bu yol ümitsizlerin korkakların yolu değildir
öyle bir haldeyiz ki,
merkeze insanı koyan ve kutsalı yok
varlığı bu dünyayla sınırlı, ölümün sonrası yok
felsefesi anı yaşa, yarını yok diyen
bir inancın
ortalığı/dünyayı kasıp kavurduğu zamanlardan geçiyoruz
esasında yaşanan şey özünde
“hak’’ ve “hakkın’’ yok edilmesine yönelik bir büyük projenin içinde yaşıyor ve adeta sürükleniyoruz.
sadece İslam, sadece müslümanlar değil,
kadim olan ne varsa kuşatılmış,
tüm coğrafyalarda ve tüm zamanlardaki
insanlık adına biriktirdiğimiz
tüm güzellikler
hoyratça yok edildi, edilmeye devam ediliyor.
karşısında duracak alternatif olanı söyleyecek adeta kimse kalmamış.
ehli kitabın işi bitmiş zaten, söyleyecek sözü yok
onun için
dünyanın efendileri
islamı ve müslümanı böylesine hedef tahtasına oturtmasının
esas sebebini anlamış olmalıyız herhalde
değil mi?
dünyevileşme diyorum dost.
bu akımın önünde sözü olan ve sesi boğulmayan,
insanlığın tek kurtuluş limanı hala
islamın evrensel çağrısıdır.
yaşanan modern zamanları tam doğru okumadığımız için olsa gerek
moderniteyle veya
diğer adıyla dünyevileşme ile
sınırlı ve bölük pörçük mücadele büyük bir yorgunluk ve yenilgi getiriyor bizlere
sorunlarımızı hakkıyla ele alıp konuşamıyoruz.
hatta kim bilir belki çoğumuz
sorunun ne olduğuyla ilgili de tam bir gaflet yaşıyoruz.
yaşanan hayatı yeme, içme, gezme, ev, arsa, araba diye adeta işaretleyen anlayış
öylesine hakim oldu ki hayatlarımıza
başka bir şey düşünemiyoruz işte...
hayır dost
dünyevileşmenin yaşama biçimimizi değiştirmesi değil anlattığım. kesinlikle değil
o bir sonuç. evet sonuç
içine adeta düştüğümüz devasa çok derinlerde olan bu rahatsızlık
ruh dünyalarımızı alt üst etmiş
kaynıyor, değiştiriyor, dağıtıyor, koparıyor parçalıyor...
insanı kendine
evet bizatihi kendine ve kendi dış dünyasına yabancılaşmasından bahsediyorum.
modern yaşamın bitmek bilmez taleplerini yetişebilmek için
insan, kendi öz varlığından fedakârlık yapmak zorunda kalırken
erkeği erkekliğinden, kadını kadınlığından etmekte.
toplum bu kuşatmanın içerisinde
adım adım dipsiz bir kuyuya adeta çekilirken
modern zamanlar “sahicilik’’ sorunu ile imtihan ediyor insanı.
müslümanlar olarak beni rahatsız eden
ve daha can sıkıcı olan
“yenilmiş’’ olan ruh haliyle yaşıyor ve konuşuyoruz.
bitmiş, tükenmiş işe yaramaz, kurtuluşu olmayan
kötülüğü, kötümserliği yayan bir dilimiz duruşumuz var.
“sokağın” kötümser cümleleri dillerimizde, dikkat ettiniz mi?
aynı tıpkısı hayatın getirdiklerine karşı refleks vermek
entelektüel ve dahi muhalif olmanın en kestirme yolu zannettik.
müjdelemek asıl iken hem de…
bu “büyük yalana’’ sözümüz, karşı duruşumuz olmalı,
bu kol burkmaya karşı
direnme hakkımız olmalı diyorum.
erkek kadın fark etmez
insanlığımızı çalanlara karşı direndiğimizi göstermeliyiz
çünkü
toplum dönüp geriye “nerde yanlış yaptık ki”
dediğinde
hala “sözün güzelini” söyleyen ve onu yaşayanları görmeli
onu derim.
“hendek”te
kuşatılmışlığın tüm çaresizliği içinde sarsılırken bir avuç yiğit adama müjde "veren" gibi
birileri olmalı aramızda,
söylemeli
'öyle bir zaman gelecek … fethedeceksiniz' diyen
bir inanmışlık ve müjde taşımalıyız yüreklerimizde…
benim dediğim tam da bu işte…
ey yolcu
ümit var olmak için
haklı sebebimiz var
çünkü
islamın evrensel çağrısı
tüm gür sedasıyla aramızda yankılanıyor.
sen yoluna yürü
ey yolcu !
bu yol
ümitsizlerin,
korkakların
yolu değildir.
Not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
Yorumlar
3