metrika yandex

ÇOCUKLARIMIZ “BİZİM HİKAYELERİMİZİ” SEVMEMİŞ HADİ ORDAN!

27.10.2020
Mustafa AKMEŞE

kaymakam çocuğu olmak böyle bir şey işte...
şehir şehir geziyorduk
en son
babamın ataması ığdır'a olmuştu.
lise son, üniversite sınavı için aylar sayıyordum
ablam da mezuna kalmıştı. of ki of... yılların emeği, sayısız deneme ve imtihanlar,
çocukluk ve gençliğe ait ne kadar yaşanası güzel olanı terketmek, 2 saatlik sınav içindi ya!
sohbetlerini özlediğim ailenin aykırı adamı olan amcam bize ziyarete gelmişti
onunla nefeslenmek çok güzeldi...
aykırı diyorum, bir o vardı  ailede yüzüne sakal bırakan
ve görüntüsü nerenin adamı olduğu belli olan
bizimkiler mi! öyle işte.
sözde kimseye çaktırmam ne olduğumu diyenlerden, bilirsiniz.
dedem emekli bürokrat, anlayın artık...

amcamın
bu gördüğümde sakallarına ak düşmüştü. biraz yorgun görünüyordu. aynı gün vakit kaybetmeden arabasına binerek zeynep ablamla birlikte dağı seyre götürdük
ağrı dağının en güzel görüntü verdiği yer ığdır derler...

ilk defa gördüğü dağa karşı önce durdu, heyecanlandığı belli oluyordu.
uzun uzun seyretti. sonra benim hayret bakışlarımın altında elini kaldırdı
sessizce  
"ey yüce ağrı dağı selamun aleyküm!" diye selamladı
sonra; "ben bilirim ki sen allah'ın ayetlerindensin. arzın kazıklarından birisin ve ben yine bilirim ki hayata dair senin şahitliğin dünya var oldukça devam edecek…
şahid ol
şahid ol ki ben müslümanlardanım" diye mırıldandı. sonra
döndü,
ablama baktı, bir şeyler söyleyecekti ki,

o ara  ablam rüzgarda uçuşan kısacık eteğini ve saçlarını telaşla toplamakla meşguldü.

amcamın simasının değiştiğini fark ettim. önce hızlıca yüzünü çevirdi
biraz önceki üzerindeki dinginlik gitmiş
büyük bir acı gözlerinin içine çökmüştü.
ağlamaklı oldu,
durdu, başını öne eğdi yutkundu, kirpikleri ıslandı sanki!
birden
benim kendisini dikkatle izlediğimi farkedince derin bir iç geçirdi,
simasındaki acıyı
tebessümle gizlemeye çalıştı
saçlarımı okşarken
ya hz Ömer! dedi, bana öyle hitap ederdi
"müslüman görünmeyi, tanınmayı,
görenlerin bu adam müslümanlardan işte denmesini önemsiyorum...

ve müslümanlığımı dağa taşa dahi şahid tutmayı
arza işaret olarak kazımayı seviyorum."
diye de sözünü bağladı…

söyleyecek çok şeyi olduğu belliydi. öyle zamanlarda beni yalnız halimi bekler ve sohbet ederdi. ve ben o sohbetin akşam yemek sonrası "hadi biraz dolaşalım evlat"
diyerek geleceğini iyi bilirdim. ve bizimkiler duymasın ama
amcamı ve anlattıklarını seviyordum...

ey genç adam, ey genç kadın
kimlik sahibi olmak,
işaret koymaktır yaşanan hayatın yollarına.

müslüman aklının bariz belirtisi, hayata şekil veren o tasavvura teslim olmaktır.
benim önemsediğim şey bu...
sahi sizce kim o?
allah'tır diyorsanız eğer,
yani diyorum ki;
beni yaratana
benim için neyi beğenmiş ve dilemişse ona teslim olmaktan bahsediyorum.
allah beni herkesten daha iyi biliyor ve seviyorsa ve ben buna teslim olduğumu
ifade ediyorsam eğer
ben kendim için
onun beğendiği razı oldum demektir
o zaman,
başka isim arama be dost,
senin adını müslüman koyan,
din olarak İslamı beğenen
“terbiyeci olandan’’ bahsediyorum.


onun için diyorum ki,
müslüman kadın için tesettür
dışarıdan gelecek her türlü eziyet verecek olan taşkınlıktan kadını korurken,
onu her an gözetleyen bir allah'ın varlığını hatırlatmasını sağlar.
aynı zamanda
tesettür
iffet anlayışının kimlik olarak bedenini saran kısmıdır
dişiliğini değil,
kişiliğinizi yansıtan en kestirme ifadesidir.

erkek için bundan gayri değil esasında.
görüntüsü açısından
müslüman kimliğini ortaya koyacak ne varsa üzerinde uygun şekilde taşıyabilmeli.
bu onun kimlik sahibi olması açısından kadından hiç farkı yoktur.
şehrin insanı  seni gördüğünde müslüman bu adam demeli.
ayırt edilmeli. fark edilmeli.
selam verilecek görüntü olmalı üzerinde
bu adamın, bu gencin “sahibi’’ var demeli
“sahibi’’ var olmak var ya!
ah!
anla allah aşkına! onu derim...

