Ülkemizde 2010’lara gelindiğinde halkı ile devleti arasında bir perde oluşturan ve birer zulüm aracı olarak kullanılan LAİKLİK, KEMALİZM, ULUSÇULUK gibi kavramlar bitme noktasına gelmiş, halk ile devlet barışma noktasında birleşmişti. “Her şey halk için ve halkın mutluluğu için" sloganıyla yola çıkılmıştı ve herkes de bundan memnundu, muhalifler dahil...
Kardeşliğin, birlik ve beraberliğin böylece yolu açılmış, kitleler arsındaki buzlar nerede ise eriyip yok olmuştu. Kardeşlik türküleri dillerde geziyordu. Herkes inancından, düşüncesinden, giyim kuşamından, yaşam tarzından dolayı birbirini suçlamayı bırakmıştı. Geçmişin yaraları sarılıyor, birlikte ülkemiz için ne yaparız düşüncesi önde geziyordu. Kimse kimseyi gerici ilerici, laik anti laik, başı örtülü başı açık vb şeylerle suçlamıyordu. Hakaret ve küfür cümleleri rafa kaldırılmış gibiydi.
Özgürlükler ölçüsünde herkes istediğini yapsındı, nerede ise "yasak hemşehrim’’ diye bir şey kalmamıştı.
Özellikle İSLAMCI KESİM bu özgürlük ortamını iyi değerlendirip, geçmişin ezilmişliğini yaptığı atılımlarla, hem İslam’ın ve hem de Müslüman’ın kimliğini ve kişiliğini ortaya koyup ne olduğunu gösterme fırsatını iyi kullanmalı idi.
Bu hem geçmişin yanlış düşüncelerini ve hem de geleceğin ancak İslam’la ve Müslümanlarla kurulabileceğini ve bizim başka şansımızın olmadığını göstermek için bir fırsattı. Kırk yıldır sloganlarla haykırdığımız TEK YOL’un asgari de olsa insanlar açısından ne yapabileceğini göstermeli idik. Buhranların temel kaynağının bu sistemden kaynaklandığını, geçmişi kanla ve katliamlarla dolu batının dayattığı bu sistemin buhranlardan çıkış yolu olamayacağını, kısa dönem refahlık görülse de bunun devamlı olamayacağını, devamlı olacak yaşantılarla göstermek temel işlevimiz olmalı idi.
Ama ne oldu? Laikçiliğe karşı idik laik olduk, ulusçuluk, milliyetçilik (!) özelliğini de kendimize yakıştırdık. Çöken Kemalizmi de nerede ise biz kurtardık. Ebedi çözümü unutup günü kurtarmaya soyunduk. İnancımızın değerlerini dünyevi menfaatler ve korkular karşılığında değiştik. Kutsal devletimiz geri geldi.
Geçmişten ders alıp bir medeniyet inşa etmek istiyorsak; bu ancak yaratanın bizden istediği şartları yerine getirerek kuracağımız bir medeniyet olabilir. Öyle ise bunalımsız ve buhransız bir kimlik üretimi ile başa dönmek gerek diye düşünüyorum. Doğru okur ve doğru düşünürsek Kuran’ın her derde çare üreteceğine ve, ilke ve örnekleri ile fertlere ve topluluklara yol göstereceğine inanıyorum. Batılla birlikte yürümek ki -batılın esasında hakka karşı çıkmak vardır- hiçbir zaman çözüm üretilemeyeceğinin göstergesidir.
“İSLAMCILIK bitti" teraneleri ile “kendi bitişlerini" ilan eden, aslında İslam’dan ayrılışlarını göremeyenlere karşı İslamcılığın bitmediğini ve hiçbir zaman da bitmeyeceğini daha önce de yazdım.
İslam veya yeni tabirle İslamcılık Allah'ın yeryüzünü ihya, inşa ve kurtuluş için gönderdiği ilahi dinin inkılabi kurallarıdır.
Yaşantısı ve uygulamasıyla, itikadi, ahlaki, sosyal, siyasal, ekonomik, özgür ve adil, birlik ve beraberliği tesis edip kardeşçe yaşamayı gerçekleştiren, insanlık onurunu koruyan en büyük inklabı en kısa zamanda HZ. MUHAMMED (SAV) yapmıştı.
Kuran'ın hiç de amacına uymayan yorumlarla ve sözden başka da bir sermayesi olmayanlar nasıl devlet kurabilir. Başa dönelim diyorum. Kuran'dan başka bizi kurtaracak kitap yok diyorum .İnsanların kimliğini onunla oluşturmamız şarttır diyorum. Ve lafı hiç dolandırmadan bunu söylüyorum:
KURTULUŞ KURAN'DA, KURTULUŞ İSLAMDA…
VESSELAM…
GÜNDEMDEKİ KONULAR|DAVUT GÜLER
18.08.2026
Hac kesin kayıtları yarın başlıyor
29.07.2026
Ne Karma Ne De Zorunlu Eğitim|Özkan Yaman
30.07.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
sessiz savaşlarımız MUSTAFA AKMEŞE 20.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4 ÜSTÜN BOL 19.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026