metrika yandex
  • $43.83
  • 51.98
  • GA51000

Haberler / Yorum - Analiz

GURBETİN GURBETİ’NDE BİR ADAM: YAŞAR KAPLAN|ARİF DÜLGER

07.01.2026

 

 

Sıfırüç Depremleri, Dönemeçler, Canhıraş, İdris’in İdris gibi öykü kitapları yanında Alex Haley’den Malcolm X, Kelim Sıddıkî’den, İslam Ekonomi Düşüncesi, Şeyh Abdülkadir Es-Sûfi’den Yarınki İslâm adlı çevirileri ile maruf bir edebiyatçıdır Yaşar Kaplan. Edebiyat âleminin cesur bir kalemi, Kur’an mesajına dayalı islamı düşüncenin yılmaz savunucusu, edebiyat bahçesinin titiz bir bahçıvanı, mücadele adamı, öykücü, dergi yöneticisi, bir yazar, bir ağabeydi Yaşar Kaplan. Gurbeti gurbette yaşan bir adamdı, ‘gurbetin gurbetinde’ vefat etti. Birçok kişinin üzerinde emeği olan, istikamet sahibi bir müslümandı.

Şehitlik Makamı yalnızca savaş meydanlarında İslâm ve iman mücadelesinde, ilayı kelimetullah için canlarını feda eden mü’min ve mü’mineleri ifade etmez. Bunların dışında, hayatlarında yaşarken imanlarını amellerine şahit kılan, ömrünü İslâm düşüncesinin toplum hayatına yön vermesi, hâkim olması yönünde vakfeden, bu yönde iktisadi, sosyal ve kültürel yönde çaba sarf eden, eser veren,  yaptıklarının karşılığında gerektiğinde bedel ödeyen kişilerin varlığı da söz konusudur. İşte bunlardan biri de son dönem Türk edebiyatının İslâmi düşünceye sahip cesur kalemlerinden öykücü Yaşar Kaplan’dır. Hikâyeciliğinin yanı sıra dergi çıkarıcısı, entelektüel düşünce ve eylem adamı olarak, yaşadığı dönemde Kur’an eksenli sanat yapmanın canlı örneğidir. En başta müslüman bir sanatçı olarak, hayatı anlamlandırma adına, Allah kelimesini yüceltmek için ve İslâmın doğru anlaşılması ve tatbiki meyanında edebiyat yoluyla cehd gösterdiği hayatı, hikâyeciliğinin temelidir esasında. En önemli eserlerinden ‘Sıfırüç Depremleri’, İslâm davasına adanmışlığın, bu uğurda kurban olmanın hikâyesidir bir bakıma. Yaşarken gurbette olmanın, yalnızlığa, unutulmaya mahkûm edilmenin yazınsal bir denemesidir de diyebiliriz bu uzun hikâyeye. Düşünce ve eserleriyle, aksiyoner hayat mücadelesiyle anlamsızlığa karşı sesini korkusuzca yükseltmiş, ender yazarlarımızdan birisidir şüphesiz merhum Yaşar Kaplan. İçinde bulunduğumuz yılın başlarında, 7 Ocak 2023’te, gurbet ellerde vefat eden Yaşar Kaplan’ın hayatı ile bir çoğumuzun şu veya bu şekilde hayatı kesişmiştir. Ben kendi özelimde, bu kesişmeye dair kısaca, bir kaç hususa değinmek istiyorum:

