Futbol Fanatizmi Üzerine Sosyolojik Bir Tahlil
Ankaragücü kulübü başkanının Hakem Halil Umut Meler'e yumruk atarak gösterdiği şiddet gündeme oturdu. Kuşkusuz futbolda uç veren şiddetin sosyolojik nedenleri olmalıdır. Toplumsal kamplaşma, hukuk alanında yaşanan sorunlar, liyakatsizlik, hakkını alamadığı inancı ve fanatizm şiddetin nedenleri arasındadır.
Hukuksuzluğun ve adaletin olmadığı yerde fanatizmin üremesi kaçınılmazdır. Ülkemizde fanatizmin en çok görüldüğü alanlardan biri de futbol taraftarlığıdır. Futbol fanatizmi, büyük çoğunluğu toplumun mutsuz alt kesimlerinin oluşturduğu sosyolojik yapısıyla, şiddete kolayca evrilmeye müsaittir.
Rakiplerinin korunduğu ve kendisine sürekli yanlış yapıldığı retoriğiyle beslenen fanatizm, kolaylıkla şiddet üretebilir. Adil olmayan bir ortamda mücadele edildiği ve başarının asla sahada oynanan oyunla ilgili olmadığına inanan fanatik için düşman daima ötekidir.
Taraftarlık, radikalizm ve fanatizm bizden olan ve olmayan diye kategorik bir ayırım yapar. Burada aktif olan akıl değil, duygulardır. Duyguların belirleyici olduğu yerde şiddet kaçınılmaz olarak boy gösterir. Akıl ve sağduyunun olmadığı yerde şiddet hak arama aracı olarak görülür.
Futbolda yüzünü gösteren şiddet, asla diğer toplumsal alanlardan bağımsız değildir. Bu ülkede asıl sorun anlaşmazlıkların hukuksal yollarla giderilemeyeceği inancının yerleşmesinden kaynaklanıyor. Bu inanç, uğradıkları haksızlık nedeniyle, toplumsal gruplarda öfke birikimine sebep oluyor. Hukuk ve adalet olan inancın bu kadar zayıfladığı bir toplumda hukuk dışı yapıların üremesi kaçınılmazdır. Bir hukuk dışı yapılanma olan mafyanın ülkemizde bu kadar kolay taban bulmasının sosyolojik nedeni budur.
Öte yandan özeleştiri ve empatinin en az olduğu yapılar futbol taraftarlarıdır. Aslında futbol taraftarlarının çoğu adalet yerine ayrıcalık isteyen kitlelerdir. Bu yüzden taraftarın adalet isteği büyük ölçüde sahtedir. Hatalar kendi lehine yapıldığında susan ve savunmaya geçen taraftar mantığı, kendi aleyhine yapılan hatalara çok sert tepki gösterir. Bu anlayış hukuk ve adalet talep etmez; hukuk ve adalet söylemi altında ayrıcalık talep eder.
Hemşericilik ve dar bölge milliyetçiliği, yer yer ırkçılığa varan söylemler, rakiplerin korunduğu anlayışı futboldaki fanatizmi büyütür. Fanatizmin olduğu yerde sağlıklı ve rasyonel düşünmenin imkanı yoktur. Üstelik fanatik taraftarların yoğunlaştığı genç kuşak, akılcı ve eleştirel düşünceden ziyade duygusal düşünmeye daha meyilli olduğundan manipüle edilmeye çok daha elverişlidir.
Kendini bir takımla özdeşleştirmek taraftarın en büyük özelliğidir. Taraftar, takımına yapılan saldırıyı kendine yapılmış bir saldırı olarak görür. Yaralanmış kişiliği onu intikam almaya yöneltir. İntikam alacağı özne de rekabet ettiği futbol takımı taraftarları ve rakip takımı koruduğuna inanılan kurumsal yapılardır.
Öte yandan, futbol üzerinden dönen kara para trafiği, menajerlik ve bahis oyunları da oynanan oyunu kolaylıkla spor ahlakının dışına taşır. Bu alandaki en önemli sorun hukuk denetimi eksikliğidir. Bu durum ülkemizde genel bir hukuk sorunu olduğunu açıkça göstermektedir.
Halk arasında yaygın hale gelen " Allah kimseyi mahkeme kapılarına düşürmesin" söylemi, hukuk karşısında var olan güvensizliği göstermektedir. Hakemlere güvensizlik hukuka güvensizliğin uzantısıdır. Hukuka ve hakemlere güvenilmeyen bir toplumda birey uğradığını düşündüğü haksızlığı ortadan kaldırmak için ne yapacaktır? Hakemlere güven yoksa kulüplerin ve onu destekleyen taraftarların yapması gereken hakemi baskı altına alarak yönlendirmektir. Kuşkusuz bunu en fazla yapanlarda büyük takımlardır.
Futbol ikliminde yapılan en büyük hata büyük takımların kaydırılmasıdır. Büyük takımlar sahip oldukları kamuoyu desteği ve medya gücüyle kendilerini korumakta ve hakemleri kolayca hedef tahtasına koymaktadır. Bazı hakemlerin bazı takımların maçlarına verilmemesinin anlamı ne olabilir? Bu uygulamada adaletten söz edilebilir mi?
Bu ülkede spor yazarları değil, takım yazarları vardır. Onlardan beklenen adil yorum yapmaları değil, takımlarının çıkarlarını korumaktır. Böyle bir iklimde adaletten söz edilebilir mi? Taraftar spor yazarlarından adil olmalarını değil, takımlarını her halükarda savunmalarını beklemektedir. Bu iklimin dışına çıkan yazarlar da dışarıda bırakılmaya çalışılmaktadır. Cem Dizdar gibi sayıları çok az olan futbola biraz felsefi ve sanatsal alt yapı kazandırmaya çalışan, futbola toplumsal anlamda bir derinlik katma uğraşısında olan spor yazarlarının sesleri de takım yazarlarının fanatizmi altında ezilmektedir.
İnsanların bağlı bulunduğu parti, grup, cemaat ve sivil toplum örgütüne bağlılığı, futbol taraftarlığı gibi. eleştirel olmayan bu tür bağlılıklardan sağlıklı bir yapılanma çıkmaz. Atatürkçü Düşünce Derneğinden Cübbeli Ahmet Cemaatine kadar fanatizm toplumun her yanını sarmış durumdadır. Dini ve seküler olsun fanatizm bu toplumun en büyük sorunudur. Fanatizm, öteki olarak kodladığını farklı değil, yok edilecek düşman olarak görür. Türkiye'de siyasetin tıkandığı nokta burasıdır. Partilerin, dini veya seküler yapılanmaların rekabeti yok, düşmanlığı var. Fanatiğin en önemli özelliği daima karşıdakini suçlamasıdır. Fanatik özeleştiri yapmaz; çünkü kendi grubunu hakikate ermiş azizler, karşı tarafı yok edilmesi gereken düşmanlar olarak görür.
Bu toplumda fanatizmi besleyen, büyüten ve kitlelerin gözünde meşrulaştıran bir toplumsal zemin var. Öncelikle fanatizmi besleyen bu sosyolojik zeminle hesaplaşmak gerekiyor. Çünkü sosyolojik zeminden üreyen şiddet, imkan bulduğunda her platformda karşımıza çıkıyor.
Yorumlar
0