İHTİYARLARIMIZA “YAŞLI” DEDİĞİMİZ GÜNDEN BERİ

Dilimizi ve ahlakımızı bozmadan önce büyüklerimize “İhtiyar” derdik. İhtiyar kelimesinin lügat anlamı “seçilmiş” demektir. Savaşların ve salgın hastalıkların insanları erken yaşta bu dünyadan aldığı dönemlerde ihtiyar olmak, bazı özellikleri ile seçilmiş ve uzunca bir süre hayatta kalmayı

hak etmiş insan olmak anlamına geliyordu.

İhtiyarlık güzel adetlerin ve faydalı bilgilerin yeni nesillere taşınması görevini de tazammun ediyordu. Bu sebeple, geleneğimizde ihtiyarlara büyük bir saygı gösteriliyor onların hayır dualarını almak için insanlar özel çaba harcıyorlardı. Herkes onlara gerekli saygıyı gösteriyor, bir müşkül ile karşılaştıklarında onlardan akıl alıyordu. Ortaya çıkan ihtilaflar ihtiyarların hakemliğinde  çözülüyor, onların tecrübeleri sayesinde toplumda huzur, saygı ve sevgi hakim oluyordu. Onlar sayesinde boşanmalar bu günkü kadar çok olmuyor, onlar sayesinde kötü alışkanlıklar toplumda yaygınlaşamıyordu. Onların taşıdıkları ahlaki erdemler sayesinde kimse kapısını kitlemek zorunda kalmıyordu. Kapılar açık olduğu halde bu günkü kadar hırsızlık da olmuyordu.

İhtiyarlarımıza “yaşlı” demeye başladığımız günden bu yana onlar hakkındaki algılarımız büyük bir değişime uğradı. Öncelikle onları kendilerinden faydalanılacak tecrübeli insanlar olarak görmekten vaz geçtik.

Hatta onları geçmişin köhne zihniyetinin taşıyıcıları olarak gördük.

Asırları aşarak gelen saygı, yerini bir çeşit aymazlığa, daha sonra da antipatiye bıraktı. Artık onlar bizim için birer yüktü. Çocuklarımıza bakmak yetmiyormuş gibi, elden, ayaktan ve güçten düşmüş insanlara bakmak zorunda kalmak ne kötü bir şey diye düşünmeye başladık.

“Huzurevi” adında “yaşlı toplama kampları” yaptık ve onları bir araya getirerek ölüme terk ettik. Onlar ise kendi elleriyle büyüttükleri çocuklarını görmekten men edilmiş mahkumlar gibi hasretle yaşamaya başladılar.

Her gün bir arkadaşlarının ölümüne şahit olan bu insanların ruhi durumlarını varın siz düşünün.

Onlara yaşlı dediğimiz günden bu yana, ihtiyarlarımızı yeterince yaşamış, işlevini görmüş ve artık bu dünyadan çekip gitme zamanı gelmiş insanlar olarak gördük.

Aslında, onlara yaşlı derken, zımnen “gözü yaşlı” ve “altı yaşlı” demiş olduk.

Özel bir huzurevinde altını ıslatan yaşlıların aynı odaya toplanıp, diğerlerinden tecrit edildiğini gördüğümde, işi nerelere kadar götürdüğümüzü kendi gözlerim ile gördüm.

İhtiyarlarımıza yaşlı değimiz günden sonra, onlar evlat hasreti ile yanıp tutuşan kendilerine reva görülen terk edilmişliğe dayanamayan gözü yaşlı insanlar haline geldiler.

Evet, artık onlar bizim için gözü̈ ve altı yaşlı insanlardı ve bir an önce aramızdan çekip gitmeliydiler.

Bir yeni dönemde yaşı ilerlemiş insana ve onlara reva görülene, bir de geçmişte ihtiyar denen insanlara gösterilen saygı ve ihtirama bakın.

Şimdi siz gençler, yaşınız ilerlediğinde hangisi olmak istersiniz.? Eski zamanlardaki gibi itibar edilen ve saygı duyulan bir “ihtiyar” mı yoksa çocukları tarafından yaşlı toplama kampına terkedilmiş bir “yaşlı” mı?

Siz hangisini olmak isterseniz ebeveyninize öyle davranın.

Paylaş