metrika yandex

Kolaylaştırılmış Din Anlayışı

Mustafa YILDIZ

10.01.2021

Miras yoluyla devredilerek gelmiş, görsele dayalı, örfün ve geleneğin baskın olduğu bir ortamda yetişerek dini tercihi yapmış kimlik müslümanı topluluklarda din, dindarlık denince ilk akla gelen, genel kabül görmüş/gören ve hafızalarda canlanan fotoğraf;kişinin namaz kılması, oruç tutması, hacca gitmesi, zekat vermesi vs.gibi günlük ifa edilen ibadetler akla gelmektedir.Kişinin iyi bir dindar olup olmadığının ölçüsü, mihenk taşı da kişinin namaz kılıp kılmadığı veya oruç tutup tutmaması ile ölçülür. Dayanakları da Kur’an ve peygamber yaşantısı hakkında kulak dolması bilgilerle öğrendikleri gizemli, abartılı ve olaganüstü peygamber kıssalarıdır.

Yine aynı anlayışın peygamberlerden anladıkları örneklik anlayışı ise;herkese namaz kılmayı ve oruç tutmayı, zenginlere de ilave olarak zekat verme ve Hacca gitmeyi tebliğ eden kişi şeklindedir.Kişiliği hakkında kanaatleri ise; normal bir insanın yapmadığı/yapamayacağı insanüstü doğagüçlere haiz, keramet sahibi, yaşantısı mucizelerle geçmiş ve sadece O’na has bazı özel meziyetleri olan erişilmez, ulaşılmaz yegane bir varlık olarak bilinir.

Hakim olan görüş ve dindarlık algısı aşağı yukarı böyledir.

Bunun sebebi de uzaklarda aranmamalıdır. Zira, idareciler şuursuz, bilinçsiz insanları sevk ve idare etmenin daha kolay olduğunu bildiklerinden, genelde yaptıkları/yapacakları muhtemel yanlışların halk tarafından fark edilmemesi için, bazı din alimleri de iktidarlara yakın olma, itibarlarını koruma ve olası kaybedecekleri haksız maddi kazanımlar endişesiyle mevcut idarenin de onayıyla birikte hareket ederek dinin kapsamını/muhtevasını oldukça daraltarak dinin etkinliğini kimi zaman kendi emelleri uğrunda kullanarak, kimi zamanda gerçeği söylemeyerek toplumun kontrolünü kendi ellerinde tutma adına bilerek ve isteyerek bilgi seviyelerini istedikleri noktada tutmayı zorunlu görev gibi addetmişlerdir.

Müslüman toplulukların yaşadığı çoğrafyalarda kadın erkek herkese ilmin şart olduğu emredildiği bilindiğ halde halkın okur-yazar oranının düşük olması elbette düşündürü olmalıdır. Özellikle toplumun bilinçli, şuurlu ve dindar bireyler olmasının belki de temelini oluşturan/oluşturacak ve mutlaka bilinmesi gereken peygamber ve misyonu, gönderilme nedenleri, insanlığa getirdikleri evrensel mesajlar, insanı “Kamil Mü’min, erdemli insan” yapan değerler, salih ve saliha bireyler yetiştirmeyi hedefleyen ulvi ve evrensel değerler yeterince konu edilmezken, ancak itaat şuuru verme ısrarla konu edilip işlenmiştir.

Müslümanlar; Peygamberlerin insanlık yararına sundukları çözüm yollarına dair söylemleri, gösterdikleri fiili icraatlar her döneme ışık tutacak mahiyette olduklarından bunlardan istifade etme gerekirken, maalesef peygamberlerin insan olma yönleri öne çıkarılarak nasıl yattı?, nasıl kalktı? Neyi yedi? Neyi sevmiyor? Nasıl güldü? İhtiyaçlarını nasıl giderirdi? vs. gibi tabii insani tutum ve davranışları hep gündem edilmiştir. Alim konumunda olanlarda gönderiliş amaçlarını bidikleri halde, dillendirme zor bir göreve talip olmayı, fedekarlık yapmayı gerektirdiğini bildiklerinden, üstü örtülerek şekil üzerinden giyim-kuşam, sakal-bıyık gibi ritüeller öne çıkartılarak asıl yapılması gerekenler hep ötelenmiş adeta tali meselelere indirgenmiş, hatta bazı çevrelerce din;adeta başkasından alınma, ithal edilmiş yabancı bir kültür gibi algılanmıştır.   