Ülkemizin içinde bulunduğu 1980’li yıllar, sosyo-kültürel açıdan da, ekonomik açıdan da tam bir kaos hâliydi. 12 Eylül Askeri Müdahalesi toplumun her kesiminin üzerine balyoz gibi inmişti. Özgürlüklerin kısıtlandığı, güven ortamının olmadığı bu ortam, anti-demokratik ve baskıcıcıydı hâliyle. Toplum bir cinnet halini yaşıyordu âdeta desek abartmış olmayız. Her türden anarşi ve ölüm kolkola geziyordu ortalıkta. Anne-babalar, akşam evlatlarının eve sağ-sâlim dönüp dönemiyecekleri endişesiyle yaşıyorlardı her gün. Televizyon haberleri o gün kaç kişinin teröre kurban gittiğini saymakla başlıyordu. Ben yatılı lise yıllarımda bunları yaşarak üniversiteye adımı attım. Üniversitedeki bölüm tercihim bile mesleki ve teknik bir okulda okumama rağmen, toplumsal olayların da etkisiyle, ilgi ve alâkam toplum yönetimine kaymıştı. Siyasal Bilimler Fakültesi’ne bu eğilimlerle girdiğimde askeri müdahale yapılmış ve demokrasinin bozulan ayar ve saatleri tekrar çalıştırılmaya başlanmıştı. Özal’lı yılların başlamasına az kalmıştı. İşte böylesi bir sosyo-kültürel ortamı müteakiben, şâir dostum Süleyman Çelik’le fakülte yıllarında aynı öğrenci evini paylaştığımız sıralarda, şiir çevremiz ve çizgimizin de uzun yıllar müştereklik arz edeceğini bilmiyorduk elbette. Kendisiyle ortak ilgilerimiz, ortak edebiyat ve sanat dostları, faaliyetleri ve tanışıklıklarını da beraberinde getirdi. Yaşar Kaplan’la da ilk diyaloğumuzu 1982 yılında birlikte ve fakat ayrı ayrı mektupla, yazışarak kurduk. Uzun yıllar sürdü bu mektuplaşma. Şiir alanında ilk ciddi yönlendiricimiz Yaşar Kaplan olmuştur. Düşünce, fikir, ahlak ve ekonomi alanında temel esasların sarsıldığı bir içtimâi ortamda tutunduğumuz bir ip olmuştu Yaşar Kaplan ve çıkardığı düşünce-edebiyat dergisi. Yaşar Kaplan fırtınalı bir ortamda gemimizin kaptanıydı. Düşünce ve fikir dünyasında ayaklarımızı yere nasıl basacağımızı, nasıl basmamız gerektiğini onun yönlendirici çabaları ve tavsiyeleri sayesinde öğrenmeye başladık diyebilirim.

Toplumsal ve bireysel olarak itiraz ve isyan duygularına koşut biçimde, bir nevi öğretmenlik vazifesini üstlenen Yaşar Kaplan ve 10 yıl boyunca çıkardığı Aylık Dergi, islâmi düşüncenin edebiyat dahil her alanda varolma ve topluma hâkim olma mücadelesinin bir başka adıydı. Kur’ana göre şiir ve sanatın çeşitli yazı ve incelemelerle irdelenişi bunu göstermektedir. Yaşar Kaplan, bu çalışmalara öncülük etmiş, dergide yazıp çizenleri yönlendirmiştir.  Hayatı yeni yeni tanımaya başlamış, tecrübesiz ve fakat iyi niyetli bir grup genç arkadaş olarak bizim Aylık Dergi tecrübemiz, daha sonra Ayane, Kayıtlar, Kardelen, Düş Çınarı, Edebiyat Ortamı, İslami Edebiyat, Kırağı, Özülke, BirNokta vb. dergilerle kurduğumuz ilişkilerin sağlam zemini oldu.

Yaşar Kaplan, hayatı boyunca ve yazdığı eserlerde esasen ‘hakikatin, insanı yalnızlaştıracağını savunmuş bir öncü edebiyatçımızdır. Devrimcidir, sorgulayıcıdır, yol açıcıdır, müteharrik, tavizsiz ve mücadelecidir her yönüyle. İslâmcı diye nitelenen edebiyatın 80’li yıllardaki müstesna dergilerinden biridir Aylık Dergi. Fikir, deneme, hikâye ve eleştirel yönleri ağır bassa da şiirin ayrı bir yeri vardır Dergide. ‘Şiir Özel Sayıs’ı ve Ehl-i sünnet soruşturmalarıyla dikkat çekmiştir zamanında. Bu sebepten, islâmi düşünce eğilimindeki yeni kuşağın etrafında toplandığı önemli bir dergi olmuştur Aylık Dergi. Çok sayıda genç şâir ve yazarın (ilk aklıma gelenler Necati Polat, Ahmet Kekeç, Cafer Turaç, Ali Sali, Şakir Kurtulmuş, Süleyman Çelik, Hicabi Kırlangıç, İbrahim Eryiğit, Mürsel Sönmez, Necip Tosun, Hıdır Toroman, Hüseyin Bektaş, Ali Osman Sali, Üzeyir Sali, Sıtkı Caney, Ömer Serdar, Selim Erdoğan, Arif Dülger, İsmail Karakurt, Müştehir Karakaya gibi) tanınmasına imkân sağlamıştır diyebiliriz bu dergi için. Gençlerin yanında orta kuşaktan, kendini yetiştirmiş yazar ve sanatçılara da (Sedat Umran, Mevlüt Ceylan, Osman Sarı, İsmail Gerçek, Mehmet Ay, Metin Önal Mengüşoğlu, Murat Kapkıner, Recep Seyhan, Mustafa İslamoğlu, Berna Yiğitcan, Metin Demirci, Nurettin Durman, Orhan Kuyu gibi) sayfalarında yer vermiştir.

