metrika yandex

Haberler / Söyleşi

AMERİKAN HAPİSANELERİNDE İSLAM İLE TANIŞANLAR / Bilgin Erdoğan

12.11.2020

Bilgin Erdoğan, 16 Nisan 1972’de Çanakkale-Biga’da doğdu. İlk-orta ve lise tahsilini Antalya’da tamamladı. Doğu Akdeniz Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu ve aynı alanda yüksek lisansı var. 1998-2002 yıllarında Yeni Türkiye dergisinde siyaset – din ilişkisi alanında yazıları neşredildi. 2002 yılından itibaren Amerika’da yaşamaya başlayan Bilgin Erdoğan, Amerikan hapishanelerinde chaplain-manevi rehberlik hizmeti vermektedir

Koşulsuz Aşk” ve yine aynı yayın evinden “Mabedde Yangın Var” isimli eserleri mevcuttur.

2018 yılı itibarıyla ise Uyanış Yayınevinden “Kelime Tefekkürleri” ve Düşün Yayıncılıktan “Duvarların Ardında Anlam Arayışı” isimli iki kitabı çıkmış.

Yazarın Uyanış Yayınevinden çıkan “Ey Vefa” isimli şiir kitabı bulunmakta.

Bilgin Erdoğan ile gerçekleştirdiğimiz bu keyifli söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Hasan KANAT-(Hertaraf Haber/İstanbul)

1. Öncelikli olarak sizin hikâyenizi merak ediyorum Amerika’ya gidişiniz ve daha sonra Amerikan Hapishanelerinde, dini rehberlik görevi yapmanız bu süreçten biraz bahseder misiniz?

28 Şubat dönemi sonrasıydı. Benim yüksek lisansımı bitireli iki sene olmuştu, eşim ise üniversiteyi yeni bitirmişti. Başörtüsü gerekçesiyle İstanbul üniversitesinden atılmıştı. Kıbrısta zor bir şekilde bitirebilmişti. Ben o dönemi çok yakından yaşadım. Sadece eşimden dolayı değil o dönem bir siyasi parti’nin İnsan hakları komisyonu başkanıydım. Yüzlerce mağdur edilen kardeşimize şahit oldum. Zor dönemlerdi malum. İşte bu nedenle, memleketten bir müddet uzaklaşma kararı aldık ailece. Belki buna kendi çapımızda hicrette diyebiliriz. Ben doktora yapmak için yurt dışına çıkmayı ve bir müddet Türkiye’deki atmosferden uzaklaşmayı uygun düşündüm. Eğitimim İngilizce olduğu için Avustralya, İngiltere ve Amerika gibi ülkeleri araştırdım. Lakin o sırada Amerika’dan süresiz oturum hakkıyla gelebilmek için hak kazandık. 2002’nin Eylül ayında Amerika’ya geldik. Gelirken aklımda hapishanelerde en azından fahri olarak tebliğ yapmak arzusu vardı. Nitekim İslam’ın en çok hapishanelerde rağbet gördüğünü biliyordum. Malcolm X’in hikâyesi, benim gençlik yıllarımdan beri hep etkilerdi. Gittikten hemen sonra bir kadın hapishanesine fahri olarak ders vermek için davet edildim. Dersten sonra oradaki kadınların İslam’a olan ilgisi beni ziyadesiyle etkiledi. Çoğu siyahiydi ve kendileri içerde İslam’ı seçmelerine rağmen, çocuklarına İslam’ı nasıl tebliğ edeceklerini soruyorlardı. Aile efratlarının iman edemememeleri ile dertleniyorlardı. Hepsi oruç tutuyor ve namaz kılıyorlardı. Üstelik ekserisi başörtülüydü. Bu durum beni çok etkiledi. O Hapishane’nin dini rehberi Amerikalı yaşlı bir bayandı. Bana erkek hapishanelerinde münhal kadro açığının olduğunu ve bu işi yaparsam Müslümanlara çok katkısının olacağını söyleyerek, beni bu işi yapmaya teşvik etti. Dolayısıyla ben ilk defa sözleşmeli olarak, bu vesileyle hapishanelerde çalışmaya başladım. Her ay, bir iki kişinin de İslam’a girmesine vesile olunca bu işi sürekli yapmaya karar verdim. Dört yıl sonra da kadroya geçmiş oldum. Manen yorucu bir iş olsa da, insanlara müteselli olmak, gönül yaralarına merhem olmak beni ruhen tatmin ediyordu. Yüzlerce Amerikalı’nın hayat hikâyesini dinlemek, onları Allah’ın nazil ettiği ayet gibi okumak ve emanet bilinciyle onlara duvarların ardında ışık olmak beni motive etti diyebilirim.

