metrika yandex

Ey Akbabalar Daha Ben Ölmedim!

İsa ÖZÇELİK

14.04.2021

Yol, yolcu, yoldaş, yolculuk metaforu insanlık serüvenini anlamak için başvurulan önemli argümanlardandır.

Kimilerine göre “yol” sonsuzluğun simgesi olduğu için sayısız yollar karşımızda durmaktadır. Kimilerine göreyse tek yol hak yoldur bunun dışındaki tercihler yoldan çıkmak ya da batıl/vehmi yolun türevleridir.

Bazıları indinde hak yol tek şeritliyken, bazılarıysa hak yolunu çok şeritli otobana benzeterek yolcu sayısı ve çeşitliliğinin artmasında beis görmezler, önemli olan bu otobana giriş yapmaktır.

Yolun bir menzili olmalı mıdır? sorusu Yolun başlangıcı var mıdır? sorusuyla anlam bulacaktır.

Peki yolcu kimdir?

Belirli bir dönemle sınırlı varlıkların zamansal serüvenini aşan bir boyutu olmalıdır yolcunun. Yolcu olmak, canlı bir varlık olmanın ötesinde akıllı bir varlık olmayı, diğer bir ifadeyle “ben” idrakini gerektirir.

Zaten yola çıkmak kendini aramanın adıdır. Kendini bulabilen/bilebilen O'na varmış; yani özüne/fıtratına dönmüş aynı zamanda menzile ulaşmış demektir.

Nice insan vardır ki yolcu olma iradesini ortaya koy(a)mamıştır.

Çünkü yolcu olmak aklı aktif hale getirmeyi, tefekkürü ve tercih yapmayı gerektirir.

Kimileri tercihi terketmenin menzile varmak olduğunu söylerken de bir tercih yapmışlardır aslında.

Yolculuk, yolcunun yol boyunca yaptıkları tercihlerin bütününü oluşturan hikayenin adıdır.

O vakit yolcu, hikayesi olana verilen bir addır.

Yoldaşsız/refiksiz bir yolculuk mümkün müdür?

Belki yolun kendisi yoldaşımız olabilir ama yaratılmışlar için refiksiz bir yolculuk mümkün değildir.

Kimilerine göre yolu, yoldaşı terk edip, yolcunun kendini dahi yok saymasıyla; refik, menzil ve yolcunun ‘’bir‘’olarak yolculuğa dönüşme söylemleri çok ayartıcı ve kulağa hoş gelse de yoldaki işaretlere aykırı gözükmektedir.

Çünkü hidayete ancak yoldaki işaretlerle ulaşılır.

Kimileri hakikatin veraset yoluyla intikal ettiğini düşünürken kimileri de her bireyin bu yolculuğa en baştan başlaması gerektiğinde ısrar eder.

Gerçi insan isteği dışında bu dünyaya genetik olarak yüklü halde gelir. Aklı erinceye kadar kendisine yapılan yüklemelerle karakteri oluşmuştur. Belirli bir olgunluk evresinden sonra dahi geçmiş ve o anki yüklerinden arınarak bir anlama sürecine girmesi pek mümkün gözükmemektedir. Ancak insan olmasının zorunlu bir gereği olarak her birey bu yolculuğa kendi koşullarını gözeterek çıkmak zorundadır.

Burada akıl kalple, yolcu refikle, yol yoldaki işaretlerle, yolculuk ise ancak O'nunla dengeye kavuşup, anlam bulacaktır.

Bazıları iyi niyetle de olsa, hakikat yolculuğuna çıkanları, soru sorup, kendisine sunulan gerçeklikleri sorgulayanları mahkum etmekte çok cesurca hareket etmekteler.

Küçüklüğünden itibaren klasik İslami eğitim medreselerinde yetişmiş, daha sonra farklı İslam ülkelerinde aldığı bu temel klasik ilimleri ilerletip pekiştirmiş, orta yaş dönemlerine kadar aynı minvalde yoğun okumalar yapmak ve dersler vermekle kalmayıp sosyal hayatında da bu eğitimin gereklerine göre yaşamış birisinin; geçmişe, hayata ve geleceğe dair okumalar yapması bu çevrelerce tehlikeli bir yolculuk olarak kınanmıştır.

Bu çevreler üniversite gençlerini ve alt yapısı olmayan kişileri farklı kitaplar okumaktan alıkoymaya çalışırken öne sürdükleri argümanlar burada geçersizdir aslında.

