AYLARDAN MAYIS OLUNCA

 

ülkenin bilinen hocaları,
cemaat liderleri, şıhlar, akademisyenler
ne kadar inanmış tanınan insanı varsa
şehrin en büyük meydanına kurulan dev kürsüde
alana toplanmış on binlere sesleniyor
adeta kürsüde yer kapmak konuşmak üzere yarış ediyorlardı...

 

sakallı, cübbeli, başörtülü, islamcı, muhafazakar  kesim meydanda
büyük yeşil dövizlerle  
(yeşil, müslüman renk ya!)
büyük bir coşkuyla ezilen, yok sayılan,
hakları gasp edilen
kimi kimsesi olmayanlar için toplanmışlar meydanı doldurmuşlar işte
çoluk çocuk, yaşlı ihtiyar orda hep birlikte
çığlık çığlığa bağırıyor, marşlar söylüyorlardı...

"işçiyiz güçlüyüz hey hey!
emeğimiz alınterimiz hey!
çalmayız çaldırmayız, biz işçiyiz
kadına uzanan eller kırılsın,
kadına şiddete hayır
kadınlar
annemiz, eşimiz kızımızdır.
çocuk evliliğe hayır, istismara, tecavüze hayır,
zinaya hayır,"
……
sonra  ünlü simalar kürsüye çıkıp günün önemine binaen
konuşmalar yaptılar tek tek...
cübbeli sakallı bir hoca efendi
patron olanlara "verin işçiye haklarını"
diye sağ elini kaldırmış ve bağırmaktaydı...
ki,

dedem benim!
diye bir çığlıkla üzerime atlayan
torunun bağırmasıyla uyandırıldım,
gördüğüm en güzel rüyalardan
birisini kestin be çocuk ah!
Allah hayır getire…


ey dost,
çok düşük ücretle çok büyük topluluklar
ayın sonunu getiremezken
veya ülkenin yarısı olan kadınlardan bir kesimi şiddetten muzdaripken,
veya
kadına, kıza, çocuğa tecavüz, istismar
günlük gazetelerin 3. sayfa haberlerini dolduruyorsa,
söyleyin şimdi

 ülkemin inananlarının
düşük ücretlinin mağduriyetine
yüksek sesle sözü yoksa,
kadına  şiddeti, tecavüzü ve çocuk istismarını
çocuk yaşta evlilikleri
yani
sosyal hayattaki mağduriyetlere karşı en ön safta duyarlılık gösterip
lanetlenmiyorsa

sahi siz ne konuşur ne anlatırsınız.
hele bir söyleyin…

ey ulular, ey hocalar, ey şıhlar
ey sayısız vakıf demek başkanları
kaldır başını bi hele.
camileri, meydanları senin vakıf salonlarını dolduran kim zannediyorsun?
ayın sonunu getirmek için sayısız takla atan
o insanlar işte..

sadece 'zekat kolisine' aracılık edince,
sosyal mağduriyete ilgi gösterdiğimizi zan etmek
ne büyük gaflet

yoksa
zekat kolisi aldığın,
vakfına, derneğine yardım eden
o patronları
kızdırırım, incitirim diye mi korkarsın
veya siyasi muhalif olurum diye mi susarsın
ey müslüman…

ağlak sesli vaazcılar
dillerine pelesenk olmuş üç beş ayet ve hadis okuyunca, yazınca,
milyonlarca  fukara çalışanın derdiyle dertlenmiş
mazlum kadın ve çocukların göz yaşını
sildik mi zan ettik.
hayata dokunmayan
cümlelerin ve birlikteliklerin hepsi hikayedir.

koskoca ülke müslümanlarının
insan haklarıyla ilgili bir derneği
'mazlumder' var.
30 yıldır bir avuç güzel adamın
kendi cep harçlıklarından ayırdıkları miktarla, ülkenin devasa hak ihlallerine karşı
insan hakları mücadelesi veriyor ve
varlığını devam ediyor olması neyin
haberidir sizce...

mazlumun dili, çığlığı olmak var ya
kalabalık mahalle kesiminin ilgisini çekmiyor.

ah!  bir de göz ucundan şöyle bakmaları yok mu?

Cami, dernek, vakıf binası yapmaya gelince,
en fiyakalısı dikiliyor.
şehrin gözüne sokacak kadar heybetli hem de

mahallenin sendikalarına bakın.
yolları aşındıran sendika ve başkanları
nerde ki.
ağalık mı!
ben bilmem! o da ne ki?

şöyle diyelim ki anlaşalım;
adamın derdi varsa,
bir şeyi kendine dert etmişse eğer
dile düşer işte
şarkı olur, ezgi olur, yazı olur, heykel olur, resim olur,
meydanlarda çığlık olur...
yani yansır hayata neyi dert edinmişse insan.

şimdi söyleyin,
işci hakları ve mücadelesinde,
kadına, çocuğa şiddet ve istismarına,
çocuk yaşta evlendirilen kızlara karşı,
niye sözümüz yok?
niye şiirlerimiz yok?
niye?
sahi meydanlarına coşku verecek
bir yazar arkadaşın sözüyle
"işci marşımız niye yok"
hadi buyurun…

ey yolcu

Hayır kesinlikle,
'halkçılık' yapmıyorum.
o solcuların işi.
sol ideolojilerinin oyuncağıdır halklar...

benim dediğim...
'Hak'çılık...
hakkın yanında, mazlumun yanında, ezilenin yanında,
horlananın yanında durmak ve bu tip yaygın sosyal mağduriyetler de
sözü en candan ve yüksek söyleyerek durmak,
durmak ve sadece bir başına değil
bir mahalle olarak durmaktan bahsediyorum.

ey yolcu

öyle yakın dur ki mazlumlara
oturunca dizleri dizlerine değer ya.
öyle işte...
incitme onları.
tutuver ellerinden ve dili ol,
feryatlarının
duyulduğunu bilmek var ya
ha! işte onu derim,
mazlumun
sesi olmak soluğu olmak her şeye bedeldir.

ey yolcu

yürüdüğün yol
ezilen,  
kimsesizlerin
uzağında olmasın ki feryatlarını duyasın

yanında,
içinde
onlarla
omuz omuza yürü

kimsesizlerin kimsesi ol
unutma…

 


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır. Her hakkı okuyucuya aittir.

 

Paylaş