2. Amerikan Hapishanelerinde İslam’la tanışanlarının büyük çoğunluğunun Afrika asıllı Amerikalıların olduğunu görüyoruz. Amerika’da Hristiyanlık ırkçılığın bir parçası haline geldiği için mi? Afrikalı Amerikalılar İslam’a yöneliyorlar?

Kanımca bu durumu tıpkı Allah resulü (as) döneminde olduğu gibi mevcut sistemden, Dünya’nın gidişatından memnun olmayan "gureba" olarak tabir edeceğimiz kitlelerin sosyo-psikolojik bir tepkisi gibi değerlendirmek lazım. Resulullah'ın da dediği gibi "Bu din gariplerle geldi, gariplerle gidecek ne mutlu o gariplere" Aslında bu gaybi bir bilgi değil. Kur'an'ın tevhit mesajının ve adalet vurgusunun doğal bir sonucu. Evet, siyahiler Amerika'nın gurebasıdır. Ezilmişlerdir, köle edilmişlerdir, kimlikleri ve kişilikleri Amerika tarihi boyunca unutturulmaya çalışılmıştır. Nitekim Afrika'dan siyahi olarak getirilen kölelerin %35 kadarı zaten Müslümandır. Büyük kısmı ise yerel dinlere mensuptur. Dolayısıyla özgürlüklerini elde etmeye başlayınca Afro-Amerikan camialarda yeni bir kimlik arayışı sosyo-psikolojik bir gerçektir. 1900'lu yılların başında İslam ile başka inanç sistemlerini karıştıran heretic bir takım dini hareketler de ortaya çıkmıştır. Mesela Noble Drew Ali'nin "Moorish American Movement" olarak bilinen hareketi. Daha sonra 1930'lu yıllarda Fard Muhammed ve Elija Muhammed ile devam een "Nation of Islam" yani İslam Ulusu olarak tabir edilen Malcolm X'in eski tarikatı. Bunlar tam olarak İslami kabul edilmezler. Zira Noble Drew Ali, Kur'an'ın kayıp bir nüshası olduğunu ve Bunun kendisine Mısırlı bir kâhin tarafından tebliğ edildiğine inanır. Nitekim İslam Ulusu hareketinde Allah'ın Fard Muhammed isimli kült liderine hulül ettiği inancı vardır. Elijah Muhammed ise resul olarak kabul edilir. Amerika'da siyahiler arasında 1900'lu yılların başında İslam evvela böyle yayılmaya başlar. Lakin 1975'de Elijah Muhammed'in vefatı ve öncesinde Malcolm X'in o gruptan ayrılması ile başlayan süreçte siyahiler indirilmiş din diyebileceğimiz gerçek İslam ile tanışırlar. Elijah Muhammed'in oğlu Warış Deen Muhammed, babasının yolunun batıl olduğunu ifade eder ve milyonlarca siyahi Amerikalı'nın gerçek İslam ile tanışmasına vesile olur. İşte bugün hapishanedeki siyahiler, özetlemeye çalıştığım bu hikâyenin meyveleridir.

Amerika'da ırkçılık ve Hristiyanlığın bir ırkçılık unsuru gibi kullanılmasının etkisi ve Bunun neticesinde İslam'a yöneliş tarihi bir gerçek. Hatta o kadar ki bazıları İslam ile siyahileri adeta özdeşleştirmiş. Bir gün bir gardiyanın o Müslüman değil beyaz dediğini duymuştum. Kendisine İslam'ın herkese açık olduğunu söylediğimde şaşırmıştım. Oysaki hatırı sayılacak kadar beyaz Amerikalı Müslüman da var. Lakin Amerika'nın cahillerinin kafasında İslam ya siyahların veya Orta Doğulular'ın. Bu ön yargıyı kırmaya çalışıyoruz. İslam tüm dünya insanlığına açık evrensel bir mesajdır. Lakin Müslümanların temsil kabiliyetindeki eksiklikler bu yanlış algıyı körüklüyor. Maalesef Orta Doğulu gibi davranmak ve giyinmek dinin olmazsa olmazı kabul ediliyor. Şekilcilik çok fazla ön planda. Biri Ürdünlü diğeri Libyalı iki mahkûm vardı. Bir gün onları Cuma'da göremedim. Gittim hücrelerine niye gelmediklerini merak ettim. Buradaki Müslümanlar şayet sakalın yoksa Cuma'ya gelemezsin diye baskı yapmışlar. Bir yanda şehadet haberleri sevindirirken diğer yandan klasik kaynaklardan beslendikleri için hayatların neşet eden bağnazlık bizi ziyadesiyle üzüyor.

