metrika yandex

Haberler / Sivil Toplum

Tarlabaşı Dayanışma Grubu sözcüsü Kadir Bal: Çığlıkta Ahenk Aramayan Bir Topluluğuz!

29.05.2020

Tarlabaşı Dayanışma grubu sözcüsü Kadir Bal: “Biz ezilenlerin fıkhını yeniden kurmak ve tartışmak istiyoruz.

Tarlabaşı’na Dair..

Faaliyet alanları dikkatimizi çekiyordu.Kendileri ile tanışma fırsatı kollarken Mazlumder’in İnsan Hakları gecesinde İnsan Hakları alanında ödüllerini alırken tanışma fırsatı bulduk..

Sahnede Nijeryalı'sından Suriyeli'sine, ümmet coğrafyasında mağdur edilmiş bütün insanlarından her çeşit insan vardı. Tek dertleri adalet idi,. İnsanca yaşamak ve kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmekti..

Tarlabaşı Dayanışmayı Hüseyin Sevim ağabey köşesinden bizlere duyurmuştu...

Tarlabaşı gönüllüleri bazen; Sokakta üzeri açık uyumak zorunda kalan bir Nijeryalının üzerine örtülen bir battaniye..

Bazen; Göçmenlere sınır kapılarında biber gazları ile geri gönderilmeye çalışıldığı esnada kendilerine bir kalkan

Irmak veya Gölden karşıya geçmek isterken ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalanlara bir can yeleği olmaya, çalıştılar..

Değerli yazarımız Hüseyin Sevim’in ifadesi ile  “Tarlabaşı Dayanışma ve Kadir Bal hiçbir din, dil, ırk, siyasal görüş, vesaire ayrımı yapmadan feryadını duyabildiği kim varsa; işten çıkartılan garson Serdar’a, onun yanında kalan hapisten yeni çıkmış arkadaşı Aziz’e, Nijeryalı hristiyan David’e, tinercilere, akülü tekerlekli sandalyesine akü alamayan Adanalı Ömer’e, Tarlabaşı civarında bakkala borcunu ödeyemeyen bir sürü aileye yardımcı olmaya devam ediyor. Bazen Ahmet Abi, bazen Mehmet Abi, bazen Tahir Abi gibi hayırseverlerden toplayabildikleri kaynakları garibanlara yetiştirmeye çalışıyorlar. Bu bölü(şü)cülerin Yasir’i, Muhammed’i, Yakup’u, Bilal’i, Ammar’ı, Yusuf’u, Dr. Emir’i ve diğerleri emeklerini, ekmeklerini, zamanlarını, sağlıklarını… ulaşabildikleri muhtaçlarla bölüşmeyi sürdürüyorlar.”

Tarlabaşının nasıl bir grup olduğunu şöyle tabir ediyor grubun sözcüsü Aktivist Kadir Bal; “Grupta İslamcılık, muhafazakârlık aramayız. İçinde yaşadığımız toplumdaki sosyal adaletsizlikten, zengin-yoksul arasındaki makasın açılıyor olmasından rahatsızlık duyan herkesin söz hakkı ve faaliyetine açık bir grubuz.”

Garibanların hukukunu savunmak ve mağduriyetlerini gidermek içinde bir çağrıları var: “Biz ezilenlerin fıkhını yeniden kurmak ve tartışmak istiyoruz. Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in bütün hocalarına kürsülerinden kalkıp arka sokaklara gelmelerini tavsiye ederiz. Allah’ın sesiyle yoksulun sesi nereden ayrılmaya başlamış, işte biz tam da buradan konuşmak isteyen bir diliz.” diye..

Söyleşi: İsmail ÜNAL - Ali DALAZ / Hertaraf Haber – Ankara

- Sizi tanıyabilir miyiz?https://www.hertaraf.com/resimler/haberfoto/tarlabasi-dayanisma-grubu-sozcusu-kadir-bal-biz-ezilenlerin-fikhini-yeniden-kurmak-ve-tartismak-istiyoruz-1077.jpg

Mersinliyim, İstanbul’da yaşıyorum. iOS cihazları için yazılım destek, tekstil ve editoryal işler yapmaktayım.

- Kadir Bey, Tarlabaşı’nın hikâyesi nasıl başladı? Neden Tarlabaşı?

