Yakın Tarih Medeniyet Yolculuğumuz-4-

Gitmişti makama arz-ı hal için
‘’Bey’’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim…
‘’Şey’’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı…
Bir baktı konağa alttan yukarı
‘’Vay’’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasını, sigara sardı
Daldı..neden sonra garsonu gördü
‘’Çay’’ dedi, yutkundu eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
‘’Say’’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evime döktüler ataş
Sordum: ‘’Memleketin neresi gardaş?’’
‘’Köy’’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden,
‘’Oyyy’’ dedi, yutkundu, eğdi Başını. (Abdurrahim Karakoç)

Daha önceki yazılanların kısaca özeti;

Osmanlı devleti, kuruluşunu tamamladıktan sonra hedeflediği gayelerine ulaşma adına yoğun caba sarf etmeye başladı. Hedef olarak belirlediği şeylerin bazılarını gerçekleştirmeyi inancının gereği olarak yapılması zorunlu görevi olarak görmüş ve o uğurda yapılan cabaları da adeta bir ibadet sayarak gayret sarf etmiştir. İlk etaptaki hedef olarak; Beyliklere ayrılmış Anadolu Selçuklu Devletini yeniden tek çatı altında toplayıp, çok başlılığa bir son vermek, sonra da; bazı iyi niyetli tarihçilerin yorumlarına göre, Endülüste (İspanya) kurulu olan müslüman Emevi Devleti ile yakın temas kurmak, ve en azından toprak olarak sınırları yakınlaştırmak idi. 

Kuruluşu takip eden ilk yıllarda hedeflerine doğru adım adım ilerleyen Osmanlıda her şey yolunda gidiyordu. Ancak; Peş peşe alınan başarılar yönetim kadrosunda bir rehavet meydana getirdi. Avrupa’ya korku salan Osmanlı Ordusu, avrupalının gözünde ‘’Yenilmez Armada’’ olarak nam saldı. Hatta, Donanma Akdenizde kıyısı olan ülkelerden geçtiği zaman saygı gereği Osmanlı Donanmasını top atışları ile selamlarlardı. Bu eda ile kendinden emin Avrupa’ya yönelerek sefere çıkan Ordu, I.Viyana kuşatmasında ilk bozgunluğu yaşadı. 

Yolun uzun olmasını, kendilerine olan aşırı güven nedeniyle götürülmeyen ağır silahlar gerekçe gösterilerek başarısız olan I.kuşatmaya kılıf yapıldı. Ama büyük hazırlıklarla başlatılan II.Kuşatmada da Ordu başarısız olunca, Ordu içinde yetki ve salahiyet tartışmaları, terfi etme hastalığı, paye kazanma hırsı gibi sudan nedenler Ümera (Yöneticiler) arasında haset ve çekememezliği üst seviyeye çıkardı. Mesela; Viyana’ya yardım için gönderilen takriben 120 bin kişilik Lehistan Ordusunu durdurma, en azından oyalama görevi verilen Kırım Hanı Murad Giray’ın, zamanında müdahale etmemesi/edememesi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın da gerekli istişareleri yeterince yapmadan harekatı başlatması, cepheden de sevindirici haberlerin gelmemesi üzerine Padişah IV. Mehmed daha ileri gitmeyerek Buda’da(*) Kararğâh kurdu.

Kuşatmadan ikinci defa başarısız olarak geri dönen Osmanlı Ordusu sonuç olarak; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın idamına(**), Kırım Hanı Murad Giray’ın görevden alınmasına, ikinci defa savaş tazminatı almadan geri dönülmesi üzerine hazinede büyük maddi kayıpların yaşanmasına neden olurken, Avrupa’da da itibar kaybına uğrayarak, ‘’Hasta Adam’’ damgası yemesine sebep oldu.

Devamında yapılan ‘’Osmanlı-Kutsal İttifak’’ (Avusturya, Venedik ve Lehistan) savaşları sonucunda da başarısız olan Ordu, zorunlu olarak yapılan Pasarofça Antlaşmasıyla ilk defa Avrupa’da geri adım atmış, bazı toprak kayıpları yaşanmış ve Avrupalıya karşı ilk defa savunma konumuna geçmiştir.