3. Batılı insanların günümüzde inançlarını sadece 'kültürel' olarak yaşıyor. İnsanların inançlarının sadece bir kültür haline gelmesi ise, inanma ihtiyacının karşılanmamasına neden oluyor. İslam ise bu noktada insanlara bir 'tedavi' sunuyor. Dememiz mümkün mü?

Hristiyanlar içinde de İncili hayatının her sahasına nüfuz ettiren insanlar var. Amerika Avrupa’ya nazaran daha dindar ve kiliseler nispeten dolu. Her köşe başında rengârenk farklılıklarıyla Hristiyan kiliseleri mevcut. Lakin çoğunda teslis inancı olduğundan bu durum, insanların inançları ile akılları arasında bir uçuruma neden oluyor. Şimdiye kadar 156 kişinin Müslüman olmasına vesile oldum. Hristiyanlıktan geçenlerin çoğu teslis inancı biz Hristiyan iken de kalbimizi tatmin etmiş değildi dediler. Ben yeni Müslümanlara hidayetin; aklın, vicdanın ve fıtratın vahiy ışığından bütünleşmesi anlamına geldiğini söylüyorum. Akıl ile vahiy arasındaki ilişki, göz ile ışık arasındaki ilişki gibidir diyor. Akıl insanın içindeki peygamber gibi peygamber insanın dışındaki akıl gibidir diyerek aklın ve tefekkürün ehemmiyetine atıf yapıyorum. Tabi daha sonra bazıları yollarını değiştirip daha selefi bir çizgiye geçebiliyorlar. Aslında teslis teki o üç kutsal belki de selefilikte Kur’an, sünnet ve selef üçlemesiyle yeniden hayat buluyor gibi geliyor bana. Nitekim insanların bazı oturmuş kültürleri farklı isimlerle de devam edebiliyor.

4. Müslüman olan Beyaz Amerikalı Mahkûmların oranı nedir?

Tahminen % 10-15 diyebilirim. Lakin onlar bazen Afro Amerikan kültüre adapte olmakta zorlanıyorlar. Onun için kendi başlarına olmayı tercih edebiliyorlar. Hapishanedeki mahkûmların çoğu selefi ağırlıklı bir yol takip ederken onlar sufi olmaya meyledebiliyorlar. Ben imkân nispetinde aklın ve vahyin ışığında din vurgusunu derslerimde ve hutbelerimde vurguluyorum. Lakin herkese nüfuz edebilmek mümkün olmuyor.

5. Amerikan Hükümetinin Hapishanede Müslüman olanlara karşı tavrı nasıl? Bu insanlar namazlarını rahat bir şekilde kılabiliyorlar mı? Ramazanda iftar ve sahur yemekleri özellikle helal gıda ihtiyaçları karşılanıyor mu? Kur'an-ı Kerim olmak üzere, dini kitaplara erişim imkânları nasıl?

Amerika'da ayrımcılık yapmak çok ciddi bir suçtur. O yüzden bir dini gurubun kazandığı hakkı diğer dini gruptan esirgemeleri mümkün değil. Dini hak ve hürriyetler en temel anayasal hak Amerika'da.

Dolayısıyla çoğu kişinin Müslüman ülkelerde özgürken elde edemediği hak ve özgürlükler Amerika'da hapishanelerde mahkûmlar tarafından elde edilmiş durumda. Ramazan çok coşkulu geçiyor mesela. Mutfak personeli sabah sahur ve sıcak süt dağıtmak için gecenin 3'unde başlıyor ise. Hep birlikte cemaatle akşam namazı kılınıyor. Ramazan’da yaklaşık 450 kişi oruç tutuyor. Bunların sağlık sorunu varsa onlar sağlık departmanına bildiriliyor. Ramazan sonrası bayram yemeği verilir. Cuma namazları, Arapça öğrenmek isteyenlere ders imkânları, Akait ve Fıkıh dersleri yaptığımız faaliyetler arasında. Amerika'da her inanç sistemine eşit mesafede davranma zorunluluğu var. Tabi bu yasal bir zorunluluk olduğu için böyle.

Özellikle son yıllarda Medya’nın manipülasyonu ile İslami fobya'nın körüklenmesi bazı insanların bu hizmetleri verirken homurdanmasına sebep olabiliyor. Çok tozpembe bir tablo çizmekte istemem.

6. Sizin bizzat şahit olduğunuz Müslüman olan bir mahkûm hatıranızı aktarır mısınız?

Tabii ki.. Bu hikâyeyi bir kitabımda da anlattım. Bu arada sekiz kitap yazdım iki kitabım hapishaneler bağlamında. "Duvarların Ardında Anlam Arayışı" ve "Duvarların Ardında Koşulsuz Aşk" İkisi de Düşün Yayıncılıktan. Oradan bir alıntı yapayım:

Amerikan hapishanesinde R.White isimli bir mahkûmla konuşuyordum. Konuşmanın akışı bir şekilde onun şehadet hikâyesine geldi. Kendisi Elli üç yaşında ve çocukluk yaşlarından beri mahkûm. Hapishanede Müslüman olanlardan. Şehadetini aldığında yirmi beş yaşındaymış. Nasıl Müslüman olduğunu, onu neyin etkilediğini sohbetimiz sırasında anlatmıştı. Duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım.

“Ezanın manası yüreğimi eritti”

Şöyle anlattı White, şehadet hikâyesini: “Yıllar önce hücremde otururken yan hücrelerden bir Müslüman mahkûm yüksek sesle ezan okuyordu. Ne olduğunu anlamadım. Bir kaç gün tekrar edince kendisine sordum. Sonra bana okuduğu ezanın İngilizce tercümesini söyledi.”

White şöyle devam etti: “Ezanın manası yüreğimi eritti. İşte hakikat bu olmalı dedim. Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allah tek büyük Allah tek büyük. Evet, hakikat buydu ve ben o tek büyük Allaha teslim olmalıydım. İslam ile ilgili bilgi aldıktan hemen sonra Müslüman oldum.” O gün bugün White Müslüman.

7. Kur’an’ın bu mahkûmları en çok etkileyen tarafı nedir sizin görüşünüze göre?

Kur'an'ın birçok ayeti ve suresi özellikle mahkûmları etkiliyor. Özellikle Kur'an'ın Tevrat ve İncili tekzip edici değil tashih ve tasdik edici olması. Mesela İslam ile buluşan kişi Musa'yı ve İsa'yı, Meryem annemizi hala sevebilir. İçlerinde bu boşluk oluşmak zorunda değil. Kur’an sadece olması gereken yere koyuyor. İsa'yı tanrı gibi değil peygamber gibi sev diyor. Bu çok büyük bir şey. İbrahimi dine inanan bir toplulukta dini anlatmak nispeten daha kolay diyebilirim. Zira bazı kritik hususlar tashih ettikten sonra Hristiyan veya Yahudi kökenli kişileri dinin diğer hususlarını anlamaları zor olmuyor. Asr süresini açıkladığım hemen her mahkûm çok etkilendiler. Onun için ara ara derslerimde ve hutbelerimde o süreyi tefsir ederim.

8. İngilizceye çevrilmiş Kur’an tercümelerini nasıl buluyorsunuz?

