metrika yandex

HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAKSA ?!..

22.08.2020
İsa ÖZÇELİK

Dünyada sekiz ayı geçen, ülkemizde altı aya yakın bir zaman dilimini bulan, korona virüsü salgınını hep beraber yaşadık, yaşıyoruz. İlk başlarda süreci şaşkınlıkla izledik, hemen sonrasında korku ve tedirginlik yüklü bir psikolojiye itildik. Sosyo-ekonomik kısıtlamalar geldiğinde ve hastalık yakınlarımıza ulaştığında,  salgını bilfiil hücrelerimize kadar hissetmek durumunda bırakıldık.

Müslümanlar olarak bu süreci fırsata çevirmek adına kendi çapımızda bir takım stratejiler geliştirdik. Bunlardan ilk akla gelenler; evde kal kampanyaları döneminde uygulamış olduğumuz,  kitap okuma ve kültür sanat etkinlikleri, özellikle çocuklara yönelik, ev içi oyun ve eğitim modelleri, kişisel ve aile olarak; kaybettiğimiz manevi motivasyonumuzu tekrar kazanıp, bunu aile kurumunun güçlenmesine vesile kılacak yollar aramak, fiziksel (sosyal!) mesafe zorlamasına rağmen, sosyal dayanışma imkanlarının en verimli şekilde kullanılması için; yardıma muhtaç kardeşlerimize ve çevremizdeki ihtiyaç sahiplerine bir an önce ulaşma azmi, işi akamete uğrayan esnaf ve işçi kardeşlerimize bir nebze de olsa yardım etme çabası, uzun süredir ihmal ettiğimiz dost ve akrabalarımız ile saatler süren telefon trafiği, dernek ve vakıflarda yapamadığımız çalışmaların dijital yayın yolu ile sürdürülmesi gibi çok sayıda faaliyetler sıralanabilir.

O dönem ve halen, dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı sözünü birçok ağızdan işitir olduk ve yukarıda bir kısmını zikrettiğimiz çalışmaların çoğunu da bu süreci anlamak ve farklı olacağı söylenen yeni döneme hazırlık olsun diye yapmaya çalıştık.

Dönüp arkamıza baktığımızda, kişisel olarak, aile ve camia olarak, toplum, ülke ve ümmet olarak nasıl bir yıl geçirdik?

Arzu ettiğimiz kitaplardan kaçını okuduk? Rahatsızlık duyduğumuz hangi zaafımızı tedavi edebildik? Kaybolduğunu söylediğimiz insani ilişkilerimizde ne tür iyileştirmeler yapabildik? Üzerine titrediğimiz aile kurumunu tahkim edecek ne tür teorik ve pratik gelişmeler kaydettik? Çocuklarımızdan kaç tanesi ihmal ettiği namazlarını düzene koydu? Akraba ve komşularımızdan kimler bu sıkıntılı dönemde bizim vesilemizle hidayet üzere bir yola revan oldu?

Uzun bir dönemdir şikayette bulunduğumuz ailenin çözülmeye uğraması ile ilgili sonuç alıcı devrimci hamle yapması için yetki sahiplerini zorlayıcı neler yaptık? Meselenin bir sözleşmeden, birkaç kanun maddesinden ibaret olmadığını bilen bizler, toplumun büyük bölümünün rahatsızlık duyduğu bu çözülme karşısında önce kendimizi, sonra kitleleri harekete geçiremiyor isek, gelecek ile ilgili hangi iddiamızdan söz edebiliriz?  Gerçekçi olmamızı salık verenler; ‘’Siz daha ezici çoğunluğunuzun karşı çıktığı birkaç madde ve sözleşmeyi iptal edemez iken, hangi medeniyet hamlesinden bahsediyorsunuz?’’ der ise; bekleyin büyüklerin bir bildiği var mı diyeceğiz?

Yıllardır, eğitimin bizim değerlerimize uygun olmayan bir akıl ile kurgulandığından yakınıyoruz. Her ülke kendi dünya görüşüne uygun müfredat ve sistemler inşa ederken, bizim kendi inanç dünyamızdan çok uzak bir durumda olduğumuzu biliyoruz. Önümüzde ki dönemde eğitim sisteminde köklü bir paradigma değişikliği olacağı çok aşikar. Salgın döneminde yaygınlaşan ve büyük oranda kalıcı olacak olan dijital eğitim sistemini, kopyala yapıştır yöntemi ile ülkemize uyarlamanın büyük bir başarı olarak bize pazarlanmasına gönlümüz razı mı?

Devasa eğitim sendikaları, sivil kurumlarımız bu dönemde ne tür hazırlıklar yaptılar? Bürokratik, bilindik raporları önümüze sürerek bir birimizi kandırmaya devam mı edeceğiz? Büyük bütçeleri olan bu kurumlarımız onlarca, yüzlerce duruş sahibi uzman kişileri bu dönemde istihdam edip, dişe dokunur, özgün, etkin ve her şeyden önemlisi bize ait modeller geliştirdi mi?

Dünya ekonomik sisteminin çöktüğünden, kapitalizmin sürdürülemez olduğundan bahseden çok sayıda düşünür ve akademisyenimiz, bu karmaşık düzeni ne kadar gerçekçi bir analize tabi tutabiliyorlar? Bu düzenin kılcallarına varan bir fotoğraf çekebilecek kadro yetiştirebildik mi? Daha sonra, ortaya çıkan bu inanılmaz adaletsiz tabloyu, tüm insanlığın anlayacağı bir dille dünyaya haykırabildik mi? Ardından, öncelikle kendimizi ikna edebilecek adil ve uygulanabilir modelleri kim ve ne zaman sunacak bizlere? Çok sayıda üniversite de artık siması hiç de yabancı olmayan çehreler, ne zaman emek mahsulü ciddi çalışmalara imza artacaklar?