bu şahitlik için de, korunmak için de elzemdir.

bakıyorum da müslüman erkeklere, hiçbir haklı sebebi yokken,
en fazla bazı malum kesimlere el sallamak adına
kravatı en alengirli olanı takmış, sakal ve bıyık her gün itinayla kazıtırken suratından,
bir başkası, kimlerin simasında olduğu belli olan top sakalı
alnı secdeye değen yüzüne koymaktan çekinmiyor.
ey dost;
biz var ya biz!,
müslüman görünmeyi,
“onlara’’ benzememek için ‘’tırnak kesme’’ şeklinde bile
 muhalif olan adamlarız. bilmez misin?

ayrıca
çarşı pazarda çokça görünen ve bir o kadar üzüntü verici olan bir şey daha var;
ebeveynlerin görüntüsü ve simaları itibariyle
ben müslümanlardanım diyen kişilerken,
çocuklarını görüyoruz yanlarında
evlat işte,
belli...
ama niye benzemez ki annenin babanın dış görünüşüne
başka bir dünyanın gençleri sanki...

“ne yapalım işte, zamane’’ mi
diyorsunuz?
tamam da,
niye “bizim hikayelerimiz’’ çocuklarımızın ilgisini çekmez diye başlayan sosyolojik tahliller yapmak değil derdim.
o sosyolojik tahlilleri ilgilisi! yapsın.

18 yaşında gireceği üniversite sınavı için tüm çocukluk ve ergenlik evresi
sınav üzerine kurgulanan nesilden nasıl bir hikaye bekler ki insan…
gavuru, müslümanı aynı telaşın insanları olmuş, bakıverin.
yoksa gençler bizden ve bize ait olan şeyden intikam alıyor olmasın
ben bilmem. sosyologlar bilir!

benim dediğim insanı hayata tutturan sayısız bağı olur
sahi  
hangi "kopmaz ipe" tutunduk birlikte
"hablullah’tan" bahsediyorum.
hangi "boyalar" renk verdi bedenlerine "sıbgatullah" yani onu diyorum
bizim çocuklar "bizim hikayeleri sevmedi" derken
günahını kime çıkarmak oluyor şimdi.

şöyle mi desek daha güzel;

kimlik sahibi olmak öylesine önemliydi ki
bu toprakların insanı büyük acılar çekerek yaşadı ve tecrübe etti.
ümmet kimliği olan çok kültürlü çok renkli bir milletten
bir tek ulus peydahlamak kolay değildi.
kürtler dağda yürüyen türklerdi işte!
din mi! o çölden gelen ve tekrar çöle gönderilmesi gereken eskinin çöpü!
bildiniz siz...
müslüman kimliğin yok edilmesi gerekiyordu
devrimlerden bahsediyorum arkadaşım.

kemalist devrimler
bu yönüyle tek tip bir kimlikli ulus var etmek için yapılmıştı
 
10 yılda 15 milyon yarattık falan.
tevhid-i tedrisat, giyim kuşam, alfabe dahil her türlü hayata geçirilen eşi benzeri görülmemiş operasyonlar yapıldı anadolunun müslüman halklarına...
yeni bir kimlik sahibi ulus var etmek için...
başında fötr, ayağında pantolon, üzerinde ceket kravatı olan
sakalları bıyıkları kazınmış erkekler işte…
sonra
saçları açık, tesettürü çalınmış, bedeni kamuya açılmış kadın.

artık ulaşılması gereken şey "muasır medeniyettir" ve
o  müslüman bir halkın kimliği olmak zorundadır
“keriman halis ece” dünya güzeli seçildiği gün ödülü aldık toplum olarak!
yıl 1932…

ey yolcu
şekil önemli.
evet kimlik diyorum.
inançlarının dışarıya aksettiği
görüntün var ya, içinin dışarıya yansımasıdır.
ne yaparsan yap erkek kadın olarak müslümanlardan olduğunun nişanesi olsun üzerinde. tanıt kendini
bunu önemse...
insanı koruyan,
dışarıdan gelecek ilk müdahaleye karşı size zırh olacak olan
muhataplarınıza
nerenin adamı
nerenin kadını olduğunuzun bilgisini verecek olandır.

ey yolcu

allah'ın sana beğendiği
senin için güzel olandır.
o rab ki
senin sahibindir
öylece şahidlendir
sana bakan tüm gözleri…

ey yolcu

kimlik seni yolda tutandır,
şeklini
simanı,
tesettürü önemse, kimliğindir
oyuncak etme.
kaybettiğin an
yolda kaybolursun
bilesin...

 
Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
mustafa akmeşe

30.10.2020

orhan kardeşim tşk ederim.ikram ettiniz..
Orhan yasir

30.10.2020

Ustadim duygu yogunlu ile icerisinde halu purmealimize cevab olmus etkikeyici buldum. Rabbim kemine kuvvet ahirine cennet versin...