Meal, Kur'an'ı anlama çabasıdır. Ana dili Arapça olmayan tüm uluslarda bu çaba olmuştur. Lakin dili İngilizce olan topluluklarda bu daha yaygındır. Zira Amerika'da veya Avrupa'da kitabı "yüzünden okumak" gibi bir kültür yok. Kitabı anlamasak ta okuyalım mantığı veya bir din adamı bunu bize anlatsın yaklaşımı çok eski dönemlerde Katolik ve Ortodoks kiliselerde görülse de bugün artık herkes kutsal kitabı kendi dilinde okuyor. Hele hele Protestanların yoğun olduğu bir ülkede bu kültür oldukça yaygın. Dolayısıyla İngilizce tercüme oldukça yaygın. Belki Türkçe tercümeden çok İngilizce tercüme var diyebilirim. Hapishanedeki selefi mahkumlar Suud onaylı "Noble Qur'an" isimli tercümeyi tercih ediyorlar. Hatta bu konuda çok hassaslar. Başka tercümeleri kabul etmiyorlar. Amerika genelinde en yaygın olanı Yusuf Ali'nin tercümesi. Lakin onun dili eski İngilizce ile olduğundan çok anlaşılır değil.Sade bir dil değil haliyle. Ben Muhammed Esed'in "The Message" tercümesini tavsiye ediyorum. Lakin onu tavsiye etmemin sebebi altındaki dipnotlardan dolayı. Yoksa o tercüme de sade bir dil ile olmamış. Lakin ben genel anlamda mahkûmlara karşılaştırmalı tercüme okumalarını tavsiye ediyorum. Zira bir ayeti bir mütercim diğer ayeti bir başka mütercim daha iyi meallendirmiş olabiliyor. Ben bu meallendirmeyi ve okumayı oldukça renklendirip sonra karşılıklı müzakere edilmesi taraftarıyım. Bir ara derslerimde böyle bir metodu uygulamıştım mahkûmlara. Lakin genel anlamda özetlemek gerekirse İngilizce olarak kaleme alınan çok başarılı mealler var.

9. Malcom X’in Hikâyesinin Mahkûmların Üzerinde etkisi oluyor mu?

Malcolm X'in bireysel olarak hayat hikâyesini özellikle Amerika'daki siyahi Müslümanların hayat hikâyesine benzetiyorum. Malcolm X'in bireysel anlamda yaşadığı manevi tecrübeyi ve silsileyi Afro Amerikan topuluklar sosyolojik olarak tecrübe ettiler. Önce militarize edilmiş KKK isimli beyaz ırkçı grup babasını öldürüyor ve Malcolm X'in ailesinin dağılmasına neden oluyor. Daha sonra beyaz kült yapının mağduru olan Malcolm X sözde İslam referanslı bir siyahi kültün hatırı sayılır bir lideri oluyor. Lakin şehadetinden hemen önce o siyahi kült yapıyı da sorgulayıp mübeddel olan o kült yapıdan gerçek İslam'a adım atıyor. Aslında Afro Amerikan camia da bu süreçten geçmiştir. Dolayısıyla birçok siyahi Müslüman Malcolm X'te kendisini bulur.

10. Hapishanelerde Müslüman olan Afrika asıllı yâda beyaz kadın mahkûmların oranı ve durumu nedir?

İslam özellikle beyaz Amerikalı kadınlar arasında hapishane dışında oldukça yaygın. Ben kadın hapishanesine zaman zaman misafir konuşmacı olarak davet ediliyorum. Hapishanelerde beyaz Amerikalı Müslüman mahkûmun az olmasının nedeni, hapishanedeki mahkûmların çoğunun siyahi olmasından kaynaklanıyor. Lakin o bayanlar içinde de mahkûm iken İslam ile tanışan çok sayıda kimse var. Bazıları ise Müslüman olduklarını saklamak zorunda kalıyorlar. Onlar başörtüsü takmıyorlar. Dışarı çıktıklarında aileleri bir müddet onların Müslüman olduklarını bilmiyor. Üniversiteye giden kızlar arasında da böyle kişiler var. Zira bazı aileler böyle bir durum karşısında travma geçirip çocuklarını evlatlıktan reddediliyorlar. Kimileri ise beklentinin çok üstünde hoşgörülü olabiliyorlar. Kız kardeşi Müslüman olan bir rahiple konuşmuştum. Müslüman olduğuna biraz üzüldüm, İsa'ya sadık kalmasını dilerdim ama kardeşimin dinsiz veya başka bir dinden olmasındansa Müslüman olmasını tercih ederim demişti.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Yaşar pek çetin

12.11.2020

ALLAH için cihad edenlerin her yerde ALLAH yar ve yardımcısı olsun Yiğenim basarlar. Güzel bir cizgi