metrika yandex
Anlam Kitap

MÜSLÜMANCA DÜŞÜNMEK ve YAŞAMAK

Zeynep YÜCEL

27.07.2022

 

-SELAM SENSİN SELAM SENDENDİR-

Bu yazıyı yıllar önce Sürekli Eğitim ve Dayanışma Derneği SEDAV’da öğrenciyken kitap kritiği yaptığımız literatür dersi ödevimiz için yazmıştım. Konumuz müslümanca düşünmek ve yaşamaktı. Rahmetli Rasim Özdenören üstadımızın anısına burada paylaşmak istedim. Rahmet olsun…

İnsanı ve kâinatı yaratan, sonra onları “müslümanlar” olarak isimlendiren (Hacc-78), kendisi de es-Selam olan Allah’a hamd olsun. Müslümanca düşünme eylemi de (ister modern dönemde ister herhangi bir dönemde olsun) varlığımızın ve adımızın bu kaynaktan geldiğini farketmekle başlar ki adımız ne olduğumuzdur...

“Selam” ve “selamet” aynı anlamdadır: Esenlik, emniyet, güvende, sağ-salim, hasar görmemiş olmak, yanlış yapmamak, azarlanmayı hak etmemek (Mutçalı Sözlüğü) demektir. Anlamlara birer birer bakabiliriz: Emniyet ve selam kardeş; yani iman ve islam. Sonra “sağ-salim olmak”: Hayy olandan ölümsüz bir nefes taşımak özümüzde... Zaten “hayyâ” fiili de hem yaşatmak hem selamlamak demektir. Hasarsızlığa gelince... Kur’an’ın özeti denilebilen kısacık Asr Suresi’nden tanırız hüsranı ve yine orda buluruz ondan kaçışın reçetesini: İman etmek, salih amel işlemek, Hakk’ı ve sabrı tavsiyeleşmek. Buradaki iman ve salih amelin selamla müthiş bir benzerliği var. Zaten emniyet ve selametin kardeş olduğunu söylemiştik, diğer kardeşleri de salih amelin neşet ettiği “sulh” tur. Aynı zamanda biz Asr’ı selam verircesine hem karşılaştığımızda hem ayrılırken okuruz birbirimize.

İşte İslam bu selamın kaynağı olan es-Selam’a teslim oluşun, müslüman da teslim olanın adıdır. Ama ram olarak, köle olarak değil; barışarak, uyum sağlayarak, kendini bulmanın özgürlüğüyle, tabii bir teslimiyetle...  

Bu teslimiyetin bir serüveni var; önce mecburiyetle başlayan. Yani Yaratan’a yarattığı için bir teslimiyet; kalbinde O’ndan başka şeyler de ata ata... Korka korka... Sonra ilerleyiş başka şeyleri kalpten ata ata... Yaratıp öylece bırakmadığını, ilgilendiğini, “alâka” kurduğunu farkedip severek... Gönlünü teslim edip, “eller yukarda” değil, elele...

Ve tanımak önce kendini, aczini, sonra O’nu, aşkınlığını, aşkını... Bu aşkın bir taşması olduğunu görünce varlığın, dönüp tekrar kendini de sevmek... Bu noktada, yani varlığın kaynağının sevgi olduğunu farkettiği anda insan teslim olmuştur aslında. Çünkü teslimiyet sevgiden başka birşeyin sonucu olamaz. Gerçek sevginin sonucu da teslimiyettir ki insan bu duyguya sahipse teslimiyetinin farkında değildir... Doğal hali budur artık.  Hakk’ı fark ediş, gayrısını fark etmemeyi, yani düşünürken ya da davranırken gayrısını baz almamayı getirir. Teslimiyete zarar veren şeyler böylece ortadan kalkmıştır. Bu da masivadan çevirdiğin gözlerini Hakk’tan alamamak,  kalabalıkların içindeyken de O’nunla başbaşa olmaktır, saf bir hayatın başlangıcıdır; ihlastır...

Namaz tüm bunların bir özetidir aslında. Miraç’ta verilen bu hediye tam yönelişi simgeler ve Miraç’ta Allah (c.c.) ve Habibi arasında geçen “muhabbet”i içerir; Tahiyyatı; yani selamı, selamlaşmayı. Namazdan çıkışımız da selam iledir. Son olarak da “Allahumme ente’s-selam ve minke’s-selam” deriz.