Çünkü karşımızda Türkiye'de sayısı çok fazla olmayan, klasik İslami metinlere hakim, hayat tarzı olarak da buna uyumlu yaşayan bir kişi vardır. Bu çevrelerin diğerlerini mahkum etmek için kullandığı "Usul ilimlerini, kadim geleneğimize ait eserleri okuyup anlamadan, karşıt görüşleri, felsefi okumaları yaparsanız sapıtırsınız" söylemi mevcut örnekte tamamen boşa çıkmaktadır.

Hatta bu söylemi benzer şahıslar için bir takım yeni argümanlar ekleyerek sürdürmek hiç de hikmetli bir yol değildir. Zira böyle bir durumda kendi kaynaklarına, kurumlarına ve insanına güvensizliği pekiştirip ne kadar da kırılgan bir inanca sahip olunduğu sonucu ortaya çıkabilir.

Bu çevreler daha önce benzer arayışlar sonucunda farklı sonuçlara ulaşan kimi zamanda hazin savrulmalar yaşayan kişiler hakkında çok acımasız saldırılarda bulunmuşlardı. Hatta bu kişiler kendi ekollerinde olmadığı için sanki onların bu savruluşları kendi çizgileri adına bir başarı argümanı gibi takdim edilerek sevinç duyguları gizlenemez bir hale bürünmüştü.

Şu an köken olarak kendi camialarında yetişen, karakter, kişilik olarak hiç de önceki savrulmuş bireylere benzemeyen, kişisel okuma ve düşünme sürecinde daha önce gündemine girmeyen soruları sorunlaştırarak farklı bir psikolojiye girmiş kişi hakkındaki kinleri ve utangaç sevinçlerini anlamak mümkün değil.

Diğer dikkat çeken husus ise bu kişinin mevcut diyalogda bulunduğu çevresinin, yaşanan gelişme karşısında büyük oranda merhametle, sevgiyle hareket edip, üzüntü ve dualarını izhar etmeleri olmuştur. Görünen odur ki kendisi nezaketi elden bırakmadığı sürece refikleri onu yolda yalnız bırakmayacaktır. Zira yolculuk devam etmektedir.

Az da olsa, kendini İslami camiaya nisbet edenlerden bazıları bu durumu tebrik etme garabetinde bulunmuştur. Kendilerince geleneksel tabuları yıkıp aklın ve düşünmenin yolunu açtığı için ya da bazı ilahiyatçılar gibi iki yüzlü bir tavra girmeden böyle bir açıklama yaptığından dolayı onu bu beyanından dolayı haklı bulmuş olabilirler. Ya da bu sorgulama sürecinin olumlu sonuçlanacağına olan kanaatleri onları buna sevketmiş olabilir.

Ancak burada tebrik edilip desteklenecek bir durum yoktur. Hatta dışarı yansıttığı kişilik göz önüne alındığında bahse konu kişi süreci daha farklı da yönetebilir ve bu daha hikmetli bir davranış olurdu.

Sorgulamak, arayış içinde olmak, hakikati her şeyin üstünde tutmak, hatta çok farklı sonuçlara ulaşmak, hikmetle davranmaya engel olmasa gerektir.

Belki birçok kişi yazı başlığı ile şu ana kadar yazılanlar arasında hiç bir alaka olmadığı için bu durumu haklı olarak garipsemiştir.

Evet başlık şu an bahsedeceğim güruhu tanımlamak için kullanılmıştır. Bu güruh sosyal medya platformu Twitter'da konuyla ilgili açıklamayı duyduklarında ‘’akbabalar’’ gibi Twitter'a üşüştüler. Birkaç gün içinde açıklama yapılan hesabın takipçi sayısı neredeyse ikiye katlandı.

Bu tabir hocayı yakından takip eden ve durumdan derin bir üzüntü duyan genç bir kardeşime ait. Binlerce deist, ateist ve densizin takipçi listesine eklemlenip oraya tuhaf yorumlar yazması üzerine "Akbabalar üşüşmeye başladı" deyivermişti.

Haksız değildi.

Kimi deist, kimi ateist, kimi kemalist, kimi densiz, kimi bilmem ne bela... saldırıyorlardı aslında İslam'a...

Paylaşılan mesajlarda, nezaket letafet kaybolmuştu. Aslında iki dünya görüşünün vuzuhu açısından da önemli bir işlev görmüştü bu gelişme.

