“Bir çocuk koşarak geçti yanımdan
Baktım arkasından, gidiyor ömrüm.” İbrahim Tenekeci
Çoğu zaman niyetlensem de, bir türlü ellerim senin hakkında yazmaya gitmemişti.
Kabullenebilmem için 13 yılın geçmesi gerekiyormuş demek ki.
18 yaşına girdiğinde, insanın çocukluktan yetişkinliğe geçeceği söylenirdi de, inanmazdım.
Sensiz kaldığımda 18 yaşındaydım…
Hayatın sert ve soğuk yüzüyle o günlerde tanışmıştım.
“İmtihan dünyası”na yeni giriş yapmıştım.
“Nasıl yani” ile “ne olacak şimdi” arasında garip bir yerde kalmıştım.
Hayatın benim için yeni başladığını o günlerde anlamıştım. Ama ne olursa olsun, tabutunun başında verdiğim o sözü mutlaka tutacaktım.
-Okuyacaktım!
O gün bu gündür, iki tip insana tahammül edemiyordum işte.
Bir, elinde her türlü imkan olmasına rağmen okuma konusunda gevşeklik gösterene.
İki, kıymet bilmeyene.
Oysa dünya dediğimiz bir yolculuktan ibaretti, yaşayıp gidecektik işte.
Şairin dediği gibi, “baki kalan gök kubbede bir hoş sada bırakabilmekte.”
Maharet, cenaze namazında öyle laf olsun diye, dudak ucuyla değil, şöyle içten bir “iyi bilirdik” dedirtebilmekte.
Ama nerede?
Dört elle sarılmışız dünya denen bu yere. Kiracı falan da değiliz ha, toprak sahibiyiz herhalde.
Hiç gitmeyeceğiz diye düşünüyoruz, belki de.
Oysa kendi ellerimizle veriyorduk toprağa, en sevdiklerimizi bile.
O değil de, “baba” acısını anca anca sindirmeye başlamışken, şimdi bana “baba” diyen bir çocuk dönüyordu etrafımda.
Ne oluyordu ya?
Nasıl bir yermiş bu dünya?
Ne ara gelmiştim 30’lu yaşlara. Oysa daha dün arka bahçede top oynuyorduk arkadaşlarla.
Artık başka bir adam görüyorum aynaya baktığımda.
Gittikçe benziyorduk, bahçesine kaçtı diye topumuzu kesen amcalara.
Her kış yaptığım kardan adamımın, bir sonraki kış yeniden geleceğini düşündüğüm ümitle seslendim çocukluğuma.
-Mümkünse, geri gel Allah aşkına. Doyamamıştım sana.
“10 yıl sonra da bu günlerini arayacaksın” diye karşılık verdi bana.
Haklıydı galiba.
Belki de bir gün sağlıklı nefes almayı dileyeceğiz, hasta yatağımızda.
Belki de bir gün sadece nefes almayı dileyeceğiz, son anlarımızda.
“Başladığı yerde biter tüm yolculuklar” diyordu ya bir şarkıda, dünyada böyle bir şeydi anladığım kadarıyla.
Madem öyle, ben de bu yazıyı seninle bitireyim, baba.
İlk zamanlar gözlerim doluyordu ismin anıldığında. Şimdi yerini buruk bir tebessüme bıraktı, tatlı günlerin hatırına.
Yalana gerek yok, yüreğimin yangını da sönmeye başladı zamanla.
Öyle ki, ilk günlerde yüzlerce mum yanıyordu sanki bağrımda. Son muma gelinceye kadar, her biri sönmeye başladı, sırayla..
Son muma gelince, işte o hiç sönmeyecek galiba.
Her anımda, her adımımda, varlığını ve yokluğunu hatırlatacak bana.
Ne diyelim baba, Allah büyüktür, cennette yeniden buluşmak ve baba oğul sohbetimize kaldığı yerden devam etmek umuduyla.
Duayla.
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
Hasan Hüsrev Hatemi vefat etti
02.04.2026
Irak'ta ABD'li gazeteci kaçırıldı
01.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -1 ÜSTÜN BOL 24.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 2 ÜSTÜN BOL 29.04.2026
Dizilerin toplum üzerindeki etkileri MEHMET GÜMÜŞ 28.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Green Card Sevdalıları CYRANO DE BERGERAC 07.04.2026