğunu biliyorum.  
dindar, muhafazakar cenahta daha da zor...

mayınlı bir tarlada yürümek gibi bir şey işte…
bu alanda sözü olanların nasıl patlatıldığı herkese malum.  
benim 'mayın eşeği' olmak gibi niyetim yok.
onun için baştan tekrar hatırlatayım;

yolun son virajında olan bir adamım ben...
sözüm kendime, bizimkilere işte.
yola iz olsun ve sonraki zamanlarda
torun tombalak okusunlar diye yazılan şeyler bunlar, valla!
bir de yolu kesilen saygıdeğer okuyucuya zenginlik katarsak düşünce dünyasında
ne mutlu bize…
o kadar.

değerli murphy! ne demişti?
birinci altın kuralım,
'altına sahip olan kuralı koyar'

evlilik öncesi özgür iradeleriyle birliktelik kuran eşler,
özellikle birçok erkek kısmının  
evlilik sonrası cicim aylardan sonra
'altın kuralı' uygulamaya koymasıyla başlayan süreç
ne yazık ki evlilik hayatını
eşten başlayan
yakın uzak bir çok kişiyi olumsuz etkileyecek bir süreci ateşler.

altın bende, yani güç bende!
'kuralı koyan benim' diyen
bir anlayış
sürdürülmesi zor olan bir yolculuğun en önemli sebebi oluverir.
sadece dindar ve muhafazakar kesimdeki erkekte değil bu hoyratlık,
dünyanın her kesiminde gelenekten, fıtrattan, dini yorumdan gelen anlayış,
bu murphy 'altın kuralının' uygulanmasını getirir.
aile birlikteliği derinden sarsılırken
kasıntısı çok olan birlikteliklere dönüştüğü, mutsuzluk sebebi olduğu
yaşanan bir gerçektir.

modern zamanlarda
birçok kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması
ve
kadın ailesinin geçmişteki
'derisi kemiği senin' anlayışından, kızına sahip çıkan hale evrilmesi nedeniyle
 boşanmaların arttığı bir gerçek.
değilse “geçmişte evliler süperdi de boşanmalar onun için olmuyordu’’ demek
sadece resmi eksik okumak be dost.

geçmişte çok yaygın olan,
geçmiş dedimse babalarımız, dedelerimiz zamanından bahsediyorum;
bugün de her kesimde izleri eskisi kadar derin olmasa da devam eden
'altın kurala' zorunlu boyun büken kadınlar var.
kendiyle, çevresiyle küs, yakınlarına hasret kalmış,
dini ve ilmi, ekonomik alanda fark etmez
kendine yeni alanlar açması ve kendini geliştirmesi mümkün olmayan
bir hayatı kabule zorlanır.
buna direnen kadına, yetmez
bir de yanına bol şiddet sosu eklenen bir aile hayatının varlığı
yaraya tuz dökmek gibi bir şeydir
yaşanır duruyor işte...

kadını kendi aile bireylerine ziyareti ve ihtiyarlarına bakmasına erkeğin iznine bağlayan,
kendine ait ekonomisi, malı mülkü hiçe sayılan
elinden alınan,
sosyal alanda varlık göstermesine müsaade edilmeyen,
güvenlik sorunu olmadığı halde bir yerden bir yere gitmesine izin verilmeyen veya
birisinin eşliğinde müsade verilen bir varlık işte…
ve daha kötüsü de,
dövülerek terbiye edilmesi mümkün biri olarak işaret edilen kadın!
ama diğer yandan
ailenin kurucu unsuru olan kadından bahsediyorum.

kadın ve erkeğin  özgür iradesiyle kurdukları  
aile birlikteliği, inananlar için en azından
sadece “allah'ı razı etmek” için yola düşenlerin hikayesidir.

bu hikaye
sadece erkeğin iradesine teslim edilmeyecek kadar da önemlidir.

mayına mı bastım?

o zaman şöyle diyelim

allah'ın,
erkek gibi kadını da
müstakil bir halife olarak yarattığı ve muhatap aldığı kişi iken desem
acaba ne dersiniz ki?
ah ki ah!

ey yolcu

kadın ve erkek
bir bütünün parçasıdır

kendinin de
onun bir parçası olduğunu fark etmekten bahsediyorum.

kol burkarak!
bu yol!
birlikte yürünmez
onu derim...

Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Paylaş