Gelecek dönemde, toplumsal ve siyasal yapıların ciddi sarsıntı ve dönüşüm geçirebileceği söylenirken, yetkililer,  günü birlik iç ve dış tehditleri savuşturacak taktiksel manevralara mahkum ediliyor ise, tarih verilerek önümüze konulan hedeflerin içini dolduracak mahfiller kimler olacak acaba?

Sürekli medeniyetimiz diye söze başlamayı seven bizler, daha henüz bırakın büyük bir şehirde, küçük bir ilçede dahi mimarisinden sosyo-ekonomik yapısına kadar, kendi değerlerimize uygun, örnek bir darul selam olan medineyi inşa edememiş iken, hangi yüzle büyük meydan okumalara kalkışacağız?  Salgın döneminde kent hayatından kaçarak, sözde sükunete ve huzura varmak niyetine, yoğun bir ilgi gösterdiğimiz hobi bahçeleri dahi, karşı çıktığımız uygarlığın kendi iç dinamiklerinin ürettiği formlar değil mi? Kentteki korunaklı dikey anıtlarda yaşayanların hafta sonu nefes alacakları bu mekanları, yeni burjuva bizlere geçmişteki şehir/köy yayla olgusu ile benzeştirmeye mi kalkacaklar?

Ümmet coğrafyası ve dünya halklarının çoğu günlük hayatın basit işleyişine ve kendi aralarındaki küçük sorunlarına odaklanıp, birbirlerine büyük zulümler icra edebilmeyi başarırken, emperyalist dünyanın devasa cürümleri karşısında küçük bir söz söylemekten dahi aciz duruma düşmüşler. Hepimizin soluduğu havayı, içtiğimiz suyu, kendi konforları için kirleten, mavi gökyüzümüzü ve engin denizlerimizi karartan, ekini ve nesli tahrip edip, küresel ısınma ve çevre kirliliği ile dünyayı yaşanılamaz hale getiren bu azgın küresel çeteye karşı, bu gün küresel bir intifadanın fitilini ateşleyemiyor isek ne zaman yapacağız?

Dün, bahsi geçen sorunlara kafa yoracak vakit bile bulamayan bizler,  şu an tüm insanlığı tehdit eden dijitalizm-tekillik dininin belki de ön yoklaması olan bu salgın sonrasında, komplo teorileri, gerçek ve sanalın birbirine içkin olduğu bu akışkan post-postmodern çağa sözümüzü biriktirdik mi? Öncelikle kendimizin ve sanal aleme köle olmuş gençlerimizin inanabileceği,  gerçekçi ve samimi bir meydan okumaya hazır mıyız?

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyenler ve bunu bizler adına da söylediğini düşünenler; eğer bu günlerde aile, eğitim, sosyo-kültürel, siyasi yapı, sosyal adalet ve ahlaki sistemde köklü ve cesur hamleler yapmayacaksa, bizi bekleyen hiç de iç açıcı olmayacak bir gelecek için mi çalışma yapmaktalar? Peki halk olarak bizler de zaten hiçbir şeyin eskisi gibi olmasını zaten istemiyorsak, sözümüzü ne zamana saklıyoruz? Her geçen gün, bizi biz olmaktan çıkaran bir sürecin içine eklemlendiğimizi ne zaman fark edeceğiz?

Çok sayıda vakıf, dernek ve camianın bu tür gündemleri kendi aralarında konuşup bir takım çalışmalar yaptıklarının farkındayım. Ama ciddi bir platform çatısı altında, karşı karşıya kaldığımız bu varoluşsal tehditlere karşı derin bir anlama, yorumlama neticesinde ortaya çıkacak bir stratejiden mahrum olduğumuzu düşünüyorum. Koca devletlerin bile önlerini göremediği bu uzun soluklu süreçte, Müslümanlar olarak, en zeki ve duruş sahibi çocuklarımızı, her türlü biriktirdiğimiz değerlerimizi, yaklaşmakta olan küresel alt üst oluşta, ortak bir direniş cephesine hazır hale getirmek için, fiziksel mesafeye rağmen safları sıklaştırmalıyız.

‘’Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’’ meydan okumasını dillendirmek için, ekonomik/siyasi bir güce sahip olmak elbette önemlidir. Bunun kapısını aralayacak doğal gaz ya da petrola ait müjdeli haberler şüphesiz özgüvenimizi elde etmek için hayati öneme sahiptir. Ama unutmayalım ki bu tür kaynaklara sahip olan Rusya’dan, Nijerya’ya, Suud’dan, Amerika’ya, İran’dan Venezuela’ya kadar çok sayıda ülke var. Hepimizin müşahede ettiği gibi bunlardan hiç biri insanlığın beklediği adil ve yaşanabilir bir dünya için umut olamıyor.

O vakit değişmesi ön görülen dünya da zulmün rengi değil, kendisi değişime uğramalıdır. Altın, finans, petrol, teknoloji gibi kutsanan öğeler, insanı tüketen birer argümana dönüştükçe, ona sahip olan aktörlerin isminin değişmesinin bir değeri olmasa gerektir. Bu ve benzeri tüm öğelere anlam katacak aklı inşa etmek için çok daha fazla kafa yormalıyız. Belki bundan daha fazla çabayı da her türlü şartlar altında samimi, tutarlı ve ahlaki bir duruşun mümkün olduğunu göstermek için harcamamız gerekecektir…

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Furkan

22.08.2020

Hayaller ve rüyalar aleminde boğulmuşken gerçekleri yüzümüze vurmuşsunuz, Allah razı olsun.