İstanbul’da karşılaştığım ve yakın ilişki kurduğum, tinerci olarak nitelendirilen 35 kadar çocukla abi-kardeş olmuştuk. Onlarla kurduğum ilişki beni İstanbul’un kriminal raporları dışında kimsenin ilgilenmediği hayatlara götürdü. Tanıştığım evsizlerin başka hikâyelerle olan kesişim noktalarından biri de çöptür. Çöp birçok insanın hem ekmeği hem de emeğidir. Madde bağımlısı ve evsiz olan çocukların dünyası beni çöplerden kâğıt ve plastik toplayan Afrikalı gençlerle karşılaştırdı. Bu Afrikalılar Tarlabaşı’nda yaşamakta idiler. Sıcakkanlı ve dostluk kurmaya açık insanlardı. Onların kaldığı evlere gitmeye başladım. Bu sefer de İstanbul’da yaşayan Afrikalılar ve onları çevreleyen zorlu şartlarla tanışmaya başladım. Kayıtsız, seyirci kalamadım. Ben de onlarla birlikte çöpe, çöp depolarına girdim, zabıta ve polis kovalamacasında yanlarında oldum. Ev sahipleriyle görüşmeye başladım. Haksızlığa uğradıklarında ve kendilerini savunamadıklarında çevremdeki insanları organize edip onlara destek olmaya başladıkça gitgide Tarlabaşı’nın her sokağında, her köşesinde bir kardeşimiz, bir evimiz olmaya başladı. Özet olarak böyle.

- İlk çekirdek Urfalı Mehmet abi ve Fatoş ablayla mı oluştu?

Mehmet abi ve Fatma abla, evleri her daim yoldan geçene, ezilmişe, mazluma açık olmuş bir ailedir. Zaten Mehmet abinin babası da garibanı kollayan ve etrafında bu şekilde bilinen ve saygı gören birisi. Eyüp Yeralan, onu da rahmetle anıyoruz.

Ben kendi hikâyeme sokakta kalan evsiz, aileleri olmayan kardeşlerin Beşiktaş Meydanı’nda doğum günlerini kutlamakla başlamıştım. Katılım olmaya başladı. Zamanla oluşmaya başlayan dayanışmanın ilk özneleri sokaktan gelen kardeşlerimdi. Sokaktaki kardeşlerim, Yücel aydın, Tufan Arslan, Emrah Çağloğlu ve nice kardeş.

Ammar Kılıç, Ahmet Kılıç, Mehmet Ali Başaran, Tülay Yıldırım Ede, kardeşim Eyüp Ömer gibi isimler ilk çekirdeğin erdemli yürekleriydi diyebilirim. Mehmet abi ve Fatma ablayla, sokakta büyüyen kardeşliğimizin beşinci senesinden itibaren tanıştık ve beraber dayanışmayı büyüttük. Daha sonra Muhammed Sıddık, Yasir Bodur, Mehmet Rehavi, Sierra Leoneli Alfa, Nijeryalı Pascal, Afganistan, Pakistan ve Suriyeli dostlarımızın da katıldığı bir dayanışma ailesi meydana geldi. Şefkat-Der, Adsız Narkotikler, hayvansever gruplar, İstanbul Kent Savunması içinde yer alan ekolojik eksenli arkadaşlar, Emek ve Adalet eksenli gruplar, MAZLUMDER, Hak İnisiyatifi ve bireysel çalışmalar yürüten insanlarla dayanışma örgüsü büyümeye devam etmekte. İsimlerini burada anamadığım dostlarımızı ve destekçilerimizi de göz artı ettiğimiz düşünülmesin. Dayanışma hepimizin.

- Urfalı Mehmet abi ve Fatoş abladan bahsedebilir misiniz?

Urfalı Mehmet abi, daha çok Adana sokaklarında büyümüş, Türkiye’nin birçok şehrinde küçük yaşlarından beri çalışmış, çok yönlü, esprili, cesur, geri vitesi olmayan, garibanları canı pahasına koruyan, kavga etmekten çekinmeyen, ilkokul terk olmasına rağmen görmüş geçirmiş, karanlığı ve aydınlığı tanıyan bir dostum.

Fatma abla ise Sivaslı’dır ama küçüklüğünden beri Tarlabaşı’nda büyümüş, yetişmiş, cesur, merhametli, misafirperver ve gönlü geniş bir ablamız. Bugün Urfalı Mehmet arka sokaklardan yükselen bir ses ve isim ise Fatma Yeralan sayesindedir. Çünkü girdiğimiz her zorlukta, gelip bizi bulan onca tehdit ve can sıkan hadisede arkamızda bir kadın, bir anne, bir yoldaş olarak Fatma abla vardı. Fatma abla dostluğumuzun ve sokaktaki garibanların Fatıma’sıdır. Ayrıca grubumuzun ve gönüllerimizin de başkanıdır.

