İzmir’in Kurtuluşu Üzerinde Yaşanan Osmanlı Tartışması
Türkiye, her konuda olduğu gibi tarihsel olaylar konusunda da bölünmüş ideolojik yaklaşımların olduğu bir ülke. Hemen her konu bu nedenle kolaylıkla tartışma konusu yapılabiliyor. Bu durum, tarihin ideolojiler için son derece uygun veriler sunmasından dolayıdır. Çünkü her ideoloji kendini tarihsel veriler üzerinden meşrulaştırmaya çalışır. Tarih, sadece geçmişle değil, bugün ve yarını inşa eden bir işleve sahiptir.
"İstiklal Savaşı" ve "Ulusal Kurtuluş Savaşı" kavramsallaştırmaları bile, Türkiye'yi doğuran süreç konusunda ortaklaşamadığımızı gösteriyor. İzmir' de gerçekleştirilen törenlere bakış açımızda bundan kaynaklanıyor. Ulusalcı modernist sol için kurtuluşun asıl değeri Osmanlı/ İslam geleneğinden kurtulmakla ilgilidir. Muhafazakar dindarlara göre ise ülkemizi kâfir tasallutundan kurtulması öne çıkar. Muhafazakarların "Gazi Paşa", Laik –seküler -ulusalcıların devrimci ve batıcı "Mustafa Kemal" üretimi de farklı tarih okumalarına işaret ediyor. Dillendirmekten kaçındığımız asıl soru şu: İstiklal Savaşı ile neden kurtulduk? Batı'nın işgalinden kurtularak bağımsızlaştık mı, yoksa İslam'dan kurtularak laik ve ulusal bir toplum mu oluşturduk? İstiklal Savaşına bakışımız, dünyaya bakışımız ile ilgilidir.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer'in dile getirdiği gerçek şu: İzmir'in kurtuluşu konusunda muhafazakar dindarlarla aynı düşünmüyoruz. Bizim için asıl önemli olan Osmanlı geçmişinden kurtulmaktır. Tartışma daha derinde başka bir soruna işaret ediyor: "Türkiye nedir?"
Benzer şekilde II. Abdülhamid ve Mustafa Kemal merkezli tarih okumaları, farklı ideolojik tutumların sonucudur. Türkiye toplumunun siyasal tutumları da büyük ölçüde farkı tarih inşasının sonucu olarak şekilleniyor.
Türkiye toplumu tarihsel, kültürel ve buna bağlı olarak siyasal alanda zihinsel olarak bölünmüştür. Birinin kurtuluş olarak baktığı olguya öteki İslam'dan uzaklaşma olarak bakıyor. Tunç Soyer etrafında dönen tartışmalarda bu farklı bakışın sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Tarih üzerinden yürüyen tartışmalar sadece uzak geçmişimizi değil, yakın geçmişimize de farklı okuduğumuzu gösteriyor. "Türkiye nedir" sorusu, tartışmanın ana eksenini oluşturuyor.
Türkiye toplumunda iki farklı algı var: "Laik, batıcı, modern" ile "Müslüman, doğulu ve geleneksel". Türkiye siyasallıktan toplumsallığa bu iki görüşün iktidar mücadelesine tanıklık ediyor. Buradan çıkacak kavramsallaştırma "Modern müslüman" olabilir. Peki, modernlik ile dindarlık bir arada olabilir mi? Yani bir müslüman aynı zamanda modern olabilir mi? Daha derinde başka bir soruyla yüzleşmek gerekiyor: Dindar olmakla modern olmanın felsefi parametreleri örtüşebilir mi?
Ulusalcı modernist tarihçiler manevi değerlerin rol oynamadığı seküler bir Kurtuluş Savaşı inşa ediyorlar. Muhafazakar dindarlar ise Kurtuluş Savaşının asıl motivasyonun manevi değerler olduğunu iddia ediyorlar. Bu açıklama sadece geçmişe ait değil, günümüzdeki Türkiye algısına zemin oluşturuyor.
İzmir'in kurtuluşu iki farklı anlam taşıyor. Birincisi, Ulusalcı/ sol/ modernist bakış açısıyla Osmanlı'dan kurtulmak anlamını taşırken, ikincisi Muhafazakar/ dindar/ gelenekçi bakış açısıyla yurdu işgal eden düşmandan kurtulmak anlamını taşıyor. İki faklı zihniyet, iki farklı kültür, iki farklı siyaset tarzı.
Türkiye Osmanlı/ İslam geçmişi konusunda da bölünmüş bir ülke. Aslında Türk modernistlerinin, özellikle seküler olanların, Osmanlı karşıtlığının altında İslam karşıtlığı da yatıyor. Bu yüzden muhafazakar dindarlar, karşıt oldukları bu tarihsel okumaya karşı bir başka uça savruluyor ve Osmanlı toplumunu bütünüyle yüceltiyorlar. Oysa İslam açısından bakıldığında Osmanlı toplumunda da çok sayıda sorunlu uygulama var. Osmanlı’yı tümüyle savunmak gibi muhafazakar bir tavra savrulmamak gerekir.
Yorumlar
0