Mahalle’yi Hatırlamak
Hanefi Avcı'nın “Haliç'te Yaşayan Simonlar” isimli kitabını okuyorum şu sıralar. Gecikmiş bir okuma, ama olsun. Şöyle bir bakayım diye elime aldığım kitap, hoşuma gitti. Kitapta “Mafyanın gücü” başlığı adı altında anlatılan bir hadiseyi okuyunca kendi ellerimiz ile yok ettiğimiz “Mahalle”yi hatırladım.
Hanefi Avcı, bir gün karakolda otururken, liseli bir çocuk, kan ter içerisinde, “arkadaşlarımı vurdular” diye içeri girer ve yardım ister. Koşarak olay mahalline vardıklarında iri yarı bir adamın, elinde silah ile ayakta durduğunu ve titrediğini, iki çocuğunda vurulmuş halde yerde yatmakta olduğunu görürler. Adamı tutuklarlar ve karakola götürürler. Yaralı çocukları da hastaneye kaldırırlar. Çocukların ifadelerinden anlaşılır ki bu adam, o bölgede faaliyet gösteren bir mafya babasıdır. Mahalledeki dul bir kadının evine sık sık gelip gitmektedir. Bu üç liseli çocuk, bu uygunsuz ve onur kırıcı davranışı daha fazla kaldıramadıkları için bir gün adamın önünü keserler ve onu tartaklamaya başlarlar. Adam, mafya olmasına rağmen aslında korkağın biridir. Bu yüzden çocuklar ile dövüşmek yerine silahını çekerek rastgele ateş etmeye başlar ve çocuklardan ikisini yaralar.
Bu bölümü okuduğumda çocukken bizim mahallede cereyan eden -içerisinde benim de bulunduğum- iki hadiseyi hatırladım. Bunlardan ilki şuydu: Daha ilkokula gittiğim sıralarda bir gün bizim sokaktan üç beş sefer üst üste geçen yabancı bir genci fark ettik. O gencin bizim sokaktan üst üste geçmesi bize göre hayra alamet değildi. Üç beş arkadaş, kendi aramızda anlaşarak ceplerimize taş doldurduktan sonra gencin önünü kestik ve buradan niye geçip durduğunu sorduk. Genç, bizden büyük olmasına rağmen biraz korkmuş olmalı ki kem-küm edip durdu. Tehditler savurarak ve ellerimizdeki taşları göstererek bir daha buradan geçmemesini söyleyerek uzaklaştırdık. Bir daha da onu bizim sokaktan geçerken görmedik.
İkincisi ise liseyi bitirdiğimiz sene cereyan etmişti. O yıllarda birkaç arkadaş inanca dayalı bir arkadaşlık kurmuştuk. Özellikle yaz akşamlarında mahallede gezinirdik. Bir gece, komşu mahallenin camisinde yatsı namazını kılmış, bizim mahalleye doğru konuşa konuşa geliyorduk ki, sarhoş bir adam elinde silahla önümüzü kesti ve: “gece vakti buralarda ne dolaşıyorsunuz?” diyerek üzerimize yürüdü. Adam sarhoştu ve ayakta duracak hali yoktu. Birimiz bile adamın hakkından gelebilirdi, lakin kazara elindeki silah patlasa durduk yere başımız belaya girecekti. Bu yüzden adama uzun süre dil dökerek, kötü bir niyetimizin olmadığını anlatmaya çalışmış ve uzun uğraşlar sonunda adamı ikna ederek kazasız belasız yanından ayrılmıştık.
Dikkat ederseniz bu üç hadisede çocuğu da sarhoşu da yaşadığı şehre sahip çıkıyor, kötülük olarak gördüğü işe anında müdahale ediyor. Elbette kötülük o dönemde de vardı, ama azdı.
Osmanlıdan kalma “Mahalle Kültürü”nün devam ettiği çocukluk yıllarımızda suç oranları çok düşüktü. Bu da polisiye tedbirler ile değil, halktaki bir bilinç ile sağlanıyordu. Hırsızlık, gasp, taciz ve cinayet gibi suçlar yok denecek kadar azdı. Çünkü insanlar içinde yaşadığı mekanları sahipleniyor ve kirletilmesine tahammül edemiyorlardı. Komşular birbirlerinin canına, malına ve ırzına sahip çıkıyor, kötülük yapmak isteyenler buna cesaret edemiyorlardı.
Ya şimdi!?: “Özel Hayat”, “1+1” ve “Stüdyo daire” çıktı, “Namus” aramızdan ayrıldı. “Tayt” ve “Dekolte” çıktı, “Haya” dördüncü kat göğe yükseldi, “Neme lazım” çıktı “Emr-i bi’l-mağruf” ayıp oldu. “Mahalle” yok oldu “cinayet” ve “taciz” hortladı!
Yorumlar
1