- Tarlabaşı'nda din, dil, ırk, ideoloji ayrımı olmadan her kesimden insan yer alabiliyor galiba?

Hani bir tabir vardır, dinler üstü, ideolojiler üstü denilir, biz bütün dinlerin ve bütün ideolojilerin en altındakilerle birlikte buluşma deneyimi yüksek olan bir topluluğuz. Günahsız mağduriyetleri zenginlerin hijyenik vicdanlarına pazarlayan orta sınıf bir yardım derneği değiliz. Cemil Meriç’in de dediği gibi, çığlıkta ahenk aramayan bir topluluğuz. Biz günahkâr, yanlış yolda giden, eksiye düşmüş, derbeder, yolsuz, yoldan çıkmış hikâyelerin kapısını çalabilen bir topluluğuz. Çığlıkta akide, namaz, dindarlık, İslamcılık, muhafazakârlık aramayız. İçinde yaşadığımız toplumdaki sosyal adaletsizlikten, zengin-yoksul arasındaki makasın açılıyor olmasından rahatsızlık duyan herkesin söz hakkı ve faaliyetine açık bir grubuz.

Biz “şehit tahtına rabbe gülümseyen” bir grup değiliz. Bizi “yalnız ölenlere yas tutulmaz ki, feryadım yaşarken ölenler için” sözleri yankılar. Bizim sokaklarımızda, duvarlarda “sevmek suçsa suçluyum” yazar, “Daye dünya xayine” yazar, “Fuhşa, hırsızlığa ve ispiyonculuğa hayır” yazar. Biz biliriz ki semtinde ispiyonculuk yapan yarın Allah’ı da satar. Biz satsak satsak sadece ikinci el elbise, ayakkabı ve eşya satarız. O da Dolapdere’de kurulan Bit Pazarı’nda. Bu arada güzel pazardır, bütün garibanlar, evsizler, göçmenler, teyzeler, anneler, amcalar, yaşlılar, kötü kokanlar, pasaklılar, dışarıdan bakınca pek de güven vermeyenler o pazara akar. 100 TL’lik bir malı 10 TL’ye alabilirsiniz, keyiflidir de.

Sokaklardan tanıdığımız torbacılar, biriktirdikleri paralarla annelerini hacca göndermek isteyen çocuklardır. “Hiç uyuşturucu parasıyla hacca anne gönderilir mi?” diye soranlar olacaktır. Kâbe çetesi, soyguncu Suud’a rağmen bunca umre-hac acentesi Müslümanları Kudüs’e, Mekke’ye taşırken kasmadıkları hassasiyeti arka sokaklarda duyar olarak önümüze getirmesinler istiyoruz. “Bu insanlar zekât düşer mi?” diye sorar genelde yardımseverler. Siz önce neo-liberal politikaların bataklığında düştüğünüz yerden bir kalkın da vereceğiniz üç-beş infakın hangi garibana düşüp düşmeyeceğinin fıkhını sonra tartışırız.

Biz ezilenlerin fıkhını yeniden kurmak ve tartışmak istiyoruz. Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in bütün hocalarına kürsülerinden kalkıp arka sokaklara gelmelerini tavsiye ederiz. Allah’ın sesiyle yoksulun sesi nereden ayrılmaya başlamış, işte biz tam da buradan konuşmak isteyen bir diliz.

- Daha çok hangi kesimlerden destek alıyorsunuz?

Biz imece usulü birbirinin desteğine yaslanan bir topluluğuz. Dışarıdan destek vermek isteyenler olursa, onlara öncelikle kendi yakınları, akrabaları, komşuları ya da ihmal ettikleri bir gariban varsa, onları kollamalarını tavsiye ediyoruz. Buna rağmen destek vermek istiyorlarsa, desteklerini bir ihtiyaç sahibiyle buluşturmaya talibiz. Bize destek veren insanlar bizim hikâyemizde kendilerinden bir parça bulan insanlar oluyor genelde. Dolayısıyla özellikle belli bir kesim diyemem.

- Din, dil, ırk, ideoloji vs. ayrımı yapmadan herkese yardımcı olma çabanız karşısında Müslüman camianın duyarlılığı ya da duyarsızlığı hakkında ne söylemek istersiniz?

