Muhafazakar Dindar Siyasetin Abdülhamid Çıkmazı ve Terör
Muhafazakar dindarların tarih algısında önemli faktörlerden biri de II. Abdülhamid travmasıdır. Bu travma, dönemin İslamcı aydınlarının yaptıkları tercihin daha kötü sonuçlar doğurmasından kaynaklanıyor. Abdülhamid' in baskı rejimine karşı özgürlük ve adalet talep eden İslamcı düşünürler, Abdülhamid'in devrilmesinden sonra gelen İttihat Terakki döneminde daha kötü bir durumla karşılaştılar. Bu düşünürlerden bir kısmı yaptıkları tercihten pişman oldular. Bir kısmı ise ilkesel olarak doğru yerde durduklarını sonuçtan bağımsız olarak savunmaya devam ettiler. Said Nursi ve Mehmet Akif Abdülhamid karşıtlığından asla pişman olmadılar. Aynı gerekçelerle İttihat ve Terakki ve Cumhuriyet modernleşmesine de itiraz ettiler.
Muhafazakar dindar akıl, Erdoğan'ı Abdülhamid, muhalefeti İttihat ve Terakki yerine koyarak siyasal refleksini meşrulaştırıyor. Daha kötü bir durumla karşılaşma ihtimali onları, haksızlıklara ses çıkarmamaya zorluyor. Muhafazakar dindar kesimde yaşanan sosyolojinin özü budur. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemiyorlar. Bu durumu fıkıh usulü olarak da temellendiriyorlar ( Ehveni şer teorisi). Seçime giderken bu sosyolojiyi de göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Muhafazakar dindar siyasal aklı domine eden Abdülhamid travması, yenilik, özgürlük ve adalet arayışının önünü tıkayan bir engele dönüşmüş durumdadır.
Muhafazakar dindar akıl, siyaseti idealler değil, korkular üzerinden okur. Bu siyasal anlayışa göre gelenek en büyük öğreticidir. Geleneğin tasvip etmediği hiçbir davranış biçiminin meşruiyeti yoktur.
Muhafazakar dindar aklın ani değişimlere, devrimci değişim taleplerine karşı mesafeli bir duruşu vardır. Bunun yerine aşama aşama değişimi benimser. Tarihsel sürekliliğe önem verir; bu sürekliliği tehdit eden her tür siyasal davranışa mesafeli durur.
Muhafazakar dindar akıl, geleneğin İslam'ın siyasal anlayışını sarmalaması sonucu oluşmuştur. Onun siyasal değerlerini geleneğe bağlılık, ani değişim taleplerine direniş ve tarihsel bakiye oluşturur.
Muhafazakar siyasal aklın tarihte yaşanan travmaların arkasına sığınması, yeni bir siyasal dil üretememesiyle ilgilidir. Bu yüzden sıklıkla tarihte yaşanan travmaları günümüze taşıyarak siyaseti okumaya çalışır. Bu aslında muhafazakar dindarlığın zihinsel kodlarının ne kadar atıl olduğunu da gösterir.
Devletçilik ve güvenlik kodlarını öne çıkaran muhafazakar dindar siyasal akıldan özgürlükçü bir siyasal talebin çıkmayacağı açıktır. Öte yandan, kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan Ak Parti'nin özellikle iktidarının ilk on yılında ortaya koyduğu performans muhafazakar dindar aklın önemli bir sıçrama gösterdiğini ortaya koyuyor. Buradaki en büyük açmaz, muhafazakar dindar aklın dışındaki akımların ondan da muhafazakar olmasıdır.
Türkiye özelinde sol, sosyalist, Kemalist ulusalcılar ve milliyetçiler de önemli ölçüde muhafazakardır. Ak Parti'nin ilk on yılında sürdürdüğü reformların karşısına dikilen ideolojilerin de ana karakteri muhafazakarlıktır. Dolayısıyla en büyük sorun muhafazakarlığın bütün siyasal ideolojilere sinmiş esnek bir yapıya sahip olmasıdır. Ak parti, ilk on yılda muhafazakar değil, değişimcidir. Ak Parti'nin ilk yıllarında karşısına dikilen ve değişim taleplerine direnen güçler ise gerici ve muhafazakardır.
Ak parti, içinde tartışılan sorun değişimcilikten sağ milliyetçi muhafazakarlığa geçişin yarattığı gerginliktir. Çok sayıda Ak partili değişimin etkin olduğu ilk dönemi arzuluyor. Bu yönde gelen her eleştiri ihanet sayılıp mahkum edilmemeli. Çünkü Ak parti, Türkiye siyasetinde en büyük demokratik reformları yapan partidir. Ak Parti bu özelliğini kaybedince, Ak Partide siyaset yapan çok sayıda isim ayrılmak zorunda kaldı.
Muhafazakar dindar aklın siyasal kodlarını, endişelerini, korkularını, gelecek tasarımını, psikolojisini doğru okumadan Türkiye siyasetini anlamlandırmak mümkün değildir. Çünkü muhafazakar dindar anlayış Türkiye siyasetini belirleyen en başat aktördür.
Muhafazakar dindar siyasal akıl, her tür terörü reddeder. Karışıklık ve kaostan hoşlanmaz. Bu yüzden fitne olarak değerlendirdiği devlet eleştirilerine sıcak bakmaz. Demokratik bir rejimde düşünceler yasaklanmaz. Her tür eleştiri normaldir ve meşrudur. Bunun istisnası terörü övmek ve silahlı mücadele biçimini desteklemektir. Bu anlamda FETÖ, PKK, IŞİD, DHKP-C ve El KAİDE gibi terör örgütleri, düşünce özgürlüğünün arkasına sığınarak asla desteklenemez. Bunları desteklemek, eylemlerine sempati ile bakmak asla kabul edilemez. Aslolan düşünce özgürlüğüdür ve teröre asla destek olmamaktır. Çünkü terör, insanlığın bütün kadim değerlerine aykırıdır.
Demokratik bir tutumun kırmızı çizgisi terördür. Terör örgütleri ( PKK, FETÖ, EL KAİDE, DHKP-C IŞİD) hiçbir gerekçenin arkasına sığınılarak savunulamaz. Terörün doğurduğu sorunları çözmek ise sivil siyasetin en öncelikli görevidir.
Yorumlar
1