metrika yandex

ey ulular, ey hocalar, ey şıhlar, ey kırklar birşey söyleyin, ben bilemedim!

Mustafa AKMEŞE

etek bluz vardı üzerinde.
kısa saçlı,
saçlarını kızıla boyamış 65 yaşlarında dinç görüntüsü olan bir hanımdı.
ismi anons edildi
ağır adımlarla sahneye çıktı,
o ara sahnenin arka fonunda kızının yola çıktığında üzerine giydiği
gelinlikli görüntüsü perdede duruyordu.
kürsüye geldi.
bir anadolu kadınının mahçupluğu, çekingenliği vardı sanki duruşunda.

biraz önce
sahnede kızının perdeye düşmüş hallerini izlerken ve vtr dinlerken
ana yüreğine ne düştü ki.
mesela, doğduğu günü hatırladı mı birden.
ne kadar zor bir doğum olmuştu.
kızını kucağına aldığı ilk zamanlarını,
okul dönüşü koşarak anne diyerek özlemle  kendisine sarıldığını,
korktuğu gecelerde sığındığı kucağında titremelerini,
kulağına fısıldadığı masalları işte.
ergenlik yıllarında o ele avuca sığmaz ruh halini,
yaşıtları sinema, okul ve eğlence tek dertleriyken
onun, hak hukuk, insan hakları, kadınlar diye başlayan
sosyal olayları "anne bak şimdi" diye ağzını doldura doldura anlatışları
geldi  mi acaba aklına?

kızına tecavüz edilirken anneciğim! çığlıkları kulağını çınlattı mı?
ve soğuk toprağa bedeni gömülürken bir ormanlık alanda
yanında olmamış olmanın acısı işte...

yavaş yavaş ve soluklanarak konuşmaya başladı.

yıllar önce bir aralık  günü
İstanbulda, mazlumderin insan hakları ödülü verdiği ve misafir ettiğimiz
bir İtalyan anneden bahsediyorum.
“pippa bacca’’nın" annesinden.

kızının yola nasıl hazırlandığını, amacını, ne istediğini, heyecanını söyledi konuşmanın başında, biraz tedirgin ve heyecanlıydı.
çevirmenin araya girerek konuşmayı kesmesini istemiyordum...
ormanlık alanda tecavüz edilen ve  çalıların arkasına kirletilmiş olarak cesedi atılan bir kızın annesiydi dinlediğim.
ne diyebilirdi ki bilmediğimiz.
onun sesi, tınısı, vurgusu, ne bileyim eli kolunun hareketlerini işte,
yüzüne düşen acının kaç türlü haliydi benim baktığım.

karanlık salonun arka sıralarında oturmuş dinlerken acılı anneyi
hani emanet verilir ya adama!
bir şeyler işte.
değerli olan…
sonra
verilen emanete sahip olamazsın,
hoyratlık edersin, zarar verirsiniz,
ve öyle bir şeydir ki hiç bir şey benzerini karşılamaz  
sahibini görünce yerin dibine girersiniz ve karşılaşmak istemezsiniz
ilahi dersin; beni görmesin, verdiği emanetten bahsetmesin diye iç geçirir
boğulursunuz!,
ter basar ve dünyanız daralır ya..!
öyle...

göz yaşıma aldırmadan seyrederken “İtalyan anneyi’’
sanki bilir, hisseder de teskin edecek cümleler kurar
"kendinizi suçlamayın, türkler iyi insanlar,
her yerde her ülkede her millete olur böylesi sapık insanlar’’ der.
“sizin misafirperverliğinizi biliyorum’’ gibi benzeri cümleler kurunca
suçluluk daha artar.
keşke kötülese, suçlasaydı;
siz müslümanlar, çalmaz, çırpmaz, zarar vermez, güvenilir
olanlar diye tanıtırsınız kendinizi
inandığınız peygamber muhammed "emin" olandı
emanete hıyanet ettiniz deseydi keşke...
ah!
 
boynunu büker ya insan o zaman
sonra
hükmünüz geçmez işte
ne gönle, ne gözlerinize.

"barış gelini" projesiydi yolculuğunun adı.
ve projelerindeki başlıca sebep insanlara "güvendi."

milan’dan başlayan, yakın zamanda savaşmış, acıları taze olan topraklardan geçerek
slovenya, hırvatistan, bosna, sırbistan, bulgaristan, türkiye, lübnan, suriye, mısır, ürdün ve
şehirleri, sınırları  geçip,
acının adı olmuş yetim bırakılmış bir ümmetin çocukları olan filistine kadar
otostopla yolculuğa çıkar bacca.
gelinlikle hem de.

her kızın çok özel bir güne hazır ettiği masumiyeti, temizliği, arınmışlığı,
belki de daha önemlisi muhatabına güveni
yani teslim olmanın en güzel belirtisi olan gelinlikle…
sadece bir kere giyilen ve bir daha giyimi olmayan ve o günü en özel günü evliliği hatırlatan
sana inandım, güvendim,
ne kadar kir varsa üzerimde temizledim ve
sana teslim oldum. güvenime layık ol,
benim için bugün büyük bir gün ve ben sana güveniyorum anlamı olan gelinlikle...


bir kadın size güveniyorum ve üzerindeki gelinlik bunun nişanesi diyerek
yüzlerce km yoldan sınırlar aşarak otostopla birşey olmadan  geldi.
sonra ;
muhtemelen anne ismi
hatice, ayşe veya benzeri olan kişi tarafından
müslümanların yaşadığı topraklarda
kirletilmiş bir halde öldürüldü.

bir gün gelecek diyordu aziz peygamber
o gün gelecek;
“bir kadın hîre’den (ırak) hareket edip Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan tâ kabe'yi tavaf edeceğini göreceksin.”

“uzak diyarlarda bir kurt bir koyuna dalaşmışsa eğer hesabı ömer’den sorulur’’
 işte diyen  bir medeniyetin çocukları;

islam
müslümanlara 5 temel üzerine
insanı ve toplumu inşa etmesini
hedef koyar.
can, mal, akıl, nesil ve din güvenliği...

ey ulular
ey şıhlar,
ey hocalar,
ey kırklar
ey yediler
bir şeyler deyin.
deyin işte bir şeyler.
boğazım düğüm düğüm! dilim dönmez oldu.
bu utançla
bir anneye ne denir bi söyleyin
ben bilemedim...

ey yolcu

….

Not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Ali Dede | 15.01.2021 17:36
Oy Oy Oyyyy Gül gönüllü, gül kokulu bir güzelliğe, gül kadar masum bir niyete bu yapılır mı? Hançer saplansa bu bedene bu kadar acıtır mı? Oyyyyyy, oy Rabbim İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.