Müslüman olsun ya da olmasın duyarlı yüreklerle bu dayanışmayı büyütebildik. Beled Suresi’nde zikredilen sarp yokuşu yüreğinin derinliklerinde hisseden insanlar gelip destek veriyorlar. Biz onlara bağışçı gözüyle bakmıyoruz, onları dostlarımız olarak görüyoruz. O yüzden aramızdaki ilişki vermek üzerine değil yanmak üzerine kuruludur. Çünkü biz biliriz ki hürriyet hardan geçer.

Ana akım ve iktidar bulmuş dindar çevrelerin arka sokakları kolladıklarını söyleyemem. Kurulan güvenlikli sitelerde, kibrit kutusu balkonlarda, Ömer Karaoğlu ezgileriyle maziyi yaşamaktalar. Varoşların kollanmasının ve ezilenlerin hakkının sömürenlerden sorulmasının, iktidarın politik yara almaması için terk edildiğini düşünüyorum. Mazluma da zalime de yardım edin diyen kadim ses yitip gitmekte. Mağdura yardım için sonu “Yardımlaşma Derneği” ile biten yüzlerce kuruluş var. Kendilerini iyilik hareketi olarak sunan STK’lar var. Lakin zalime yardım edecek bir ufuk yok. Zalimin elini zulümden çekmesi için zalimin tarafına doğru gerilimi artıracak bir dirayet yok. Varsa yoksa fakire yardım. Zengine kim yardım edecek? Patronlara kim yardım edecek? MÜSİAD’a, TÜSİAD’a kim yardım edecek? Emeği sömüren sermaye çevrelerine, azgın üretim ve azgın tüketim sarmalında, hür teşebbüsün, kalkınmacı iktisadın yağması karşısında bizi öldürmeye gelen Ömerlerin bizde dirilebilmesi kimin umurunda? BİM kartları, LCW kartları dağıtınca bitiyor mu iş yani? Türkiye’de kapitalizmin bile olmadığını düşünenlerdenim. Kapitalizmin standartlarından bile daha aşağıda bir ekonomi-politik düzen var. Muhafazakâr yardım dernekleri, bu düzenin kırıp döktüğü hayatları yardımlaşma faraşlarıyla toplayıp ramazan ayının altına süpürmekle ortalığı temizlemiş mi oluyorlar?

- MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesi’nde İnsan Hakları alanında faaliyet gösteren STK olarak yılın ödülünü aldınız. Nasıl bir duygu?

Teşekkür ederiz, çalışmalarımızın iltifat görmesi bizler için kıymetli. Lakin biz o gece yanımızda üç tane Afrikalı kardeşimizi getirip sahneye davet ettik. Bizlere verilen İnsan Hakları Ödülü’nün onların hakkı olduğunu düşünüyorduk. MAZLUMDER’in gecesinde üç tane siyah kardeşimiz salonda oturan beyazlara bir şeyler söylemeye çalıştılar. Umarım bu ödül geceleri, kendi aramızda dönen bir ödüllendirme eğlencesi olmaktan çıkar da bizzat mazlumlara giden ve onlara teşekkür eden ödül gecelerine dönüşür. Zira mazlumlar adına sahada faaliyet gösteren her kurumun mazlumlara karşı bir teşekkür borcu vardır. Bir de özür borcu.

- Herkes evinde, işinde gücünde. İşlerinizle, ailenizle ilgilenmek varken, onlarla vakit geçirmek varken, küçücük mahalle bakkalınızı bir süper market yapmak varken, nereden çıktı mülteci hayatlarla ilgilenmek? Sizi buna sevk eden şey nedir? Neden rahat duramıyorsunuz?

