metrika yandex

Muvahhide karşı “Tevhitçi”

Osman KAYAER

19.11.2022

Muvahhide karşı “Tevhitçi”

Bu yazının adını “Küçük tevhid ve büyük tevhid” veya “Sathi tevhid ve deruni tevhid” de koyabilirdim ama yakında cereyan eden bir diyalogdan ötürü yukarıdaki ismi tercih ettim.

Geçenlerde bir grup arkadaşın isteği üzerine yeniden Mesnevi okumaya başladık. Tıpkı benim gençliğimdeki gibi Mevlâna’yı hiç okumadığı ve bilmediği halde çevreden duyduklarıyla müşrik zanneden bir delikanlıyı da davet ettim. Okumalara katılmasını ve orada gördüğü aykırılıkları ve yanlışları tenkit etmesini istedim. Davetime sesli bir mesaj ile cevap verdi. Şöyle diyordu: “Ağabeyciğim, davetin için teşekkür ederim. Ama ben tevhitçi bir adamım. Bu yüzden içinde şirk bulaşığı olan kitap okumalarına katılmak istemem. Daha doğrudan ve tevhid bakımından şüphe taşımayan kitapları okumayı tercih ederim.”

Bu delikanlıyı elbette mazur görüyorum. Görüşünden ve tavrından dolayı kınamıyorum. Çünkü bu tavır tıpkı benim gençliğimdekine benziyor. İyi ve samimi bir Müslüman olduğundan şüphem yok. O bir muvahhittir, her ne kadar kendisine “tevhitçi” dese de. Lakin onun muvahhidliği, zahiri ve sathi bir tevhitçilikten ibaret. Gerek Kur’an-ı Kerim'i gerekse değer kitapları sadece sözlük anlamlarından hareket ederek okuyor ve kendi anladığı mananın mutlak doğru olduğuna inanıyor. Nereden biliyorsun diye soracak olursanız, cevabım “kendi gençliğimden” olacaktır.

Muhtemelen O, deruni olan ile sathi olan arasındaki farkı anlatmak üzere kullandığım karpuz metaforundan bihaberdir. İnsanlar, gençken genellikle karpuzu ilk defa gören kişilerin yuvarlak ve yeşil diye tanımlamasına benzer bir haldedirler. Karpuzun yuvarlak ve yeşil olduğu doğrudur. Lakin karpuzu ortadan ikiye kestiğinizde kırmızısının yeşilinden çok olduğu da görülecektir. Dahası karpuzu kesmeden kabuğundan ısıracak olursanız tadı da kötüymüş bu yenmez kanaatine varırsınız. Tıpkı benim mesneviyi fakülte birinci sınıfta okumaya kalktığımda bunda bir şey yok deyip bir kenara attığım gibi. Onun tadını fark etmem için kırklı yaşlara kadar beklemem gerekti.

Neyse, sözü uzatıp asıl meseleyi gözden kaçırmayalım. Bu arkadaşın ki sadece görünen ile yetinmekten ibaret bir tevhid’tir. Elbette Allah bunu da kabul edecektir. Ama daha deruni, Allah’ı gereği gibi takdir edecek ve farkında olacak bir muvahhidlik belki de Allah indinde daha makbuldür.

Bu bahsi anlamanız için ikinci bir misal daha vereyim size. Yıllar önce “Mevlâna’yı Keşfetmek” isimli yazıyı yazdığımda içinde bulunduğum çevrenin ileri gelenlerinden birkaçı yanıma geldi ve tıpkı bu delikanlının dediği gibi “Sen nasıl olur da içerisinde şirk ve müstehcen ifadeler bulunan Mesnevi’nin sahibini methedersin? diye bana çıkıştılar.” Ben de onların en hızlı olanına “abi sen hiç grip oldun mu?” diye sordum. “Osman konuyu saptırma” diye cevap vermişti. Ona demiştim ki: “Abi konuyu saptırmıyorum, bilakis derinleştirmek istiyorum.” “Oldum ne olacak!” deyince ikinci soruyu sordum. “Peki neden grip oldun abi?” “Neden olacak ya üşüttüğümden ya da mikrop kaptığımdan” diye cevap verdi. Benim beklediğim de işte buydu. Ona dedim ki “Abi şimdi benim kafam karıştı. Mevlâna diyor ki ‘İlk sebep (Allah) dururken ikinci ve üçüncü sebepleri fail zannetmek şirktir.’ Hanginiz müşrik karar veremedim, sen mi müşriksin yoksa Mevlâna mı?”

Ben biliyorum ki hem bu büyüklerim hem de Mevlâna muvahhidti. Lakin bunlar sem’a makamında (duyu organları idraki düzeyinde) Mevlâna fuad makamında (yürek idraki düzeyinde) muvahhidti.  

Şimdi bu delikanlı zannediyor ki “tevhitçi” dediğinde doğru bir söz söylemiş oluyor. Halbuki bizim kültürümüzde tevhitçi diye bir kelime yoktur, muvahhid vardır.  Daha tevhide inanan insanın muvahhid olduğunu bile bilmeyecek kadar az malumat sahibi, kendisine “tevhitçi” diyor, oduncu, fırıncı ve tamirci gibi.

