Sadece Konuşmak ve Yazmakla Olmuyor

Müslüman kültür dünyasında “Alemin numunesi.” diye kabul edilen insanı, batılı bilim adamlarının da yaptıkları araştırmalar sonucunda, gerçekten insanın tüm varlık aleminin emarelerindan izleri bünyesinde barındırdığını, kainatın adeta küçülerek insanda numunelerini sergilediğini gördüklerini, (İstisnalar elbette vardır.) bu hakikatı hemen hemen ilim adamlarının ekseriyetinin kabül etme mecburiyetinde kaldığını söyleyebiliriz.

İnsanın müstakil olarak her bir organı incelendiğinde kendi başına bir alem olduğu görülür.

Bu itibarla islam insanı yaratılmışların en şereflisi olarak görür.  

Her hususta olduğu gibi, sosyal yönüyle de ayrıcalıklı olan bu numune varlık, “Yeryüzünün halifesi” olması hasebiyle de her hadisenin oluşumunda da yine “Özne” olarak kendisi vardır.

Bir yönüyle yeryüzünü idare ve kullanım hakkı vekaleten kendisine verilen insan, yaptıkları ve yapamadıklarından ötürü yaşanan/yaşanmış tarihi olayların da müsebbibi yine kendisi olmuştur.

Diğer varlıklara kıyasla üstün özelliklere sahip insan, kendisine bahş edilen bu ayrıcalıklı konumundan dolayı, bu hasletlerini hem kendi ve hem de insanlık yararına olan faaliyetlerde kullanması karşılığında verildiğini bilmesi, yegane “Denenen/Sınanan bir varlık” olduğu bilincine varması ve bu meziyetleri dolayısıyla yeryüzünü “İhya” etmesi görevi olduğunun farkına varması beklenirken, maalesef bu kabiliyetlerini yeryüzünü “İmha” etmede adeta silah olarak kullanmıştır.

Sahip olunan her ni’metin bir emek karşılığı olduğu gerçeği göz önüne alındığında, kendisine verilen hasletlerden ötürü diğer varlıklara karşı ayrıcalıklı konuma gelmesi, elbette onun başı boş bırakılmayıp bir sınavdan geçirilmesi ve bir elemeye tabi tutulmasını gerektirmiştir.

Genetik kodlarında mevcut bu hasletlerde, insanı iyiye ve doğruya yönlendiren meziyetler olduğu gibi, kötü, yanlış ve zararlı bilinen meziyeleride büyesinde barındırmaktadır.

Tercihlerde bulunma ve kullanım hakkı da insanın kendisine bırakılmıştır.

Doğruyu bulma yeteneği, iyi olanı seçme kabiliyeti karşılığında, yanlış ve kötü olanı da bilebilme yeteneğine de sahip olduğundan, insandan bunları dengelenmesi istenmiştir.

Yani bu verilen meziyetlerden dolayı sınava tabi tutulacağı da kendisine beyan edilmiştir.

Bu sınav da soru-cevap şeklinde değil de, ihlallerin yapılıp/yapılmadığını, fiilen işlenen eylemlere bakılarak karar verme şeklinde hazırlanmıştır.Kendisinde var olan nefsine düşkün olma, bencillik, haset etme, cimrilik vs.gibi…hasletler yine kendinde mevcut paylaşma duygusu, merhamet, ahiret inancı ile toplumsal vicdanı vasıtasıyla karşı koyabilme gücüne de sahip olduğundan, pekala kötü vesvese veren duyguların bastırılması da mümkün hale getirilmiştir.

Zorluk olmadığı gibi, zorlama da yoktur.

Şayet bu karşıtlıklar olmasaydı zaten sınav da olmazdı.

Bu gereklilik yapılan ve yapılacak olan fedekarlıkların değer kazanması içindir.Mesela, kendini beğenme olmasaydı mütevazi olma nasıl tespit edilecekti.

Doyumsuzluk olmasaydı, haramlardan sakınmanın, hakk’a tecavuz etmemenin ne ehemmiyeti olurdu.? Zulm etme hasleti olmasaydı, adeletli davranışın ne önemi olurdu.? vs.gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Bilindiği üzere başarı belgeleri ve mükafatlar her mahfilde daima başarılı ve emeğini ortaya koymuş kişilere verilir.İnsanın da nihayi hedefi olarak “Cennet”e kavuşma gibi bir mükafata nail olması/olabilmesi için de iç dünyasında var olan kötülük emreden dürtülerine karşı verdiği savaş ve sarf ettiği eforla test edilerek belli olacaktır.İşte bu sınanmalar, bu mükafatlara hak kazananları ortaya çıkarmak içindir.

Sınavlar nasılki sorular önünüze gelince başlıyorsa, insanlık sınavı da olaylar anında kişinin takınacağı tavırlar, gösterdiği tepki ve yapılan/yapılacak olumlu katkılarla belli olur.

Mesela, komşuluk haklarını iyi bilmek gereklidir, ama yeterli değildir.Komşuluk ilişkilerinde sergilediğiniz insani tavırlar ile komşularınızın sizden memnuniyeti çok daha önemlidir.

Zekatın rukünlerini iyi bilmek elbette gereklidir ama, varsa şayet zekat verilirken gösterilecek hassasiyetler samimiyetinizi test etmede daha önemlidir.

Yani, eylemlerle söylemler örtüşünce ve bilinenler fiiliyata dönüşünce değer kazanırlar.

Daha açık ifadeyle, iyiliği tebliğ etme, kötülükten sakındırma her insanın hem dini hemde insani görevidir.

Ancak, temsilsiz tebliğin pek te yararlı olduğu söylenemez.

Bilakis çoğu mahfillerde zararının olduğuna da şahit olmaktayız.

Günümüzün belki de her dönemin en büyük sorunu da bu olmuştur.

Konuşuyoruz ama yapmıyoruz.

Karşıya çok güzel anlatıyoruz ama kendimize söz geçiremiyoruz. O zaman da beklenenler de olmuyor.

Paylaş