Ortaya koymaya çalıştığımız gayretin ve dayanışmanın hiçbir şeyi çözmeyeceğinin farkındayız. O yüzden kurtuluşa çağıran, elinde kurtuluş reçetesi olan bir topluluk değiliz. Biz kurtuluşu beraber arayan bir topluluğuz. Sahada görünen çalışmalarımız sadece ve sadece rabbimize karşı bir bahanemiz olsun diyedir. Yoksa bir toplum özünde olanı değiştirmedikçe Allah’ın o toplumun gidişatını değiştirmeyeceğine iman eden bir telaşın oğulları ve kızlarıyız. Neden rahat durmuyoruz? Aslında rahatız. Bize düz gelen başkalarına ters geliyor sadece. Komşusu tok yatarken aç yatanlarla birlikteyiz. Biz farklı olalım, marjinal olalım, değişik takılalım, ortamlarda “sensin” desinler diye girmedik bu işlere. Uzak coğrafyaların mağduriyetlerine dernek kurup şiir yazanlara yahu kardeşim gelin dibimizdeki dezavantajlı topluluklarla, örgütsüz mağduriyetlerle, onları İslamcılaştırmadan, Solculaştırmadan, sosyolojinin inceleme sahası kılmadan, belgesellerin ve dizilerin ekran yüzü kılmadan dayanışma kuralım ve Allah rızası için şahitlik yapalım istedik, hepsi bu.

- Tarlabaşı’nın ekip ve çalışma yapısı nasıl?

Biz bir dayanışma ve dertleşme grubuyuz. Sadece yardım kolisi dağıtıp, Afrikalı çocuklarla fotoğraf çektirip gülücük saçmıyoruz. Dayanışma mekanizmamızın en önemli ayağı dertleşmedir. Biz toplumun girmek istemediği mahallelere, konulara girip, hikâyelere kulak verip, bu sesleri örgütleyip, yerel yönetimlerin kör noktalarında ses olmaya, dost olmaya çalışıyoruz.

Bir sosyal hizmet uzmanının ya da bir belediyenin sahaya bakan bir biriminin bilmediği ve göremediği yerde başlayan bir grubuz. Gençliği fuhuş, uyuşturucu ve emek sömürüsü altında geçmiş insanların psikolojisini, köpeğiyle yaşayan yaşlı bir teyzenin köpeğinin mamasının fiyatını, geceleri uykusundan ağlayarak uyanıp, “Allah’ım ömrümü kısa tut, kimsenin yardımına muhtaç olmadan sana geleyim, çok yoruldum” diye ağlayarak yeniden uykuya daldığını bilmezler. Bizim çalışma yapımız ve ekiplerimiz önce bunu bilirler. Biz, insanlar hangi evde, hangi dilde korkuyor, bunları biliriz. Hangi yalanı niçin söylemiş, hangi korku hangi tepkiyi verdirmiştir, aslında neyi korumaya çalışıyor, sokak sokak, ev ev, kapı kapı biliriz. Çünkü biz dayanışmadan çok bir dertleşme topluluğuyuz.

- Tarlabaşı Dayanışma Grubu’na ait, insanlara yemek verdiğiniz küçük bir yeriniz de var galiba?

Urfalı Mehmet abimiz ve eşi Fatma ablamızın sorumluluğunda işleyen bir mutfağımız var. Bu mutfak göçmen dayanışma ve dertleşme birimi işlevi görmektedir. Aynı zamanda sokaklarda kalan madde bağımlısı evsizlerin, cezaevinden çıkmış, nereye gideceğini bilmeyen yaşlıların, tavuk dönerden sıkılmış, ev yapımı lezzetli bir çorba içmek isteyen insanların para vermeden, fakirlik kâğıdı getirmeden buluşabildikleri bir dayanışma noktasıdır.

- Bu yemekleri nereden karşılıyorsunuz? İnsanlar sizi nasıl buluyor? Size nasıl ulaşıyor?

Destek olan insanlar gıda malzemesi ya da para veriyorlar, Tedarik desteği de sağlıyorlar.

- Sokak iftarlarınız var, biraz da bu iftarlardan bahsedebilir misiniz?

Ayrı ayrı sofralar kurup, Cola Turka’lı TV reklamları karşısında ezanı bekleyen yalnız iftarlar yerine herkesin bir tabak yemeğini alıp geldiği sofraları sokağa açmayı tercih ettik. Sofralarımız sokakta olduğu için, ailesi olmayan, yalnız yaşayan, evsiz, öğrenci, işçi, işsiz, yaşlı insanlar ve sokak hayvanları birlikte mübarek ramazanı karşılıyoruz. 8 senedir bu sofraları sokaklara açıyoruz. Sofralarda dertleşiyoruz ve birbirimizin faturalarına, borçlarına, ailelerine, çoluk çocuğuna, derdine derman olmaya çalışan bir usulü ikame etmeye çalışıyoruz.

- Farklı bir uygulama olarak daha çok yardımda bulunacak kişilerle ihtiyaç sahibini buluşturmak gibi bir yöntem takip ediyorsunuz. Neden?

