1+1 asla 2 değildir!

Mustafa Akmeşe

 

ülkenin halledilemeyen en önemli problemlerinden biri eğitim sanki…
siyasiler dahil her kesim en azından öyle diyorlar.

hayır hayır perişanız, öldük bittik falan demiyorum.
ilkokuldan üniversiteye bu ülkede milyonlarca genç eğitim görüyor ve
bir çok alanda iyi sonuçlarını gördüğümüz
işler de yapılıyor
çok iyi mühendislerimiz, doktorlarımız, akademisyenlerimiz, ilahiyatçılarımız diye sayacağım bilim insanlarımız  
kendini iyi yetiştirmiş on binlerimiz var.
bu sorunlu, beğenmediğimiz eğitim sistemi sayesinde hem de

dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de eğitim durumu bundan farklı değil.
finlandiya gibi eğitimi çok övülen bir kaç ülke dışında ki;
onlar da nüfus ve coğrafi konum olarak bizim gibi ülkeler için iyi örnek değiller,
hepsi hepsi öğrenci sayısı 400 bin. bizim kulağımıza damla diye damlatmayacağımız
rakamlar bunlar.
20 milyon öğrencimiz var, dile kolay...

bizim ölçeğimiz ülkelerin benzer sorunlarla boğuştuğu ve
toplumsal bir yara olarak acı çektikleri istatistik bir gerçek.
İtalya’dan ispanya’ya, oradan abd, güney kore’ye kadar bahsetmeye çalıştığım kötü örnekler oralarda da büyük bir sorun olarak yaşanıyor.
gelişmiş ülke dedikleri yerlerde bile gençlerin işsizlik oranı
yüzde 20, 30’larda. iş sahibi olanların mutsuzluğu ayrı bir bahis…
 
12 yıllık zorunlu eğitim tam bir problem olarak önümüzde duruyor.
ülkenin bütün gençleri benzer, aynı müfredatı görüyor, benzer imtihanlara giriyor,
12 yılın sonunda
haydi sizi bi ölçelim artık diyorlar,
180 soruda boylarının ölçüsü alınan milyonlarca genç
yüzdelik sırasına göre meslek sahibi oluyor.
teknik alanda ara eleman sıkıntısı dağ gibi ortada iken
eli kalem tutmaktan başka bir şey beceremeyen gençler üniversite kapısı
önüne yığılıyor.
en kıymetli matematik kafası olanların
tıpçı olması işin vahametini anlatır herhalde...

yani diyorum ki;
1+1 kaç diye soruyorlar, 2 diyorlar.
tamam da
1+1 asla 2 etmediğini öğreniyoruz işte o ara...
etmez valla etmez.

insan yahu karşımızda olan insan!
farklı sevdaları olan, korkuları olan, travmaları olan
kabiliyetleri olan insandan bahsediyorum
puanla üniversite ve bölümlere girince
o gençlerin o bölüme uygun olduğu seçilmiş, bilinmiş mi olunuyor?
hayır!
çok çalışan, planlı çalışan
her genç esasında 1+1=2  olduğunu öğrenir
çok zeki olmaya gerek yok.
zaten bizim üys imtihanlarımız kişinin eğilimlerini,
neye kabiliyetli olduğunu seçmek için yapılmıyor.
yıllarca çok düzenli çalışan gençlerin
ezber yeteneğini ölçüyor...

işin can alan kısmı buradan sonra işte,
kişinin yapısına, kabiliyetine göre değil de ezber gücüne göre meslek edilindiği,
veya ezberleyemediği için
başarısız olan yüzbinler mutsuz ve verimsiz olarak ortaya saçılıyor.
ve daha can sıkıntısı
aslan gibi gençler uzun yıllar planlı çalışmadığı ve
ezber başarısı olmadığı için
değersiz görülüyor ve değersiz hissettiriliyor.
“bitik erkekler” mi diyorlardı
ha işte öyle bir şey işte!
of ki of!

ülkenin eğitim politikalarına kendi halinde biri olarak
çok bilmiş çözüm cümleleri kurmak değil derdim. anlamam da...
bildigim
mevlana’nın ifadesiyle
“deryaya atsan adamı dolduracağı kabı kadar su alır”
kişinin kendini bilmesi, sınırlarını bilmesinden bahsediyorum.
“fehim” diye bir şey var
farklıdır her insanda “fehmetmek" idrak, hikmet işte...
veya,
insan bedeninin kişiye özel çok farklı kabiliyetleri diye
bir şey var işte…

bu gerçeğe rağmen;
ailenin ve devletin eğitim anlayışı
koşunca 100 metrede rekor yapacak bedensel özellikleri olan çocuğu
veya
eline fırçayı veya tahtayı, mermeri verseniz
sanat harikaları çıkaracak gençleri
başka alanlarda sınırlarını hiçbir zaman aşamayacağı bir eğitimin içine gömer ve öldürürler,

“çünkü insanlar böyledir,
sizin onların önüne koyduğunuz yaşamı çabuk kabul ederler ve pek fazla düşünmezler.” 
(truman show)

peynir, ücret, mesafe
ilişkisi çok büyük kandırmaca oluverir...

ey yolcu

sahi,
müslümanlar olarak şu
devletin eğitimini yerin dibine sokmaktan önce
kendimiz ve
çocuklarımız için düşündüğümüz
din, dindarlık, ve kabiliyet
önceliklerimiz

arasında hangi sırada…
evet
bakmayın öyle
önceliklerimiz diyorum
bence
çok can alıcı yer burası...

o zaman tam zamanı işte
önceliklerimizi bi konuşsak...
sonra
belki...

Not: yukarıdaki resim 1970’li yıllardan.
eski türkiye.
arkadaşlık, dostluk, kanka olmak bu diyorum işte
yüzlerdeki sahici olan gülümsemeye bakar mısınız  lütfen?
10 yıl sonraki gireceği 180 sorunun telaşı olmayan simalar bunlar...

sonraları, kimisi esnaf, kimisi çok güzel usta, tamirci, futbolcu, hekim olan ama
yaşadığı anı doyasıya hakkını veren eskinin çocukluk halleri bunlar.
seyretmesi bile çok güzel. insanın içi açılıyor...
(ellerinde emzik gibi taşınan telefon olmayınca nasıl da sarılmışlar birbirlerine!)

Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Paylaş