Neyse, demek istediğim şey şudur: Zahir ya da lafız ile yetinip Allah'tan başka ilah olmadığını kabullenmek muvahhid olmaya yeter. Amenna. Amma bunu daha deruni düşünceler ile pekiştirip tıpkı Hz. İbrahim gibi “Batanları sevmem” diyerek Allah'tan başka bir varlığın olmadığını kavramak da muvahhidliğin dik âlâsıdır.  

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Enes Elibol | 22.11.2022 22:00
Yazmış olduğunuz yazıyı okurken aklıma Mesnevi'de olan sapık hikayeler geldi ve dedim ki evinde olsa çocuklarına bu hikayeleri okutur muydu acaba? Yoksa bir kenara saklayıp okumasına engel mi olurdu? Şirki terk ederek Allah'a yönelen 'tevhitçi' kardeşimi tebrik ediyorum. Sizlere de hainlerin savunucusu olmamayı tavsiye ediyorum. Haya ederek Mesnevi de geçen bir hikayeyi ekliyorum. İnanıyorum ki samimi olan herkes bu hikayeleri okurken dehşete kapılacak ve "din bunun neresinde" diye sorgulamadan edemeyecektir. CUHA’NIN KADIN KILIĞINA GİRMESİ HİKÂYESİ (Cilt 5 3325-3330. Beyitler s.272-273) 3325. Sözü kuvvetli cerbezesi yerinde bir vazeden vardı. Mimbere çıkmış vaız ediyordu. Kadın erkek herkes mimberin dibine toplanmıştı. Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü kadınlar arasına karıştı.Kimse onu tanımıyordu. Bir kadın vaız edene gizlice sordu:Kasıktaki kıllar namazın bozulmasına sebep olur mu? Vaiz dedi ki: Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya hamam otuyla ya ustra ile traş etmen lazım ki namazın tamam olsun kabul edilsin. 3330. Kadın: Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz dedi. Vaız eden dedi ki:Bir arpa boyu uzun olursa traş etmek farzdır. Cuha hemen kız kardeş dedi bak bakalım benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım mekruh olacak kadar uzamış mı? Yanındaki kadın Cuhanın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi. 3335. Derhal şiddetli bir nara attı.Hoca sözüm gönlüne tesir etti dedi. Cuha dedi ki: Hayır gönlüne tesir etmedi eline tesir etti.A akıllı adam gönlüne tesir etseydi vay haline!
"Tevhid"ci | 22.11.2022 15:24
Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatini söyler diye güzel bir deyimimiz var ah ne güzelde söylemiş büyüklerimiz kültürümüzde "tevhid"ci kavramı yok ifadesi bile durulan yeri gösteriyor ama unutmayalım ki ne kültür ne de dil din değildir. Sizin kültürünüze mevlevilik ne zaman girmiştir? (Veya kimler tarafından akuble edilmiştir) Sufilikte veya Sofilik kültürünüze ne zaman girmiştir? Takdir edersiniz ki bunların hepsi İslam'dan çok sonraları ifade bulan kavramlar ve inanışlardır. Ancak Tevhid öyle midir? Bir proje kapsamında değerlerimizin en temel taşı boşaltılınca o değere dikkat çekmek adına bazı söylemler geliştirebilirsiniz. Malumunuzdur Tevhid kavramı İslam'ın en temel kavramıdır. Alimlerimiz o anlaşılmadan hiç birşeyin doğru anlaşılamayacağını yapılan değerlendirmelerin eksik ve suni olacağını ifade etmişlerdir. Tekrar tanımında yarar görüyorum Allah ın karşısında bulunan tüm otoriteleri red etme ve yalnız Allah'ı mutlak otoriter ve Rab kabul etmenin adıdır. Ancak bu inanışı delen veya parçalayan mevcut otoritelere karşı boyun eğdiren bir tavrı kabul etmiş olabilirsiniz, biz moğola karşı duruş göstermesinide, hocalarımıza karşı onları RAB kabul etmeden edeb dahilinde davranmasını da iyi biliriz, Sizin inancınıza göre hocanızın yanına Allah c.c bayan kılığına girebilir hatta (af buyrun ifade ederken haya ediyorum) oynaşıp gidebilir. Bizim inancımıza göre böyle birşey şirktir. Şirkte en büyük günahtır. Allah'a karşı işlenmiş en büyük zulümdür.(Lokman Suresi 13) Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. (Ali İmran 85) Edeb dahilinde kalmam gerektiğinden daha fazla mesneviden hikaye paylaşımı yapmayacağım. Ancak yazımda şunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum. Farklı kanallara veya frekanslarda ki zatlara sahip çıkıldığı kadar başta bu dinin peygamberine sahip çıkmaya sizi davet ediyorum. Mesnevi okuyarak elde ettiğiniz Deruni İslam malumatınız ile sıradaki konunuz İslam'a göre Peygamber Efendimizin Hüküm Koyma yetkisini var mıdır? Özelinde bir konu ile bizi aydınlatırsanız bu dinin peygamberine verdiğiniz önemi görmüş ve faydalanmış oluruz. vesselam