Allah Resulünün Ensar ve Muhacir aileleri kardeş kılmasını kendimize örnek alıyoruz. Paylaşmak isteyenle ihtiyaç sahibini buluşturup aralarında bir ünsiyet ve şahitlik gelişsin istiyoruz. Böylelikle birbirlerini kollayan ve yalnız bırakmayan bir kardeşliğin haritasına katkıda bulunmak istiyoruz.

- Bir de, mağdurların sadece yeme-içme-barınma ihtiyaçlarını değil, mültecilerin kırılan udunu, gitarını vb. ihtiyaçlarını da karşılıyorsunuz. Yardım eden insanlar kızmıyorlar mı, bunlara ne gerek var diye?

Garipseyenler ve kızanlar da oluyor. Çok etkilenen ve teşekkür edenler de oluyor.

Ama yoksula yardım gösterisinin en önemli malzemesi ne yazık ki yardım kolisidir. Yardım kolisi dağıtmanın ötesine geçemeyen, en fazla kütüphane kurma, Doğu’daki yoksul okullara yardım yapma becerisi gelişmiş bir iyilik sosyolojisi var. Vermek üzerine kurulu bir iyilik karakteri var. Dayanışmak ve birlikte dayanmak üzerine değil. Birlikte protesto etme geleneği çıkmıyor buradan. Birlikte hak arama geleneği de yok. Varsa yoksa yardım kolisi, ikinci el elbise, kırtasiye malzemesi ve kütüphane. Kur’an meali dağıtma gibi etkinliklere son olarak bakkal borcu ödeme gösterisi de eklendi. İşte bir bakkala gidiliyor, bakkalın defterindeki borçların üzerine çizik atılıyor. Fotoğraflar sosyal medyaya ya da zekât veren kişiye atılıyor. İnsanlar mutlu oluyor. Buradan dayanışma marketleri kurmak için örgütlenen iyilik hareketleri çıkmıyor. Buradan insanlara organik ve ucuz gıdaya niçin ulaşamadıklarını soran, kooperatifleşmeye giden yardım derneklerinin sayısı oldukça az. Az sayıdaki İslamcı ve Solcu gruplar dışında iyilik ya da yardımlaşma ne yazık ki İstanbul gibi üst üste yığılmış metropollerin acil yoksulluk dramlarına, acil yardım kolileri ulaştırmaklA sınırlı kalıyor. Kiracısını hayat pahalılığını bahane ederek yüksek kirayla sıkıştıran ev sahibi diğer taraftan 10 yardım kolisi de bana yazın diyebilmekte. 10 yardım kolisi dağıttıktan sonra o kiracısına dönüp, sen benim kaç tane fakir fukara baktığımı biliyor musun diye azarlamakta. Yani işler dönüp dolaşıp zenginin mutlu olduğu, fakirin de minnet borcu altında kaldığı bir iyilik tiyatrosuna dönüşmekte.

- Faaliyetleriniz sırasında ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Mültecilerin Yunanistan sınırına gönderilmesi sırasında daha çok zorluk yaşadınız. O İnsanların durumlarından bahseder misiniz?