Ülke dışında cereyan eden bu olumsuzluklar, içeride de yönetimdeki gizli yapılan iktidar kavgalarına aleniyet kazandırdı. Kendini Aydın, Münevver ve Entelektüel gören Osmanlı seçkinleri; değerlerinden uzaklaşan, maddi çıkar ve menfaatları ön plana alan, savaşı sadece ganimet aracı olarak gören bir anlayış zaten vardı, insanları yeniden özüne döndürmeyi, bozulmaya yüz tutmuş medeniyeti de yeniden ‘’İhya’’ ve ‘’İnşa’’ etmeyi göze alamayan basireti kapanmış, feraset gösteremeyen bir kısım Ülema’mız da çözüm olarak; O yıllarda avrupalıların ‘’Aydınlanma Dönemi’’ ile seslendirdikleri; ‘’doğru ve yanlışı biz de aklımızla bulabiliriz.’’ teorisi ile, ‘’Tanrıya ihtiyaç kalmadığı’’nı ilan etmeleri bizim Entelektüel insanlarımızı da etkiledi.

Bu arada Avrupa’nın kalkınmışlığını da yakınen tanıma imkanı bulan Münevver Aydınlarımız da, geri kalmışlığımızım en büyük suçlusu olarak gördükleri ve mensubu oldukları, açıktan söylemeselerde asıl suçlu olarak gördükleri kendi medeniyetleri olduğuna kendileri de inanmışlardır. Cephedeki başarısızlıklar komutanlar arasında fikri ihtilaflara neden olup derinleşerek devam etmiş, dış bağlantısı olan bazı komutanların fevri takılmaları sonucu da ismi ile anılan bazı bölgeler oluşmaya başlamıştır. Enverland gibi.(Enverin Ülkesi)
 
İlim adamları arasında da çözüme dair ileri sürülen düşünce ve fikri bazdaki yaşanan kaosta derinleşerek yönetimde de adeta devlet krizi doğurmuştur. Ve maalesef Osmanlıyı bekleyen mukadder son hazin bir şekilde gerçekleşerek sonlanırken, koca Çınar da son dört yüz yılın hesabını vermek zorunda kalmıştır. Dış kaynaklı ve dış destekli içteki muhalefete fırsatlar tanınırken, değişime ve dönüşüme tabi tutulan halka da bedeli devlet eliyle ödettirilmiştir. Yukarıdaki dizelerde anlaşılacağı gibi, o günlerde halka nasıl tepeden bakıldığını, hatta halkın karar almada nasıl yok sayıldığını göstermesi açısından manidardır. Bizim kuşağın bile şahit olduğu bu manzaralar maalesef halka yaşattırılmıştır.

Çöküşü hızlandıran ve yıkılmanın gerekçesi olarak gösterilen Kültür ve Medeniyetimizin temel taşlarını oluşturan geleneklerimiz, dış baskılarla ve halka rağmen nasıl bir değişim ve dönüşüme tabi tutulduğunu ve bu yolda nasıl bir seyir izlendiğini özet olarak aşağıya sıralamaya çalışmaya devam edelim; Mesala; 

-1927 yılında başında M.Kemal’in olduğu ve ‘’Meclis adına karar alma yetkisi olan Seçim Bürosu’’ tarafından ismen seçilerek yapılan seçimlerde Vekil olanların katılımıyla ve muhalefetin de saf dışı edildiği, hatta aykırı sesin kalmadığı yeni Meclis tekrar açılarak kaldığı yerden çalışmalarına devam eder.

Vekiller arasında şu iki görüş tartışma konusu edilir. 

1- Ziya Gökalp’ın sentez olarak savunduğu görüş; 

a) Batı ile dayanışma ideolojisi. (Bilim’de, Fen’de, Teknoloji’de taklit etme) 
b) Türklük bilinci oluşturma. (Din ve Kültür milliyetçiliği, değerler sistemi.) 
c) Din olarak İslamiyet. (Ahlaki sistem olarak tasavvufi İslam öncelikli) 

2- Kemalist sentez görüş:
 
a) Batıyla dayanışma ideolojisi. (Bilim, Fen ve teknolojik değerler sistemini taklit) 
b) Türklük bilinci. (Dil ve Kültür Milliyetçiliği) 
c) Din olarakta, İslam yok… şeklindeki tezler savunulmuştur. Halka yansıtılan da ‘’Biz bize benzeriz’’ yani; ‘’bu görüşler yerli görüşlerimizdir’’ algısı oluşturulmaya çalışılmıştır.