İlk evredeki korkarak teslim olmak Hucurat Suresi’nde bahsedilen imanın kalbe yerleşmediği evreye tekabül eder denebilir. Sonrası ise kalbin teslimiyetidir. Evliyadan bir zat “kalb-i selim”i “İncitmeyen ve incinmeyen kalp” olarak tarif eder. Nasıl da barış kokusu tütüyor bu tarifte... İnsanın kendine, tabiata, yaratanına yabancılaşmasının hat safhaya çıktığı modern dönemde “müslüman” tanımını en çok bu tarif üzerinden yapsak yeridir...

“Müslümanca düşünmek” soyut planda bu bahsettiğimiz selam ve teslimiyetin şuurunda olmaktır. Günlük hayatımızdan somut örnekler vermemiz gerekirse de özellikle modern dönemde müslüman olmak demek:

Alışveriş merkezlerinden nefret etmek, buralarda mescid açtırmaya çalışarak cihad ettiğimizi düşünmek yerine, bu soğuk ve ışıltılı binaların zaten birer kapitalist mabed olduğunu farketmektir. İhtiyacımız kadar alışveriş yapmak, alış kısmını veriş kısmından geride tutmamaktır. İhtiyaçlarımızı zevklerimizle karıştırmama basiretidir. Markaları sevmemek, modayı takip etmemektir. Simiti; simit sarayı yerine simitçi amcadan almak, tekellerin semirmesine katkıda bulunmamaktır. Kirada da oturulabileceğini normal kabul etmek, krediden Allah’a sığınmaktır. “İslam ve lüks” ü yanyana koymamaktır. Gücünü enerji içeceğinden almamak, misvaklı diş macunu için “Aaa, ne güzel!” dememek, boykotu ısrarla sürdürmektir.

Tabii haliyle tabiatın bize zaten musahhar kılındığını bilmek, içten içe hatta açıktan açığa tanrıcılık oynayıp, ona yeni bir düzen vermeye kalkmak değil, imkânlarından faydalanıp kendimizi Allah’a musahhar kılmaktır. Teknolojinin masum olmadığının farkında olmak, çay makinesi yerine çaydanlıkta ısrar etmektir.

Orucu, namazı egzersiz gibi görmemek, göstermemek, bilimsel şirinliğe sığınıp, aşağılık kompleksiyle geçer akçe olanın kriterleriyle takdim etmeye çalışmamak, hikmeti yaralamamaktır... İkna olmak için de ikna etmek için de bilime sığınmamaktır.

Kişisel gelişim kitaplarını; hele de “para kazanma sanatı” vb. okumamaktır ki insanın kendine sığınmasını öğütlerler. Müslümansa kendinden, hatta O’dan O’na sığınır. “İş bitirici, uyanık” olmamak, diğergam olmaktır. Yanlış yaptığında “Ama herkes böyle yapıyor” bahanesine sığınmamaktır. Egolarımızı “kendine güven” diye şişirip, başkalarının suratında patlatmamaktır ki bu, barışa-selama bizatihi zıttır, karşımızdakini ötekileştirmek, yabancılaşmak olur.

Şayet yöneticiysek, makamın oturulan değil, hem onurlu bir dik duruş, hem hizmet etmek için ayakta oluş makamı olduğunu bilmektir... Düşmanına güven vermek, aleyhine de olsa adaletle şahitlik etmek, dördüncü maymun olmaya heves etmeden haktan yana şahitlik etmekten çekinmemek, sadece haktan yana taraf olmaktır. Korkaklığa yahut çıkarcılığa tarafsızlığı bahane etmemektir.

Çocuklara ve yaşlılara şefkat göstermek, hatta belki tahammül etmektir. Anne-babanın merhametini Allah’ın en büyük ayeti bilmektir. Çocukların henüz yıpranmamış fıtratlarının eseri olan dürüstlüğünü ve sadeliğini örnek almaktır. Otobüs kuyruğuna riayet etmek, yere çöp atmamak, kırmızıda geçmenin başkasının hakkına girmek olduğunu düşünmektir. Yaşlı komşu teyzelere Kur’an okumayı tecvidsiz öğretmek, çocuklara, gençlere ise ahkâmıyla öğretmektir.

Dostunun sıkıntısını rüyasında görmek, akraba ziyaretini önemsemek, yoğun sosyal faaliyetlerden sıla-i rahime zaman bulabilmektir. Duruma göre, yürüyüş, eylem, miting, kitap okuma ya da bir hasta ziyaretinin önceliğini takdir edebilecek inceliktir...

Neşe ile hüznü harman edip, geçici dünyadaki kalıcılık iksiri gibi yudum yudum içerek, şükür, sorumluluk, hasret, kaygı, aşk ve heyecanla tir tir titremektir müslüman olmak.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş