Nifak ve Siyaset

 

Siyaset tarihinin en önemli olaylarından biri nifaktır. Nifak, İslam cemaati içinde anlaşmazlık ve ikilik çıkarma, bölücülük ve hizipçilik gibi anlamlara gelir. Bu anlamda kavramın yakın akrabası münafık kavramıdır. “Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki nifak masdarından türemiş bir sıfat olan münafık kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök manasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır. Bazı Batılı araştırmacılar, münafığın “kararsız olmak” manasında Habeşçe nafaka kelimesinden alındığını ileri sürmüşlerse de bunun için Kur’an’ı Kerim’deki anlam benzerliği dışında herhangi bir delil gösterilememiştir. Münafık kelimesi Cahiliye döneminde mevcut olmakla birlikte terim manasında kullanıldığı bilinmemektedir.”(1)

İslam tarihinde münafıkların ortaya çıkışı, özellikle Hicret sonrası Müslümanların Medine’de siyasi güç kazanmaları sürecinde gerçekleşir. Çünkü münafık, güç yetiremediği bir otoriteyi ortadan kaldırmak üzere girişilen bir faaliyettin ürünü olarak ortaya çıkar. Münafık, toplum içinde gücünü kaybetmemek için benimsemediği bir davranış içine giren kimsedir. Bu yüzden münafık, içinde bulunduğu yapıya samimi bir bağlılık içinde değildir. Fırsatını bulduğu ilk anda ihanetini gerçekleştirecektir.

Münafık yaşadığı toplumu zayıflatmak için sürekli karışıklık ve kaos ortamı yaratmaya çalışır. İslam tarihinin en büyük münafıklarından biri olan Abdullah b. Übey’in davranışları münafığın karakteri açısından bilgi vericidir. “Abdullah b. Übey, Beni Mustaliḳ Gazvesi sırasında ensar ve muhacirleri birbirine düşürmeyi denedi; dönüşte de Medine’de kargaşa çıkarmak için İfk Hadisesi’ni tezgahladı. Nifakın zirveye çıktığı en kritik günlerde münafıkların üs olarak kullandığı nifak merkezini mescid hüviyetine büründürerek faaliyetlerine meşruiyet kazandırmak istedi Tebük Seferi’nde gövde gösterisi yapmak amacıyla Zübab tepesi tarafında Hz. Peygamber’in ordugâhından ayrı bir ordugâh kurdu. Bir taraftan savaşa gitmeyenlerin başını çekerken diğer taraftan bazı münafıkların orduya katılmasını sağlayarak nifak hareketlerini tahrik etti ve bunun sonucunda Tebük dönüşünde Resul-i Ekrem’e suikast girişiminde bulunuldu.”(2)

Münafığın en belirgin özelliklerinden biri riyakarlığıdır. "Tarih boyunca gelişen ideolojilere, dinlere ve yöneticilere karşı nifak teşebbüsleri ve tutumlarıyla karşılaşırız. Bir devlet yetkilisi göreve geldiğinde kendisine riyakarlık yapan bir güruhla karşılaşılabilmektedir. Bunun en bariz göstergelerinden biri, yöneticilerin etrafını saran ve onları bazı icraatlara teşvik eden insanların sıkıntıya giren yöneticiye verdikleri desteği devam ettirmemeleri, ortadan kaybolmaları ve hatta ona ihanet etmeleridir."(3) Bu yüzden iktidar sahiplerinin öncelikle dikkat etmesi gereken, amaçları sadece kendi çıkarlarını düşünmek olan, iktidar sahiplerini sıkıntıya düşürmeyi amaçlayan, iktidar sahipleri sıkıntıya düştüğünde ise hemen onları terk eden kimselerdir. Bu kişiler iktidardan yararlandıkları ya da kendi amaçlarına hizmet ettikleri sürece orada kalırlar. Ancak destekleri asla samimi değildir.

İktidar alanı gücün merkezileştiği alan olduğundan münafık karakterli insanların hedefinde yer alır. Çünkü güçten yararlanacakları ve onun sayesinde güç elde edecekleri alan iktidar alanıdır. "Siyaset alanı, nifakı besleyen önemli alanlardan ve mümbit arazilerden birisidir. Çünkü siyaset, münafıkların güç kazanabilecekleri bir alandır. Gücün olduğu yerde güçten emin olmak ve ondan yaralanmak isteyecek kişilerin ortaya çıkmasında şaşılacak bir durum yoktur. Yönetici, elindeki imkanları kullandığında bu imkanlardan yaralanmak isteyen insanlardan bir kısmının ona karşı niyetlerini ve hatta kimliklerini gizleyerek farklı bir renk ve kimlikle kendilerini sunmaları nifak hareketini besleyen bir durumdur."(4)

Nifakı cazip hale getiren güç istencidir. "Siyasetçinin sahip olduğu güçten yararlanma ve o gücü kullanırken paylarına düşeni alma düşüncesi kişileri nifaka sürükler."(5) Nifak, dışarıdan mümin ve Müslüman görünmekle beraber kalben Allah'ı, İslam peygamberlerini ve imanın diğer esaslarını kabullenmemek, inanmamak anlamına gelir. Bunun sosyolojik karşılığı ikiyüzlülüktür. Siyasetin en sorunlu tipleri bunlardır.

“Nifakı ortaya çıkaran ve besleyen önemli etkenlerden biri, din değiştirme ya da maddi ve manevi imkanlardan yararlandırmama şeklinde meydana gelen baskının gizli planı olan kişileri veya bazı zayıf karakterli kimseleri nifaka yönlendirmesidir. Baskı nifakı meşrulaştırır"(6)Siyasal olarak otoriter ve baskı rejileri münafık tiplerin üremesine elverişlidir. Çünkü baskı ortamı sonucu oluşan korku kişilerin gerçek düşüncelerini gizlemesine neden olur. Böyle bir siyasal ortamda kişilerin gerçek düşüncelerini dile getirmeleri zordur. Bu yüzden İran ve Küba gibi otoriter rejimlerde kamuoyu gerçeği yansıtmayabilir. Çünkü bu tür rejimlerde kişiler ikiyüzlü bir tavır geliştirmek zorundadırlar. Gerçeği dile getirdiklerinde başlarına gelecek olumsuzluklardan çekinen insanlar, gerçekten düşündüklerini değil, kendilerini sıkıntıya sokmayacak bir söylemi dile getirirler.

Hz. Peygamber’in şu hadisi, münafıkların karakteri hakkında bilgi vericidir:

“Dört özellik vardır ki, bunlar kimde bulunursa bulunsun o kimse münafıktır. Kimde de biri bulursa, onu terk edinceye kadar kendinde nifaktan bir özellik taşıyor demektir.

1-Emanet edilince ihanet eder.

2-Yalan söyler

3- Sözünde durmaz

4- Düşmanlıkta sınır tanımaz.(7)

Bir başka rivayette ise şu ibarenin eklenmiş olması son derece dikkate değerdir: “Orucunu tutsa, namazını kılsa, Müslüman olduğunu düşünse de”(8) Öyle görülüyor ki münafık, karşımıza zahiri olarak dindar görünümde çıkabilmektedir. Bu münafığın toplumda nifakını ortaya koyabilmesinin ön koşuludur. Çünkü amacına ulaşma sürecinde herkesin güvenini kazanmak zorundadır. Bu yüzden hiç istemediği halde ibadet ederken, ibadetin formel/biçimsel/kurak boyutuna son derece dikkat eder. Sürekli yakalanmak korkusundan duyduğu tedirginlik onu son derece dikkatli davranmaya zorlar. Bu yüzden münafık herkesin güvenini kazanmak zorundadır. Çünkü toplum güvenilmez insanların sözlerine itibar etmez.

Öyle görülüyor ki, iktidar alanını tarla faresi karakterli kişilerden uzak tutmak gereklidir. Çünkü münafıklar, asıl karakterini gizlediğinden tanınmaları ve mücadele edilmeleri gereken en zor karakterlerdir. Bu karakterler iyi niyetli görünmelerine karşın, ikiyüzlü, yalancı, özünde inkarcı, retorik ustası, kuşkucu, kibirli, sözünde durmayan, ihanete hazır, hayrı engellemeye çalışan, buna karşılık kendilerini ayrıcalıklı ve asil gören bir karaktere sahiptir.

Münafıklar ayrıca dini kendi menfaatleri için araçsallaştırıp istismar eden kimselerdir. Bu yüzden bu tür insanların amacı Allah’ın rızasını kazanmak değil, siyasal iktidarın sağlayacağı menfaatlerden yaralanmaktır. Bu yüzden münafık, ilkelerin değil, çıkarların insanıdır.

 

Hülya Alper, TDV İslam Ansiklopedisi, 31. Cilt, s: 564-566
H. Ahmet Sezikli, TDV İslam Ansiklopedisi, 31.cilt, s: 566-567
 Adnan Demircan, Münafık, Endülüs yayınevi, s: 50
 Adnan Demircan, Münafık, Endülüs yayınevi, s: 53
 Adnan Demircan, Münafık, Endülüs yayınevi, s: 54
 Adnan Demircan, Münafık, Endülüs yayınevi, s: 57
Buhari, İman 24, Müslim, İman 106, Ebu Davud, Sünen 16
Müslim, İman 109-110

Paylaş