Bir mümin, dünyanın diğer ucunda gayrimüslim birinin Müslüman olduğu haberi karşısında büyük bir mutluluk duyar. Hiç tanımadığı halde o kişinin sevincine ortak olur.

Sanki yeni bir bebek dünyaya gelmiş ve yeryüzü taze bir cana kavuşmuştur. Kurumuş toprak hayat bulmuş, toplumun iyilik damarlarına kan pompalanmıştır.

Yeni bir ihtida haberi her müminin kalbinde sevgi, merhamet, kardeşlik duygularını harekete geçirir...

Bahse konu örnekte ise yukarıdaki güruh kinleriyle, öfkeleriyle birlikte geldiler. Başkasının acısından sevinç devşirme telaşındaydılar.

Paylaşımlarında intikam, kan ve ölümün kokusu vardı. Kıt akıllarıyla öğüt verirken bile aslında gagalarıyla bir parça et koparmanın peşindeydiler...

İşin diğer dramatik bir boyutu da Hoca'nın daha önce İslami camiadan bu tür sorgulamalar yapmış birilerinden etkilenmiş olabileceğiydi.

Halbuki kibir abidesi olan, hakikatin peşinde mi koştuğu yoksa karakterinin pençesinde mi debelendiği çok tartışılır birilerinden; yüksek birikimde olan ve çok daha sağlam bir şahsiyete sahip olduğu söylenen Hoca'nın etkilenmiş olması çok tuhaftır.

Aslında hakikat kimi zaman ömür boyu süren çabalar sonunda elde edilirken kimi zaman da çok mütevazı adımlar neticesinde karşılaşılabilecek bir olgudur. Etkilenildiği söylenen zatlardan özellikle birisiyle birkaç saatlik sohbet ya da videosunu seyretmek çoğu kişi için meramımı anlamaları için yeterlidir.

Birçok kişi gibi bende Hoca'nın bu süreci Gazali örneğindeki gibi atlatıp, diğer kişilere ayna görevi görerek, yoldaki refikleri olarak kendilerini bulmalarına vesile olacağını düşünüyorum.

Yolculuk daha bitmedi, Hoca'nın fıtratı geleceğini inşa edecektir.

Bir gün kalkıp üstünde üşüşen akbabalara “daha ben ölmedim” diyecektir inşallah...

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Tahsin | 14.04.2021 22:35
Rabbim Sıratî müstakim den ayırmasın
Nur | 14.04.2021 16:35
İçerisinde bulunduğumuz bu mübarek Ramazan ayında ufkumuzu açan bir yazı, emeğinize sağlık. Yolda dengede kalmanın, orta ümmet olmanın bilinci ile adım atmak gerektiğini bir kez daha anlamlandırdım yazınız sayesinde. Yani hayatın bir yolculuk olduğu, varış yerini tercihlerin belirlediği, iyilik ve kötülüğün neticelendiği yolun önemini anladım. Kendini bilen Rabbini bilir sözü ile tefekkür edip nefsimizi bu yolda terbiye edebilir ve hikayemizi hak yolunda oluşturabilirsek ne mutlu.. Sağına soluna bakmadan "ben varım" diyebilen gençler, ben'liğini keşfeden ve hak yolunda çaba gösterenlerden olmamız duası ile...
Ayse bilge zerre | 14.04.2021 16:26
Selamunaleykum. İsa hocam, içimizde sizler gibi zihni berrak, fikirleri isabetli, duruşu sağlam müslümanlar görmek inanın bizlerin yüreklerine de ferahlık ve dayanıklılık veriyor. Allah razı olsun. Takip ettiğim kadarıyla yanlış anlamadıysam Hakan Alp hocanın paylaşımına atıf yapılmış. Hocanın ve yorumcuların yazdıklarını yol/yolcu/yolculuk metaforu üzerinden gayet net anlatmış ve bizlere de Müslümana yakışır bir tutumun örnekliğini sunmuşsunuz. Ülkemizde gündeme dair tek bir yeni söz söyleyemeyen binlerce hoca varken siz, her seferinde bizler daha gündemde ne oldugunu anlayamadan o konularla alakalı cok nitelikli ve yol gösterici yazılar yazıyorsunuz. Allahu Teala sizin de yolculuğunuzu mebruk ve makbul eylesin.
Ömer B. | 14.04.2021 15:06
Hocanın sevenleri onu akbabalara ve fırsatçı çakallara yedirmeyecektir. Yiğit düştüğü yerden kalkınca başına üşüşen akbaba sürüsü de kaçacak delik arayacaktır.