Tarlabaşı Dayanışma ve Dertleşme Grubu olarak, Urfalı Mehmet abimiz Tarlabaşı’ndaki göçmenlerle temasta kaldı. Grubun diğer kısmı ise saha koordinasyon sorumlumuz Muhammed Sıddık ve Yasir Bodur’la birlikte Edirne’ye geçti. İsmini vermek istemediğim bir yetkili, sahadaki kurumlara nehre bot indirip insanları suya itmeleri emri verdiğinde, talimatlara uymakla sorumlu olan bir başka yetkilinin pasif direniş sergileyerek bot vermediğine tanık olmuştuk. Türkiye tarafından sınıra yığılan insanlara buyurun sınır orada, geçin dendi. Yardım da edildi. İnsanlar sınıra akın etti ama Yunanistan insanları darp edip, üzerlerindeki telefon, takı, para ve elbiselere el koyup, çıplak şekilde insanları yeniden suya itti. Biz sudan çıkmış, üşümüş ve titreyen yüzlerce göçmen için ateşler yakıp, birlikte ezgiler ve halk şarkıları söyleyerek, o insanlar için topladığımız kıyafetleri ve gıdaları kendilerine verdik. Sudan çıkan ve üşüyen göçmenlerin bize söyledikleri ilk şey, “Bizimle sohbet ettiğiniz için teşekkür ederiz” oldu, “diğer yardım dernekleri bize yaklaşmadan önümüze gıda paketlerini bırakıp gidiyorlardı ama siz bizimle oturup dertleştiniz, teşekkür ederiz.” İsmini anmadan geçemeyeceğim, Edirne’de yaşamakta olan arkadaşımız Tahsin Altay, göçmenlerin nehirden sınırı geçmeye çalıştıkları ve hava şartlarının çok kötü olduğu ilk gece İpsala sınırında olmasaydı, 1000 kadar göçmen nehre kapılabilir ve çoğu ölebilirdi. Saha deneyimi yüksek tek bir soğukkanlı insanın telaşa kapılmış 1000 insana nasıl yardımcı olabildiğini deneyimledik. Edirne İslam Gençliği isimli derneğin başkanı Habil Mert ve eşi Esma Hanım günlerce koşturdular. Kendi elleriyle malzemeleri paketleyip insanlara yetiştirdiler. Dernek üyeleriyle günlerce yol kenarlarında çaresizce Allah’ın yardımı ne zaman gelecek diye bekleyen göçmen kardeşlerimiz için koşturdular. Edirne’de bizlere ulaştırılan ve elimizde kalan gıda ve giyim desteklerini daha sonra araçlarla İstanbul’a taşıdık. Tarlabaşı’nda Urfalı Mehmet ve eşi Fatma Hanım, bunları salgın günlerinde ihtiyaç sahiplerine dağıtmaya devam ediyor. O yüzden Tarlabaşı bizim sadece bir ayağımızın olduğu bir semt. İstanbul’un birçok semtinde ve birçok ilde dayanışmayı örgütleyerek, şahitliğimizi ameli olarak sürdürmeye devam ediyoruz.

- Koronavirüs nedeniyle mültecilerin sınırdaki son durumları ne acaba?

Edirne’de göçmen kalmadı, herkes farklı şehirlerdeki KYK yurtlarına yerleştirildi.

Sınırdan üçer beşer geçişler sürmekte, sessiz sedasız. Meriç Nehri’nden zaman zaman göçmen cesetleri çıkmaya devam etmekte. Ya bir ağacın köküne takılmış kalmış, ya sudaki çalıların arasına saplanmış. Çamura bulanmış birçok ceset... Sınırda tanıştığımız, karşı tarafa geçemeyen birçok göçmen İstanbul’a dönüş yaptı. Bize ulaştılar. Onlara kalabilecekleri evler tuttuk. Beraber iftar yapmaktayız, aile olduk. Bir gün olur da ülkelerimize geri dönersek orada bir eviniz ve aileniz var diyorlar bizlere. Anlayacağınız dayanışma halinde olduğumuz göçmenler hangi ülkeye giderlerse gitsinler orada da bir evimiz ve bir ailemiz olmaya devam edecek inşallah.

- Bu faaliyetler sırasında kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Günümüzde daha çok sanal âleme hapsolmuş gençlere ne söylemek istersiniz?

Bu faaliyetler sırasında yeri geliyor kendimizi mutlu, yeri geliyor üzgün ama çoğunlukla da sorumlu hissediyoruz. Evinden, vatanından uzak, kalbi kırık, umudunu tüketmiş her göçmen, dini, dili, ırkı ne olursa olsun kardeşimiz ve dostumuzdur.

Gençlere gelince, sosyal medyayı hafife almasınlar. Mutlaka yazılım programları öğrensinler. Komik videolar izlemek yerine bir video nasıl çekilir, kurgu nasıl yapılır, öğrensinler. Uygulama geliştiricilerinden eğitimler alsınlar. Developer olsunlar. Yazılıma ve donanıma yönelsinler. Sosyal medya uzmanlığına yönelsinler. Sosyal medyayı etkili kullanmak konusunda kendilerini geliştirsinler. Bize Edirne’de en büyük desteği veren Semih Sağman isminde genç bir kardeşimizdi. Çok sessiz, gürültüsüz ve sakin çalışan bir kardeşimizdi. Tanıştığımız göçmenlerin ses kayıtlarının ve görsellerinin sosyal medyada nasıl etkili bir hak arama ve dayanışma mücadelesine dönüştürebileceğini gördük. Onun küçük bir dokunuşu, bütün saha çalışmasını etkileyebilen bir katkı idi. O yüzden gençlerin ellerindeki telefonlar ve tabletler ilerleyen yıllarda çok daha önemli hale gelecek. Dijitali anlamak lazım. Yazılımla tanışmak lazım. Yola düşmek ve insan hikâyelerini keşfetmek lazım. Sosyal medya hapishanesini özgürlüğün ve dayanışmanın önemli bir kalkış noktasına çevirebilirler. Memur olmaktansa iyi bir YouTuber olup dünyayı gezmelerini öneririm. Film çekerek ya da etkileyici kliplerle dünyayı sallayacakları workshoplar yaratabilirler.