Seksenli yıllarda bir elin parmaklarını geçmeyen edebiyat dergilerinden biriydi, Aylık Dergi. Yaşar Kaplan yönetimindeki dergide kimi zaman akideye ilişkin ehl-i sünnet özel sayısı gibi, edebiyat alanında şiir özel sayısı gibi özel sayılar, ilginç soruşturmalar yayınlanırdı. Yaşar Kaplan gibi ‘parlak bir zekâ ve yüksek edebî zevk sahibi’ bir insanı anlatmak apayrı bir mevzu olsa  İslâmi Analiz adlı bir internet sitesinde yer alan şu ifadeleri onun bireysel ve sanatsal hikâyesine ışık tutar diye düşünüyorum: “..Susarak bir hüzün büyüteceğiz. Ve susarak yazacağız bu destanı biz. Gurbet bazılarını boşaltır, bazılarını doldurur. Her iki halde de hem birey, hem toplum için hayırlı bir ayıklanma söz konusudur. Biz kendi ülkemizde de vatan hasreti çekerek yetişmiş bir neslin mensubuyuz. Sanatçı, esas itibariyle kendi toplumunda da gurbeti yaşayan ve hasreti hiç bitmeyen kişidir. İnsan okumamakla neler kaybetmekte olduğunu ancak okumaya başladıktan sonra anlayabilir.” Aylık Dergi için, Pakdil Usta’nın ‘Ey insan seni savunuyorum, sana karşı’ anlayışının bir devamı denilebilir.

Gerek Demokrasi Risalesi’nin yazıldığı dönem ve gerekse postmodern darbe de denilen 28 Şubat 1997 askeri müdahale günlerinde Yaşar Kaplan’ın yazdığı yazılar, düzenin yerleşik ve müstebit çevrelerini rahatsız etmişti şüphesiz. Ama asıl önemlisi, İslâmcı edebiyatın 1980’li yıllardaki ünlü isimlerinden olan Yaşar Kaplan’ın hikâye, deneme ve eleştiri yazılarını kendi adı yanında müstear (Zeytin Refref, Kevser Elgin, Galip Ozonsak, Habip Sever, Mümin İslamsever) imzalarla Edebiyat Dergisi, kurucusu olduğu Aylık Dergi ve Bu Meydan dergilerinde sergilediği orjinal tavrı, sivri dili ve Kur’an mesajını önceleyen fikrî titizliği ile hem müslüman çevrelerin geleneksel anlayışlarını sarsan, itiraz eden, sorgulayan yanı idi. Bu yanına kurulu düzenin hak ve hukuk anlayışına da ironik göndermeler yaptığı Demokrasi Risalesi adlı kitabındaki fikirler de eklenince bir dönemin zihniyet prangası 163. Madde duvarına çarpması kaçınılmazdı. Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, 6 yıl 3 ay hapis cezasına bu kitap yüzünden çarptırıldı. Devleti kontrol eden devrin anlayışına göre, uyuyan kitleleri uyandırmak suçtu zira. Hiçbir şekilde tahammül edilemez ve affedilemezdi. Bunun neticesinde verilen kararla Yaşar Kaplan, 3 yıla yakın Bursa E Tipi Cezaevi ve Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde fiilen yattı.  Benim gerek yargılama sürecinde gözaltı ve hapis dönemlerinde ve gerekse cezaevi sonrası dönemde şahit olduğum kadarıyla tavır ve düşüncelerinden hiçbir ödün vermedi. Pişmanlık emâresi göstermedi. Vefâtından sonra ardından bazı yazarların yazılarında dikkat çektiği gibi, ‘..medeni cesareti çok yüksekti, pervasızdı’. Bu üslûp ve dil bazı çevreleri oldukça rahatsız etti ve giderek dışlanmasına, gözden çıkarılmasına/kaçırılmasına, yok sayılmasına yol açtı.

Yaşar Kaplan’ın Demokrasi Risalesi’nden dolayı Bursa Cezaevi’ne girmesi üzerine Aylık Dergi sahipliğini üstlenen İrfan Can’la birlikte Hicabi Kırlangıç, Orhan Kuyu, Mustafa İslamoğlu, Metin Demirci, Ömer Çelik ve Arif Dülger’in de aralarında bulunduğu bir grup genç dostu dergi çalışmalarına omuz verdiler. 1988 yılına kadar dergi yayınını çeşitli maddi zorluklarla devam ettiren bu isimler, tahliyesinden sonra Dergi’yi kendisine teslim etmişlerdir. Yaşar Kaplan, karakterinin temel özelliklerine değindiğim gibi mücadelesinin haklılığına tam inanmış, bu uğurda son nefesine kadar üretmeyi ilke edinmiş, belli bir cemaate ve gruba mensup olmayan, bağımsız, tek kişilik bir ordu gibi mücadele azmi ile kuşanmış, muvahhid bir müslüman, titizlikte emsâline az rastlanır bir kalem erbabı, fikir adamı ve entelektüel bir insandı.

07.01.2023’te Almanya’da, gurbet ellerde vefatı ve cenazesinin yurda getirilmesiyle tekrar hatırlandı.

Cenazesine devletin üst düzey katılımı ve ilgisi (Dönemin TBMM Başkanı Sayın Prof. Dr. Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın,  Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Altındağ Belediye Başkanı Doç. Dr. Asım Balcı, Mamak Belediye Başkanı Murat Köse, Saadet Partisi GİK üyesi Birol Aydın yanında eski-mevcut bazı vekiller, öğretim üyeleri, vakıf başkanları, çeşitli STK üyeleri), yazar ve sanatçı dost ve tanıdıklarının şehadetleri yanında, defin yerinin Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın tensip ve talimatları doğrultusunda İstiklâl Marşımızın yazıldığı mekân olan Tâceddin Dergâhı haziresi olması ile uğurlanışı ve ölümü vesilesiyle hatırlanışı yazar Süleyman Arslantaş’ın ifadesiyle ‘görkemli’ ve bir dönem verilen cezalara karşı, bir nevi ‘iade-i itibar’ şeklinde bir cevap oldu.

Eserleri içinde “İdris’in İdris” adlı öyküsü hepimizin bildiği gibi Nuri Pakdil yönetiminde çıkan ‘Edebiyat Dergisi’nin bir sayısında müstakilen yayınlanmış bir öyküdür. Bu bile Pakdil Usta ile Yaşar Kaplan ilişkisini anlatmaya yeter de artar bile. Fakat zıt kutupların birbirini itmesi gibi bu iki edebiyat ve fikir adamının mizaçları dolayısıyla bu edebiyat yolculuğu nihâyete erdi bir noktadan sonra. Fakat, ölüm ve kader-i ilâhi, ikisinin de rûhi ve düşünce yakınlıklarına mâni olamadı ve aynı mekânda kıyameti beklemeye yoldaş-arkadaş kıldı onları. ‘İdris’in İdris’, uzun bir hikâye. Felsefe öğretmeni olmasına rağmen, kadrosuzluktan, tabiat şartlarının çetin olduğu kırsala, doğup büyüdüğü köye ilkokul öğretmeni olarak atanan bir öğretmenin memleket evlâtlarına bir ışık olabilme, bir insan kazanabilme, toprağa bilgi ve hikmet tohumu atma çaba ve idealini anlatıyor, ana hatlarıyla eser. Bu eserinde, “Bilgi, toprağa saçılmış tohum gibidir. Tohum toprağını bulduğunda, bilgi de gönlünü bulduğunda coşar” diyen yazara göre, öykü kahramanının bilge diyebileceğimiz annesinin diliyle ‘Nebîlerin sırrı budur. İdris Nebînin sırrı budur’. Anne hasreti de yoğundur, hikâye izleği boyunca. Öykü kahramanı esasen, sürgün içinde sürgün yaşayan biridir. “Önce insan toprağa sürgün edildi Rahman eliyle.” İnsan ruhuna prangalar vurulmuştur, taşımakta zorluk çektiği ağırlıklar vardır yüreğinde. Bu yüzden, “..sürgün üstüne sürgün yemişiz. Sürgün içinde sürgün: İçimiz bizde sürgün, biz içimizde.” Dahası, “herkes kendi içine sürgün. Terkedilmeye, yalnızlığa sürgün.” Öykü kahramanının dilinde ifadesini bulan tanımıyla, “İnsan, forsadır.” Nihâyetinde, “İnsan bunaldığı yerden huzur bulacağı yere göç etse de, nere giderse gitsin, kaderiyle gider.” İdris öğretmenin kader yolculuğunun anlatımı, yazarın kendi hayatının, düşünce ve ideallerinin anlatımıdır bir bakıma bu uzun hikâyede. Kitap, iki uzun hikâyeden oluşuyor. Kitaba adını veren ilk öykü olan İdris’in İdris’e bir irfan atlası dense yeridir. Türk dilinin devrimcisi ve inanca bağlanmanın ustası Nuri Pakdil tarafından çıkarılan Edebiyat Dergisi’nin 1977 Ocak sayısı tamamen bu öyküye ayrılarak yayımlanmış ve edebiyat çevrelerinde ilgiyle karşılanmış. Hoş, Yaşar Kaplan bazı edebiyat çevrelerinde ısrarla görülmek istenmeyen bir imza olsa da, eserleri ve hayat mücadelesiyle Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı içinde kendine sarsılmaz bir yer edinmiş ve bugün öykücülüğümüzün ana damarlarından biri haline gelmiştir.

