Büyük Kapatılma Günleri…

 

İçinde yaşadığımız günlerin üzerimize bırakacağı soru ve sorunları derinlemesine düşünmezsek uzun süre bu soru ve sorunlarla boğuşmak zorunda kalacağımızı dikkate almalıyız. Öyle fırtına gibi hayatımıza girdi ki bu mesele ele alma zorunluluğunu doğuruyor. Ancak, ele alma yerine oluşturulan rüzgârı arkamıza alarak yaprak gibi sürüklenir bir durumu gösteriyoruz. Gönüllü bir şekilde evlerimize çekilirken korona virüs olgusu ile kalkıp oturup yatıyoruz… Meseleye dair gün geçtikçe muhalif sesler yükselmeye başlıyor. Ancak bu muhalif seslerin gerçeklik değeri üzerine sağlıklı bir değerlendirme zeminine sahip olunamadığı için etkisi sadece bir şaşkınlık refleksi olarak yer bulabiliyor.

Büyük kapatılma olgusu üzerine yeniden düşünmeliyiz. Yaşamadan konu üzerine konuşmak hep teorik bir zemine yaslanmak zorunda bırakıyor. Konu neredeyse son beş yılın önemli bir meselesi olarak ara- ara gündeme gelmekteydi. Bilderberg toplantılarında konu olarak konuşulduğunu oraya katılan katılımcıların medyadaki video söyleşilerinde duyduk… Ama bugün artık büyük kapatılmayı yaşıyoruz. Yani sadece biz değil neredeyse bütün dünya evine kapatılmış durumda. Dışarı çıkmaya yönelenleri büyük tehditlerle eve girmeye ikna etmeye çalışıyoruz. Bazen de şiddet uygulayarak eve gönderiyoruz.

Meseleyi özgürlük ve demokrasi bağlamında tartışmanın bir yere kadar konumu söz konusu edilebilir. Ancak salgın dönemlerinde bu kavramlardan çok insan haysiyeti bağlamında meselenin nereye konumlandırılması gerektiği konusu ve eğer varsa bir aldatılma durumunda meselenin oturması gereken zemini düşünülmeye değer olana tekabül eder. Ortaya atılan söylencelere bakıldığında başka ciddi operasyonlar açısından kullanıma müsait bir durumu ihtiva ettiği tartışılmaz. Dolayısıyla meseleyi derinlemesine ele almanın kaçınılmaz bir sorumluluğu vardır.

Sadece romanlarda ve filmlerde gördüğümüz sahneler yaşamımızın bir parçası olunca bizde nasıl bir düşünce oluşturuyor. Üzerinde düşünmeye değer diye bakıyorum... Meselenin ehemmiyeti kişisel bağlamda oluşturacağı ruhsal travmalar kadar toplumsal travmalara da neden olabilir. Korku üzerine bina edilmiş bireysel yaşamın uzaklaştırdığı zemini tamir etmenin zorluğunu idrak etmeliyiz.

Yaşadıklarımız eğer bizi ‘bir şartlı reflekse taşırsa’ ki öyle görünüyor, İçimizdeki korkudan hareketle bizi şartlı bir reflekse taşıyarak bundan sonraki olay ve olgularda da benzer refleksi göstermemizi istediklerini söylemek beyhude bir düşünüş olmasa gerek!

Hayatımızı yaşarken, kendi isteğimiz yerine bize dayatılan isteklere uygun ve uyumlu bir yaşama biçimini savunan korku imparatorluğunun psikolojik vasata olan baskısını ele almalıyız... Farkında olmadan korkularımızdan mülhem insanları korkularından vurarak onlara istendik eylemlere yöneltmenin kişiliğimiz üzerinde oluşturacağı tahribatı psikoloji ortadan kaldırır mı? Emin değilim...