- Son olarak ne söylemek istersiniz?

Yalnızlığı övmeyin, yalnızlık insanları bankaların müşterisi yapar. En az üç arkadaşınızla örgütlü olun. Bunalıma girseniz bile en az üç kişi bunalıma girin, sonra kolektif olarak beraber çıkın. “Ben yoruldum hayat, gelme üstüme” diyen şarkıları dinlemek yerine “Kıyametin koptuğunu dahi görseniz, elinizdeki fidanı dikin” diyen kadim sesi dinleyin. Garibanları kollayın, haksızlık kimden gelirse gelsin mazlumun yanında, zalimin karşısında olun. Sigarayı bırakmaya gayret edin, sigaraya harcadığınız parayla kendinize yatırım yapın ya da bir garibanın faturasını ödeyin. Bunları da tavsiyeleşmek babında öylüyoruz, yoksa kimseye yukarıdan bir dille ne yapacaklarını söylemek haddimize değil. Naz makamında dostlarımıza, sevdiklerimize bir kardeş selamı olarak alsınlar bu sözlerimizi. Haklarını da helal etsinler. Sürç-i lisan ettiysek affola.

Son olarak şunları söyleyeceğim: Allah’tan başka sahibi olmayanlar olarak birbirimizde fena bulduk. Bir yoksulluk ya da yoksullukla mücadele hareketi değiliz. Dikey hayırseverliklere karşı yatay dayanışmayı hedefliyoruz. Hayırseverliğin emperyalizmine de karşıyız. Bununla birlikte ezilencilik yapmaya da karşıyız. Mustazaf-sevici değiliz. Biirbirimizi sevelim, kollayalım, kardeşlerimizle aramızı iyi tutalım, birbirimize karşı merhametli ve bağışlayıcı olalım ve Bismillah diyerek kendimize yeni sayfalar açalım. Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır diyenler ne güzel söylemişler. Tarlabaşı Dayanışma ve Dertleşme Grubu olarak hertaraf.com’a teşekkür ederiz. Hertaraf’ta bir kardeşini, bir dostunu, bir garibanı kollayan güzel insanlar olduğunu biliyoruz. O yüzden Hertaraf’a ve her tarafa selam ederiz. Birbirimizi sarıp sarmalamaya ve dayanışmayı büyütmeye devam edelim. Sözümüzü Hertaraf’ta ve her tarafta duyurmamıza imkân verdiğiniz için de hertaraf.com ailesine teşekkür ederiz. Saygılarımla…

- Hertaraf Haber olarak bize ayırdığınız vakitten dolayı teşekkür ederiz.

İsmail ÜNAL - Ali DALAZ / Her Taraf Haber – Ankara

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Harun Aykaç

29.05.2020

“ Yalnızlığı övmeyin, yalnızlık insanları bankaların müşterisi yapar. En az üç arkadaşınızla örgütlü olun. Bunalıma girseniz bile en az üç kişi bunalıma girin, sonra kolektif olarak beraber çıkın. “Ben yoruldum hayat, gelme üstüme” diyen şarkıları dinlemek yerine “Kıyametin koptuğunu dahi görseniz, elinizdeki fidanı dikin” diyen kadim sesi dinleyin. Garibanları kollayın, haksızlık kimden gelirse gelsin mazlumun yanında, zalimin karşısında olun. Sigarayı bırakmaya gayret edin, sigaraya harcadığınız parayla kendinize yatırım yapın ya da bir garibanın faturasını ödeyin. Bunları da tavsiyeleşmek babında öylüyoruz, yoksa kimseye yukarıdan bir dille ne yapacaklarını söylemek haddimize değil. Naz makamında dostlarımıza, sevdiklerimize bir kardeş selamı olarak alsınlar bu sözlerimizi. Haklarını da helal etsinler. Sürç-i lisan ettiysek affola. “ Yolunuz açık olsun güzel insanlar.
Mehmedali

29.05.2020

Hiç olduğumu okudum.