gözlerin kimseye ümit vermesin

 

dindarlık nasıl bir yürüyüştür, duruştur diye sorsalar 
düşünmeden dilimin ucuna gelen şey 
dindarlık başka inanç dünyalarına, yaşam biçimlerine göz kırpmamaktır derdim 
evet ben bunu önemsiyorum dost
günlük hayatın yürüyüşünde kalabalıkların oynaşmasına, oyalanmasına 
bakışını çevirmeyen, yalpalamayan,
umut vermeyen bir adamın yürüyüşüdür dindarlık 
bazıları için dindar kişi umutsuz vakadır 

yani diyorum ki
yürürken yolunuzda 
etrafa gevşek bir görüntü veriyor muyuz?
ona bakın. 
bu nasıl anlaşılır derseniz
geldiğimiz yolun arkada bıraktığımız izimize bakmamız yeterlidir.

dost, yürürken tüm insanlar kendi yolu üzerine attığı adımın silinmez izlerini kazır.
görenler o izleri takip eder ve bizimle ilgili bir kanaatı olur.
bu kanaat sosyal ilişkilerde özellikle 
gevşek kalabalıkların kişiye yakınlaşmasına veya mesafe koymasına sebep verir.
bakışında başkasına umut vermeyen duruş 
müslüman için eşsiz bir koruma sağlar,
salladığınız bayrak önemli yani…
şarkının sözüyle söylersem eğer
sevgiliye 
“gözlerin kimseye ümit vermesin” diyor ya! öyle bir şey işte…


daha kötüsünü söyleyeyim; 
kalbinin sahibi Allah olduğunu iddia ederken 
“yasak korunun” etrafında hoyratça 
gezenin hali 
bulunduğu sosyal çevrede kendine yapılan taşkın teklife 
bakışıyla umut vermiş serkeş kadın gibidir. 

 
bilmez misiniz? böylesi yakınlaşma sonraları ne acı hikayeler verir.

olmadı biliyorum 
o zaman şöyle diyelim 
aziz kitabın kadınlar için eşsiz bir uyarısı var.
her denk geldiğinde erkek olmama rağmen dikkat kesilirim. korkarım.

“yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. 
ey müminler! hepiniz Allah'a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz! 
mümin kadınlara da söyle: gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.”

müslüman, güzel insan!
bu ayet sadece kadınlara hasreder ve öyle değerlendirirsen 
çok büyük bir hata ederiz.
hanım müslümanların özgürlük nişanesi olan tesettür
esasında Allah'ın onlara bir hediyesidir.
ve elaleme gönüllerinin Allah’a sahipli olduğunu topluma açık bir şekilde 
deklare eder ve çok özel bir koruma altına girer...
onun için kadınlar gibi belki daha çok tehlike erkeklerde. 

ben gözlerin yanlış yerlere bakmasından bahsetmiyorum. o ayrı bir konu. 
dediğim şey kalabalıkların hoyratça 
yapageldiği yaşam biçimlerine veya benzerine
kişinin yakınlaşmasından söz ediyorum. 

en basiti gibi görünenden örnek vereyim;
starbaksta oturmuyorum diyorsun, 
ama 
karşı benzer kafede boş beleş adamların olduğu yerdesin. 
nerede arkadaşlarla buluşalım konuşalım vakit geçirelim diyorsan eğer 
cami avlusunda işte... estağfurullah...
mesela
yüzüne koyduğun top veya janti bir sakal 
zorunluluk dışında üzerine yapışık kalmış bir kravat aksesuarı bile 
farklı değer yargılarına göz kırpmaktır...

evinde dostlarını misafir kabul ettiğinde aynı odada eşli oturur, 
aynı masada kadın erkek yemek yerseniz bilin ki tercih edilen birliktelik nedeniyle çevrenin size teklif edilecek yaşam biçimi çorap söküğü gibi gelir ve 
üzerinize sıçrayacak bir pislik yakındır.

denizde tatil beldelerinde kalabalık kesimle benzer havayı solurken sanki kalbin sahipsiz gibi davranırken 
toplum içinde kendinin hangi inancın adamı olduğunu kolayca gizlediğini
zannedersin 
bu halimiz 
her türlü taşkın teklife açık hale getirirken bizi korumasız yapar. 

başka hayatlara mesafe koymak için önce 
dindar kişi 
kendi gönlünün bir sahibi olduğunu çok net ortaya koyabilmeli ki 
çevrenin boş beleş teklifleri üzerine sıçramasın 
veya bir iddia sahibi olarak bilinsin ki kendine mukayyet olsun 
çünkü 
dindarın sahipsiz olan bir kalbi yok 
onu derim.

ökkeş bir ah! çekti ve  

dindarlık 
kalbinin sahibinin Allah olduğunun farkındalığıdır. 

yürüyüşüyle, bakışıyla kimseye umut vermez, veremez...
dedi sustu…

 

Paylaş