Korkularıyla yüzleşme arzusunu izhar edenlere, kendi korkularımız üzerinden saldırı yaparken muhatapta oluşturacağımız tahribatı gidermenin bir yolunu bulduk mu? Sanmam... Toplumsal zeminde oluşacak kaosu gidermenin yöntemini bulabileceğimiz konusunda ciddi şüphelerimiz var. Bu şüphelerin izolasyonu öyle kolay görünmüyor. Aslında mevcut konuma alışma vaktini doldurmadan yeni bir vakte erişmenin derin kaygısını dikkate alarak oluşacak travmaya hazırlıklı olmalıyız. Ama bu meseleler dile bile getirilmiyor, komplo olarak yargılanıp dışlanmaya meyyal bir ruh hali ağırlıklı yerini koruyor.

Derin bir tefekkür için temel şart; mevcut halimizi fark etmek ve üzerine tefekkür edecek bir zihni atmosfere sahip olmaktır. Çok kısa bir süre önce herkes kendi işinde hayatına devam ederken, şu an kulağımız ve gözümüz televizyonda bilim insanlarının ne söyleyeceklerine dikkat kesiliyoruz. Yani bakışımız, duyuşumuz ve yönelimimiz değişti. Tüm insanlarınki ile birlikte normal hayatta pek dinlemeyeceğimiz bir sese dikkat kesildik... Birileri hep dinlemeli idik diyebilir. Ancak kahır ekseriyet bunların ideolojik bir körlük içinde olduğunu söyler dururduk...

Öyle bir atmosfer yaşıyoruz ki kendimizle çelişiyorken bunun doğru olma ihtimaline sığınıyoruz. Aslında pek kabul etmeyeceğimiz birçok şeyi normal görerek kabul eder hale geldik. Bunun oluşturacağı sorunlarla baş edecek bir zemini kurabilir miyiz?

Hayatımız değişiyor ve işin kötüsü bizler çoğunlukla farkında bile değiliz... Bu değişimin bizim isteğimizin dışında gerçekleştiği ise bir başka gerçeklik zeminini oluşturuyor. Aklı başında bir çözüm için olup biteni derinliğine kavramaya matuf zihni bir perspektife ve derinliğe ihtiyaç vardır...

Ezcümle; değişiyoruz, ancak kendi isteğimizle ve kendi isteğimize uygun bir şekilde değil... Çözüm; Derin bir farkındalıkla yaşadığımız ana tanıklık etmektir...

İnsanların bir virüs tarafından esir alınmasını derin bir tefekkür açısından sistematik ele almak ve insanın acziyetini idrak etmek şart oldu...

İnsan hem çok aciz ve hem çok güçlü... Yalnız bu durumunun oluşturduğu gerilim büyük bir varoluş sorunu oluşturuyor. Bu gerilimi aşamayan kendi hiçliği ile yüzleşmek veya kendi egosu altında ezilmek gibi bir sorunla karşılaşmak zorunda kalıyor...

İnsan olmak ve insan kalmak çok zor...

Birileri bizim adımıza bu ağır koşulların dışında kalabilmenin imkânını kollamalı ve kalmalı ki insana dair umudu diri tutacak bir vasatın varlığına olan güven tazelensin. Bu dışarıda kalan kişiler, mevcut durumu analiz ederken vicdan ve adalet duygusunu yitirmeden gerçekleştirmelidirler.

Meseleyi ele alırken çok yönlü ele almanın vazgeçilmez oluşuna dikkat kesilmeli ve çoklu yaklaşım içinde her meseleyi kendi zemininde düşünmenin yöntemini kullanmalıdır. Her sözü değerlendirecek bir duyarlılığı taşımalı ve sözün kendi bağlamını dikkate alarak yorumlama yoluna gidilmelidir. Kolaycılığa kaçmadan, her ayrıntıya dikkat kesilerek sorunu çözümlemek ve çözümüne dair bakışlar geliştirmek esasa tekabül etmelidir.

Korkunun ecele faydası yoktur. İnsan zorluğa dayanıklı yaratılmıştır. Bu yüzden en zor şartları da aşmaya gücü ve istidadı vardır. Mesele bu gücü ve istidadı doğru yerde ve anda kullanıma koymaya başarısına sahip olmaktır.

 

Paylaş