metrika yandex

Komplike Bir Varlık Olan İnsanın Hasletleri -1- / (Aceleci Olma Yanı)

Mustafa YILDIZ

11.02.2021

İnsanın çok çeşitli şekillerde yapılan/yapılmış ve tanımları yapılmış özelliklerinden biri de o’nun “Çevresinden çabuk etkilenen, duygusal ve aceleci” bir varlık olma yanıdır. Yapı olarak da insanın mayasında “Acelecilik” zaten vardır. Halbuki insan ;bunun tam tersi olan “Sabretme” özelliğine de sahiptir. İnsan, kendinde mevcut hasletlerin bir çoğunu bir şekilde örtüp/gizleyebilirken, ancak, “Aceleci” olma yönünü bir türlü saklayamaz. Bu nedenle insanın bu yönü çok çabuk fark edilir.

Oysa bizi en yakından tanıyan Rab’bimiz bu karakter yapımızı da bildiğinden, gönderdiği vahiylerde defaaten insanın bu yönünü haber verir/ikaz eder.Hatta önemine binaen olacak ki, kimi yerde ısrarla ikazlarını tekrar ederken, insanın pek aceleci olduğunu özellikle de açık bir şekilde ifade eder ve orta yol olan “Teenni (Teenni:Acele davranmama, ağırdan alma) yapması içinde insanı özellikle teşvik eder.Hatta, sabredenlerden stayişle bahsederek insanı teenni ile hareket etmeye özendirir.

İnsanın aceleci olduğunun anlaşılması için, o’nun aldığı kararları ile bazı davranışlarını takip etmek ve gözetlemekle de görmek/anlamak mümkündür. Hemen hemen bütün insanların sosyal olaylar karşısında gösterdikleri telaş, duydukları aşırı heyecen ve sürekli yüreklerinde taşıdıkları kuşku ve endişeler gibi tutum ve davranışlar insan; istemese de kendisinin aceleci bir varlık olduğunu bir şekilde gösterir. Mesela, insan başladığı her işin sonucunu hiç şüphesiz önceden merak eder. Konuşmalarında karşıyı beklemeden cevaplar yetiştirir. Trafikte sabretmeyi unutur adeta başka biri oluverir. Bu ve benzeri davranışlar süzgeçten geçirildiğinde insanın ne kadar aceleci olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Ayrıca, insan aceleci olma yapısıyla sürekli yanılır da. Verdiği kararların üzerinden zaman geçtikçe bu defa da keşkeleri devreye girer. Alınan kararların bazısını eksik, bazısını da yanlış bulur. Bu şekildeki düşünceleri onu sonderece rahatsız eder, kişinin vicdan azabı yaşamasına sebep olur. Bütün bunları hayatı boyunca bizzat yaşayarak tecrübeleriyle görür ve yaşar. Zira, her seferinde kendisi de bu yanılmaların sebebi olarak çabuk ve acelece aldığı kararlar olduğunu görür.

İnsan; çoğu kereler dua ederken de acele eder. Zira insan sonuç odaklı dua eder. İstek ve taleplerinin hemencecik kabül olmasını ve hayal ettiklerinin bir anda gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekler. Böyle bir beklenti bir yönüyle anlaşılabilir bir şeydir. Ancak, aceleci insan, beddua ederken de aceleci davranır. Bir iki ikazdan sonra “Sana kaç kere söyledim” diyerek, arkasından da en hafifinden “Allah belanı versin” diyerek anlık içini boşaltır ve yüreğini rahatlatır. Oysa aynı kişi, yaptığı bedduadan kısa süre sonra son derece nedamet duyar, pişman olur. Halbuki, biraz daha sabretseydi, acele etmeseydi bütün bu pişmanlıkları yaşamamış olacaktı.

Aceleci davranma durumu karar almada da bazan çok önemli menfi sonuçlar alınmansının nedeni de olur/olabilir. Mesela, Avrupa’da en basit ve sıradan bir evrakı bile aynı anda, elden almanız mümkün değildir. Biraz daha düşünme adına aynı gün evrakınız size verilmez. Bizde de tam tersi, “Bugün git, yarın gel” olmasın diye evrakı getiren de şayet tanıdık biri ise, evraka bile bakılmadan gereği yapılır. Bu ruh haliyle atılmış imzalardan dolayı başı ağrıyan, sıkıntı yaşayan bir çok insan biliriz. Sebebi araştırılsa yine acele ile verilen/verilmiş kararların olduğu görülür.

İnsanın acele karar vermesine veya karar almasına etki eden faktörlerden iki hususun öne çıktığını söyleyebiliriz. Bizi acele davranmaya teşvik eden, bize yanlış yaptıran en önemli saik; toplumun baskıladığı bireysel zaaflarımız ile iyimser yanımızla gösterdiğimiz hüsnü zanlarımızdan kaynaklandıklarını söyleyebiliriz. Örneğin; ne olabilir ki?, tanıdığım biri, bana ne yapabilir ki?, her gün gördüğüm biri, akrabam, yakınım, dostum vs. gibi saikler acele kararlar vermemizi sağlar. Zaten hızlandırılmış karar alma da ülkemiz insanına has bir haslettir.

Acele ile alınmış bireysel kararlardan dolayı ortaya çıkan/çıkacak olası menfi sonuçlar kişinin kendisini bağladığından, zararını da kişinin kendisi üstlenir. Ancak, toplum adına kararlar alındığı zaman dikkat etmek, teenni de bulunmak katbe-kat artarak daha önemli hale gelir. Çünkü; alınacak herhangi bir yanlış karardan dolayı toplumun tamamının bir şekilde etkilenmesi söz konusu olur/olabilir. İşte bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için, toplum adına kararlar verilirken, olası bir hata/yanlışlık yapılmaması için kararlar şürâ ile alınmalıdır. Bu nedenle, alınacak kararlarda hataların daha az olması için de danışılan kişilerde de ehliyet/liyakat gibi bazı vasıfların bulunması da zorunlu olmalıdır.

Acele verilmiş bir karar olmasın diye, olası bir yanlış ve hataya düşülmemesi için devlet yöneticileri de vasıflı, ehil ve liyakatlı olan danışmanlarla çalışırlar, çalışmalılar da. Bireysel hatayı onarmak bazen ucuza mal olabilirken, devlet adına ve toplum yararı gözetilerek verilen/verilecek kararlarda ortaya çıkan/çıkacak olumsuzlukları onarmak ise kimi zaman çok pahalıya mal olabilir. Demek ki, idarecilerin yönetimde danışman olarak yararlandığı kişilerin vasıflı olmaları son derece önem arz eder.

Kimi insanımız, danışılacak insanlar için “Vasıflı ve ehil olmaları gerekir” demeyi; genellikle ”Kendi mesleğinde vasıflı ve kendi branşında ehil” olanlar şeklinde anlıyorlar. Halbuki, bu böyle anlaşılmamalıdır. Zira “Teknik eleman” olmak farklıdır, feraset sahibi, ani kararlar verebilecek kabiliyette zeki, dünyayı tanıyan, ülkesini tanıyan, birikimli olma çok farklı şeylerdir. Düşünce üretebilme, ikna kabiliyeti güçlü, idare etme yönü ağır basan kişilerin danışmanlık yapması daha yararlı olacağı da unutulmamalıdır. Şayet, malzemeniz yetersizse, sistem de bu özellikte eleman alınmasına mani ise, o zaman zaten yapılacak fazla bir şey kalmamış demektir.

Mustafa YILDIZ / ANKARA

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş