metrika yandex
  • $42.74
  • 50.22
  • GA41410

Haberler / Yorum - Analiz

CHP’nin Göreceli Seçim Zaferi | İlhan Akar

04.06.2024

31 Mart 2024 târihinde yapılan mahallî seçimlerde CHP hiç ummadığı ve beklemediği bir zafer kazandı. Evet, ekonomik şartlar ve diğer faktörler Hükûmet’in aleyhine, muhâlefetin lehine idi ama CHP bu kadarını da beklemiyordu doğrusu. Şok olmuşlardı. Sevinçten küçük dillerini yutmuş ne yapacaklarını ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Öyle ki 40 – 50 yıldır kazanamadığı yerleri dahi kazanmışlardı. Hatta kazanamayız diyerek bazı yerlerde aday çıkarmamışlar veya dişe dokunur adaylardan mahrum bile kalmışlardı. Buna rağmen seçim sonuçları kendileri için de sürpriz olmuştu ama neticede kazanmışlardı.

Ne var ki CHP’nin bu seçim zaferi gerçek bir zafer değil, göreceli bir zaferdir. Bu seçimlerde CHP’liler yan gelip yatsa ve hiç çalışmasalardı bile aşağı yukarı bu sonuçları alacaklardı. Çünkü aldıkları oylar büyük ölçüde AK Parti’ye tepki oylarıydı. Ekonomik politikalar ve diğer faktörlerden dolayı AK Parti’ye duyulan tepki CHP’lilerin şansını çok artırmış, kimi aday gösterseler onu seçimleri kazanma noktasına getirmişti. Dolayısıyla Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Bu bakımdan CHP aslında bu seçimleri kazanmamış, kibirleşen ve şımaran AK Partililer kaybetmiş, belediye başkanlıklarını da kendi elleriyle altın tepsi içinde CHP’ye sunmuşlardı.

Binâenaleyh CHP’nin seçim zaferi gerçek bir zafer değil (küçümsemek için söylemiyorum), sanal ve izâfîdir. Zâten kendi partilerinin son durumu da ortadaydı. Parti iç karışıklıklar, iç çekişmeler almış başını gitmişti. Mahallî seçimlerden kısa bir süre önce yapılan kongrede Sayın Kılıçdaroğlu seçimi kaybetmiş, Sayın Özgür Özel de Genel Başkan olarak daha yeni işbaşına gelmişti. Üstelik Sayın Özel’in kitleleri peşinden sürükleyecek liderlik vasıfları da yoktu ama seçim ortam ve şartları tamamen kendi lehlerine idi.

Mâmâfih kendi uhdelerinde bulunan belediyelerde doğru dürüst ve dişe dokunur hiçbir icraat ve başarıları da yoktu. Zâten zihniyet olarak halka hizmet diye bir anlayışa da sahip değillerdi. Hizmet konuları öteden beri kendi anlayışlarına ters bir durumdu. Hizmet yapmazlardı ama yapanlara da karşı çıkarlardı. Bildikleri tek şey buydu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yakın siyâsî târihi bunun örnekleriyle doludur.

Örneğin köprü yapılır, köprüye karşı çıkarlar; havaalanı yapılır, havaalanına karşı çıkarlar; yol yapılır, yola karşı çıkarlar; tünel yapılır, tünele karşı çıkarlar; yüksek hızlı tren yapılır, trene karşı çıkarlar; Marmaray yapılır, Marmaray’a karşı çıkarlar; Avrasya Tüneli yapılır, Avrasya Tüneli’ne karşı çıkarlar; Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılır, ona karşı çıkarlar; Çanakkale Köprüsü yapılır, ona karşı çıkarlar; Kuzey Marmara Otoyolu yapılır, buna karşı çıkarlar; baraj yapılır, baraja karşı çıkarlar; Şehir hastahâneleri yapılır, hastahânelere karşı çıkarlar; İHA, SİHA, uçak, tank, top, füze, gemi, uydu yapılır, bunlara karşı çıkarlar; ona, şuna, buna, her şeye karşı çıkarlar. Arkadaş, sizler nasıl insanlarsınız? Sizleri hangi höllüğe (öllüğe) belemek lâzım? Hiçbir şeyden memnun olmuyor, her şeye karşı çıkıyorsunuz. Siz, karşı çıkmak için mi yaratıldınız yoksa? Zâten mottonuz da belli: “Çarşı, her şeye karşı!” Böyle politika mı olur Allah aşkına? Böyle muhalefet mi olur “Pir” aşkına? Siz iktidara gelseniz ülkeyi bu kafayla mı yöneteceksiniz? İnsan biraz ilkeli, tutarlı, vicdanlı, insaflı ve dürüst olur yâhu. Doğruya, doğru; yanlışa da yanlış der. Yazık, yazık, gerçekten çok yazık!

Ama bütün bunlara rağmen yukarıda ifâde etmeye çalıştığım sebeplerden dolayı seçimleri yine de kazandılar. Yoksa mevcut hâlleriyle kazanmaları mümkün değildi.

Çünkü durumları ortada. Bunlar hizmet etmek yerine gezmeyi tozmayı, festival düzenlemeyi, parti ve balolarda kafa çekip dans etmeyi, eğlenmeyi ve halka tepeden bakmayı çok iyi bilirler. Zâten mahâllî seçimleri kazanıp yerelde iktidara gelince ilk yaptıkları iş gezmek, tozmak ve dans etmek oldu.

Mâmâfih Ankara- Etimesgut İlçe Belediye Başkanı’nın ilk icraatı da otobüs üzerinde dans etmek oldu. Haydi diyelim ki o, seçimi kazanmasından ötürü önceden vermiş olduğu sözü tutmak için dans etmiş olsun. Ya sonra? Evet, kısa bir süre sonra dâvetli bir sanatçının konserinde de yine dans etti. Peki şimdi ne olacak? Hep dans mı edecek? Dans, dans, dans… İnşallah dans etmekten biraz zaman bulur da karınca gibi çalışarak Etimesgut halkına hizmet etmeyi becerir. Çünkü çalışmak ve hizmet etmek dans etmeye benzemez. Unutmayın, vatandaş sizden dans etmeyi değil, hizmet etmeyi bekliyor. Size bunun için oy verdi. Hak etmediğiniz zafer sarhoşluğundan ve diğer sarhoşluklardan bir an önce kurtulun da vatandaşa hizmet etmeye bakın. Ve artık bir karar verin: Dansörlüğe devam mı, tamam mı? Yerinizin, rolünüzün, statünüzün bir an önce farkına varın artık! Unutmayın ki siz artık bir şehrin, şehreminisiniz. Emin, güvenilir ve vakarlı olmak zorundasınız. Aslında tüm Devlet ricâli böyle olmalı. Ağırbaşlı ve vakarlı! (Bazen Sayın Cumhurbaşkanı’nın da mitinglerde, toplantılarda şarkı söylemesi hiç hoş olmuyor ve doğrusu hiç de yakışmıyor. Kendisine bu ortamı hazırlayanları uyarması ve böyle şirinliklerle oy toplanamayacağını da bilmesi gerekiyor kanaatimce).

Varsayalım ki mezkûr Belediye Başkanı “artist” olduğu için çalgıyı, çengiyi görünce, duyunca yerinde duramıyor ve durmadan dans ediyor. Ya diğerlerine ne demeli! Bir önceki İzmir Belediye Başkanı da iyi dans ediyordu. Daha önceki yıllarda Antalya Büyük Şehir Belediye Başkanlarından birisi de şehrin ortasında bira festivali düzenleyip dans ediyordu. Üstelik kendisi de bir tıp profesörüydü. Yeni seçilmiş CHP’li Denizli Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın ilk icraatı da Belediye’ye bağlı tesislerde alkollü içkiyi serbest bırakmak olmuş (gazetelerden). Ne büyük hizmet ama (!), değil mi? Akla, bilime, sağlığa, toplumsal düzene aykırı olmuş ne gam! Alkollü içkiye ideolojik ve politik anlam yüklerseniz elbet durum böyle olur ve bu duruma sevinenler de çok olur maalesef.

İstanbul Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu da ikinci kez seçildikten sonra yaptığı ilk icraatlarından birisi, kendini destekleyen onlarca gazeteci ordusuyla Roma’ya çıkarma yapmak ve halkın vergileriyle toplanmış paralardan oluşan Belediye bütçesiyle onları gezdirmek- tozdurmak, yedirmek- içirmek olmuş (yazılı ve görsel basından). Lâle Devri’nde olduğu gibi bu bir saltanat gezisi değil de nedir? Nasıl ki buna benzer şeyler merkezî hükûmet tarafından yapıldığında yanlış oluyorsa, bu da yanlıştır. O zaman böylesi durumlar karşısında hiç kimsenin, hiç kimseyi eleştirmeye hakkı kalmıyor demektir. Demek ki aslında hiç kimsenin, hiç kimseden pek farkı yokmuş gibi bir durum çıkıyor ortaya. Demek ki herkes minareyi çalınca kılıfı hazırlıyormuş. Demek ki siyâsetin neredeyse tamamı böyleymiş. Vah ki, vah! Hem de ne vah!

Zavallı ülkem, güzel ülkem ne hâllere düşürüldü…

Zâten bu Ekrem İmamoğlu’nun durumu da öteden beri ortada imiş. Zât-ı âlileri halka hizmet etmeyi bir tarafa bırakmış, gezmeyi- tozmayı, deprem olurken kayak yapmayı, İstanbul’u sel götürürken tâtil yapmayı, İstanbul kara teslim olurken İngiliz Büyükelçisi ile lüks bir restoranda balık yemeyi hep yeğlermiş.

İşte bu şartlarda bile CHP seçim kazanıyorsa, AK Parti’nin durumu vahim demektir. Kendisini kökten yenileyip düzeltemezse, istikbâl pek parlak görünmüyor gibi geliyor bana.

Benden söylemesi…

04 Haziran 2024

 

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
İlhan Akar | 05.06.2024 01:02
Ancak teşekkür edilir Ramazan Bey.
İlhan Akar | 05.06.2024 01:01
Ancak teşekkür edilir Ramazan Bey.
Ramazan Taşpınar | 04.06.2024 18:37
Doğru söze ne denir...