PARTİZANIN SOSYOLOJİSİ

Ekonomiden siyasete, dinden toplumsal hayata ortaya çıkan ilişkilerde partizan tutumu, sorunlu bir anlayış olarak önümüzde durmaktadır.

Partizan, tartışmasız mutlak bir ideolojiye sahiptir; hiçbir gerçeklik onu ideolojisi üzerine düşünmeye yönlendiremez. Zihninde şekillendirdiği ve idealize ettiği ütopyanın doğruluğundan asla kuşku duymaz. Bu anlayış onu sürekli radikal bir çizgide tutar.

Partizanı iktidar ya da muhalefette olması fark etmez. Her koşulda içinde bulunduğu partiyi destekler karşısında bulunanı eleştirir. Bu nedenle muhalif olduklarının iyi yönlerini, taraftar olduklarının zaaflarını göremez.

Partizan, olaylara üst değerler açısından bakamadığı için değerlendirmeleri çıkarcıdır. Kendi düşüncesinin dışındaki partizanları yalakalıkla suçlarken, kendisinin de aynı durumda olduğunu görmezden gelir.

Partizan, doğal olarak taraftardır. Onun düşmanı kendi gibi düşünmeyenlerdir. Partizan, karşısındakinin yanılma ihtimali gibi kendi yanılma ihtimalinin olabileceğini aklına bile getirmez.

Partizandan aydın olmaz. Partizanın amacı kendi partisini iktidara taşımaktır. Aydın ise kendi desteklediği görüş iktidarda olsa bile eleştirel bir noktada durup, ona yol göstermek, ufuk açmaktır.

Partizan küçük hesapların adamıdır. Onun için partisinin politikalarını meşrulaştıracak her türlü aracı kullanmak normaldir. Partizanın yapısal sorunlara yoğunlaşması beklenemez. Onun niyeti iktidar yanlısı ise menfaat temin etmek, iktidar karşıtı ise gelecek iktidardan menfaat temin etmektir.

Hangi partiden olursa olsun partizanla tartışmaktan uzak durmak gerekir. Çünkü onun en üst değeri kendi partisine, cemaatine, örgütüne bağlılığıdır. Böyle bir zihnin yapısal sorunlara yaklaşımı sağlıklı olamaz. İçinde bulunduğu gruptan daha üstte ahlaki değerleri kabul etmediğinden ya da bu üst değerleri en iyi kendisi temsil ettiğinden, diğer görüşlere karşı reddedici ve fanatiktir.

Partizanın mutsuzluğu kabul ettiği ideal değerlerin realitede yer bulmamasının yarattığı endişeden beslenir. Bu durum onu yaşadığı aktüel dünyayı reddetmeye götürür.

Partizan, “Ben hayatımda hiç zikzak yapmadım; dün ne isem bugün de aynıyım" söylemini dillendirir. Oysa bu iddia çoğu kez gerçeği yansıtmaz. Yunan bilgesi Herakleitos’un dediği gibi "bir nehirde iki kez yıkanamazsınız". Metafor, değişimin kaçınılmazlığını anlatıyor. Hz. Peygamber "iki günü birbirine eşit olan ziyandadır" diyor. Yani her gün bir öncekinden daha verimli geçmeli, daha iyi bir değer üretme çabası olmalıdır. Bunun için partizanın kullandığı değişmemek ilkesi bir pozitif değer değildir. 

Partizan öte yandan tutarlı olduğunu iddia eder. Ancak tutarlılık çoğu kez, iddia sahibinin ahlaki olarak doğru bir yerde bulunduğunu garanti etmez. Hayatı boyunca sürekli içki içen tutarlıdır, ama doğru değildir. Hz. Ömer ise tutarlılığı yıkarak hayatında büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Demek ki, her değişim yanlış, her tutarlı davranış doğru değildir. Önemli olan hayatımızda merkeze neyi aldığımızdır.

Partizanın en uzak olduğu özellik, ister dini isterse seküler olsun eleştiri yapmaktır. Partizan eleştiri yaparken kendisi gibi davranmayanları, dini veya ideolojiyi kendisi gibi anlamayanları hedefe koyar.  Oysa şu sorularla asla yüzleşmek istemez:

1- Dini, siyasi ve kültürel hakikati en doğru benim yorumladığımızın garantisi nedir?
2- Herkesi kendi yorumumum altında toplamak isteği ne kadar İslami’dir.

Partizan, “Benim sahtekarım iyidir”, diyerek bir tarafı koruyan eleştiri anlayışına sahiptir. Kuşkusuz, bir tarafı dışarı da bırakarak yapılan her eleştiri militancadır, ideolojiktir.

Partizan,  kendi İslami anlayışını merkeze alarak diğerlerini yargılamaktan çekinmez. Şu soru üzerine asla odaklanmaz:  Sizin Allah'ın muradını tam olarak anlaďığınızın ve diğerlerinin yanıldığının kanıtı nedir?

Partizan asla kendisiyle yüzleşme cesaretini gösteremez. Oysa asıl sorun içeridedir ve yüzleşme cesaretini gösterebilen bir yaklaşım gerektirmektedir.
Sorunla yüzleşmek yerine sürekli ötekini suçlamak sadece Kürtlere ait bir yaklaşım değil kuşkusuz. Bu Kürtlerin de içinde bulunduğu İslam toplumlarında baskın bir paradigma maalesef. Her siyasal ve dini anlayış içinde partizanlar bulunmaktadır.

Partizan, karşılaştığı haber ve yorumları eleştiri süzgecinden geçirmez. Bir partinin, grubun, örgütün yayın organlarında yazılanları mutlak yanlış ya da mutlak doğru olarak değerlendirmeye yatkındır. Hangi gruba dahil olursa olsun içinde bulunduğu grubun hatasız olduğunu düşünenlerden uzak durmak gerekir. Onlar, her ne pahasına olursa olsun iktidar destekçisi ya da karşıtı bir noktada duran militanlardır.

Partizan eleştirilerinde doğru veriler üzerine dayanmaz. Eleştiri, mutlaka doğru veriler üzerine inşa edilmelidir. Doğruluğu test edilmemiş, eleştirilen yazara ait olmayan veya çarpıtılmış bilgiler kullanılmamalıdır. Bu eleştirinin gücünü azalttığı gibi eleştiri yapana olan güveni de sarsar.

Partizan kendi çıkarını gerçekleştirmek için dini araçsallaştırmaktan çekinmez. Dini, kendi toplumsal ve siyasal konumlarını sağlamlaştırmak için araçsallaştıranlara da, dini bu toplumdan uzaklaştırmak isteyenlere de destek olmamak gerekir.

Partizan, ideolojisine ve ütopyasına sarsılmaz bir imanla bağlıdır. Bu önündeki en büyük zaaftır aynı zamanda. İdeoloji, zihinde egemen olan tasavvurlar bütünüdür. Ütopya geleceğe ilişkin bir ideolojidir. Ütopya sahibi birey mutlu ve mükemmel bir geleceği yaşar. İçinde yaşadığı dünya ise kötülüklerle doludur. Ama devrimci partizan muhayyel gelecekte her şeyin daha iyi olacağı inancına sahiptir.  Bundan dolayı yaşam değil ölümü yüceltir. Ne ki çoğu partizan, kesin inançlı bir militan olarak batıl bir dava uğruna telef olmuştur.

İnsanın sürekli olarak siyasal ve ideolojik bir dile odaklanması, sanat, felsefe, edebiyat ve sosyolojiden uzak kalması, hem dilini militanlaştırıyor, hem de kısırlaştırıp verimlilikten uzaklaştırıyor. Partizan bundan dolayı sanat, edebiyat ve hikmetten uzaktır.

Politik kamplaşmanın yarattığı sert dil en çok partizanı etkiler. Bundan dolayı partizan eleştirilerini ve desteklerini ahlakı bir dille ifade etmek konusunda zorlanır.

Partizan, her şeyi bildiğini, yanılmadığını düşünen özcü insanlardır. Cümleleri net, hükümleri keskin, düşünceleri genelleyicidir. Kendilerinden hiç kuşku duymazlar. Hep karşıdakinin yanıldığını düşünüyorlar. Niçin başarılı olamadıklarını asla sorun etmiyorlar. Sadece karşıtlarını eleştirerek tatmin oluyor, kendi yetersizliklerini ustaca gizliyorlar. Kendilerini sorgulamadan eleştirinin sağladığı konfora sığınıyorlar.

Toplumsal barışı sağlamak partizanların etkisini azaltmakla mümkündür. Çünkü partizan toplumsal kamplaşmadan beslenmektedir. Toplumsal kamplaşmayı önlemeye dönük her siyaset ve bu siyasetin başarısı, partizanın etkinliğini kıracaktır. 

Paylaş