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyordu hayatının son günlerinde, kendince dönüş şartlarının uygun hâle gelmesinin bekliyordu. Ama, buna ecel ve menhûs hastalığı müsaade etmedi, yalnızca 28 Şubat’ın değil, hayatının her safhasında bir ‘cesur kalem’ olan, ‘vatanına hasret giden’ Yaşar Kaplan, bildiğim, tanıdığım kadarıyla hiç umutsuzluğa kapılmadı, vefâsızlıktan şikâyet etmedi, zorluklar, yoksunluklar karşısında pes etmedi. İltica etmek zorunda kaldığı Almanya’da ülkesini hiç unutmadı, ülkesini hep sevdi, ülkesinden ve insanından ümidini hiç kesmedi. ‘Türkiye Sevdası’ tüm benliğini kapladı, sürgün ve gurbette geçen hayatının son yıllarında. Bu meyanda ciltler tutacak kadar notlar aldı, öykü, günlük, mektup türünde yazılar ve denemeler kaleme aldı. Çok şükür bu günyüzü görmemiş notları ve çalışmaları kardeşi İbrahim Kaplan ve hayatının her döneminde kendisinin en büyük maddi ve mânevi destekçisi, tilmizi Dr. Cengiz Kalkan tarafından vefatının hemen akabinde, defninden birkaç gün sonra Almanya’ya gidilerek yaşadığı gurbet evinden alınarak muhafaza altına alındı.

‘Demokrasi Risalesi’ adlı kitabından dolayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce 80’li yılların ortalarında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan, mahkeme kararlarına istinaden Bursa ve Ankara hapishanelerinde mahpus kalan Yaşar Kaplan, döneminin önemli düşünce ve edebiyat dergisi Aylık Dergi’yi, büyük fedakârlıklarla, 10 yıl boyunca çıkardı. Aylık Dergi, nedense bazı mahfillerce hâlâ görmezden geliniyor. Yazdığı yazılardan ve düşüncelerinden mütevellit, aleyhinde açılan davalar sebebiyle ülke dışına çıkan ve uzun süredir yurt dışında yaşamak zorunda kalan öykücü Yaşar Kaplan’ın memleket insanına duyduğu hasretle yazdığı gurbet hikâyelerini merak ediyor, kendisinin ait olduğu topraklarda ülke insanını anlattığı, ideallerini yansıttığı hikâye ve diğer çalışmalarının yayınlanmasını bekliyoruz. Bu bizim hakkımız. Kendisini sevenlerin, yakınlarının hakkı.

Allah rahmet etsin, mekânı Cennet. Ruhu şâd olsun.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Nurettin Durman | 08.01.2026 14:17
Sevgili Arif kardeşim gönlüne kalemine sağlık olsun. Rahmetle anıyor ve unutmuyoruz değerli insanımız, Yaşar Kaplan'ı. mekanı cennettir inşallah.