-Mecliste yapılan müzakerelerde, islam dini hakkında yapılan yorumlarda da büyük tartışmalar yaşanmış, bir kısım Vekiller; ‘’Terakkiye mani olan dinimiz ise gerekirse dinimizi de değiştirelim’’ diyebilmişlerdir. Çünkü; ‘’Hıristiyanlığın dünya ile ilgili çok az ayetleri vardır. Devletle ilgili ayetleri ise yok gibidir. Dolayısıyla batının medeniyeti alınırken dinini de alalım’’, diyenler bile olmuştur.

Bu görüşleri savunanlar şunu amaçlamışlardır;
 
1- Avrupalıyla bireysel olarak ortak özellikler taşımak. (Benzeşme felsefesi)
2- Geleneksel olan her şeyi terk etmek. (Geçmişi inkar, (Reddi Miras yapma)
3- Bu nedenle de yeni bir insan tipi, yani kendine özgü bir tip oluşturmak. (Müslümanlardan ayrışma)

-Bu nedenle 28 Kasım 1925’te şapka devrimi yapılarak, müslümana benzemeyen, batılılara daha yakın duran kendine has yeni bir insan tipi oluşturmaktı. Ogüne kadar hiç uğramadıkları Kastamonu’dan kılık-kıyafet devriminin başlatılması, Kastamonu’nun nüfus olarak küçük bir İl oluşu ve aynı zamanda hem muhafazakar ve hem de mutaassıp bir şehir olmasıdır. Ayrıca gösterilecek olası bir tepkiyi test ederken de halkı kontrol etmenin daha kolay olabileceği zannıdır.

-1927 yılında M.Kemal’in emriyle Cumhuriyet gazetesi tarafından güzellik yarışmaları düzenlenir. Bunu duyan Avrupalı organizatörler 1932 yılında Türkiye güzeli Keriman Halis’i yarışmaya davet ederler. Yarışma sonucunda Şeyhülislamın torunu olarak takdim edip, tamamen siyasi nedenlerle dünya güzeli seçerler.
 
-Korkulacak bir tepki ile karşılaşılmayınca ardından 30 Kasım 1925’te Tekke ve Zaviyeler kapatıldı.

-28 Mayıs 1928’de Beynelmilel rakamlar kabul edildi. O tarihe kadar Arap rakamları kullanılıyordu.

-3 Kasım 1928’de Harf inkilabı yapıldı. Bu yasayla Arap esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son buldu.

-1930 yılında Yalova’da tatilde iken M.Kemal, Fethi Okyar Paşayı(*) Yalova’ya davet eder. Dış baskıları azaltmak, rejimin görüntüsünü dışarıya karşı demokrat bir görünüm verme adına bir muhalefet partisi kurmaya karar verilir. 12 Ağustos 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası ismiyle bir parti kurulur. İzmir ve Aydın’da yapılan mitinglerde halkın yoğun katılımı ve ‘’Kurtarın bizi’’ haykırışları ile bağıran halk, mevcut yapılanlardan memnuniyetsizliği ancak böyle ifade edebilmiştir. Bu manzaraya şahit olanlar korkuya kapılarak 17 Kasım 1930 da yani kuruluşundan dört ay sonra İçişleri Bakanlığının emriyle kapatıldı.

O tarihlerde savaşın mağlupları hızla sanayi ve teknoloji alanlarına yönelirken, biz ise halkı terbiye etmek için uğraşmak zorunda kaldığımız şeyleri hatırlamak üzere kaleme alınmıştır. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılan ve Cemal Reşit Rey tarafından bestelenen 10.yıl marşıyla, on yılda alınan mesafe dünyaya servis edilirken, özelde de galip devletlere mesaj verilmiştir.

Devam edecek……. 
 
Mustafa YILDIZ/ANKARA

(*) Buda: Macaristan’ın Tuna Nehri kıyısındaki Şehri. Daha sonraları Tuna’nın diğer yakasındaki Peşte Şehri ile birleşerek Buda-Peşte adıyla Macaristanın Başşehri oldu.  
(**) Yaptığı büyük hizmetler göz önüne alınarak af edilen Merzifonlu, af fermanı cepheye geri gidinceye kadar idam gerçekleşmiş oldu.
(*) Fethi Okyar Paşa o sıralar Paris Büyük elçisidir.
Celaleddin Vatandaş, ‘’Cumhuriyetin Tarihi’’
Taha Akyol. ‘’Ama hangi Atatürk’’
Atilla İlhan, ‘’Hangi Atatürk’’
Vikipedi, ‘’Atatürk Devrimleri’’ 2 Kasım 2021 Vikipedi sayfasından yararlanılmıştır.

Paylaş