Halbuki, Hz.Musa Firavuna namaz kılması, oruç tutması için tebliğe gitmedi. Aksine, Firavun’un İsrailoğullarına acımasızca uyguladığı soykırımı ve halka yaptığı zulme dayalı politikaları terketmesini ve bu tutumundan vazgeçmesini bildirmek üzere örnek bir çırpınışı sergilemiştir.

Hz.İbrahim Nemruttan halka karşı adalete dayalı bir yönetim şekli sergilemesini ve adil bir sistem düzenlemesi yapmasını ısrarla istemiş, Hz.Lut, kavmine musallat olan cinsel saplantı ve işledikleri çirkin işlerden elçekip dönmelerini ve bu işlerden vazgeçmeleri uğrunda gayret göstermiş, Hz.Şuayb Eyke ve Medyen kavmi tacirlerine ticari konularda uyguladıkları haksızlıkları, ölçü ve tartılarda yapılan yanlı tutum ve davranışları terk etmelerini isterken, Hz.Muhammed’de(a.s); Mekke’nin elebaşılarından, kabile reislerinden kullara kul olmaktan, vatandaşlar arasındaki gözetilen statü farkından, zayıflara reva görülen zulüm çarkından, yaygınlaşmış şirk sarmalından kurtulmaları gerektiğini tebliğ etmiş ve mücadelesini bu minval üzere ömrünün sonuna kadar devam ettirmiştir.

Yıllarca bu ilkeler uğruna sürdürülen bir ömrü, dinin kemale ermesi için gönderilen/gönderilmiş binlerce vahyin muhtevasını sadece birkaç bireysel ibadetle sınırlamak kanaatimizce aşırı kolaycılık olur. Yeryüzünde karışıklık, kargaşa, huzursuzluk, zulüm, adaletsizlik, arabozuculuk kısaca fitnenin ortadan kalkması[Enfâl:39], iyinin, güzelin, doğrunun, adaletin, hakikatın, faydalının hakim olması için çaba sarf etmek, peygamberlerin olduğu kadar müslümanların da asli görevleri arasında olmasına rağmen, gönüllülük esasına bağlı bireysel tercih edilen ibadetleri dinin bütünü olarak görülmesi ve öyle anlaşılması sonderece eksik bir tanımlama olacağından, sakat bir anlayış olduğu bilinmelidir.

Bir karikatüre gösterilen haklı tepki ve hassasiyet, başörtüsü için ortaya konan takdire şayan infial sonucunda elde edilen kazanımlar yeterli görülerek müslümamların görevlerini bihakkın yaptıkları anlamına gelmez, gelmemelidir. Ayrıca, her hakkın sokakta aranacağı şeklinde de anlaşılmamalıdır .Çoğu zaman gücün/kuvvetin bir emirle birçok sorunu çözdüğü/çözeceği de unutulmamalıdır. ”Onlara gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları(Savaş araçları) hazırlayın. Onlarla Alah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”[Enfâl:60] demek ki, görev yapma sadece dua ve yapılacak bireysel ibadetlerle yerine getirilmiş olmuyor. Zira kuvvet bazan barışın da aracı olabiliyor.

Barış, sadece gösterilecek hoşgörü ile sağlanmayabiliyor.

Müslümanların yeryüzünü adaletle donatma gibi görevleri olduğu da unutulmamalıdır.

Hatta, her olumsuz davranış, her yapılan haksızlık da kendinin de payı olduğunu, kendi de sorumlu olduğunu bilmelidir.

Çünkü, bu hakikatlardan haberdar olma bahtiyarlığı ve şerefi müslümanlara nasip olmuştur. Öyleyse kötülüğü men etme, önleme araçlarına sahip olma hedefi de dinin müslümana yüklediği bir görev olduğu bilinmelidir.

Yoksa, başkasının koyduğu kurallarla ancak başkasının sana verdiği izin kadar olabilirsin.

Oysa bir çok müslümanın bu güzel müjdelerden haberleri bile yok.

Mustafa YILDIZ/ANKARA

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş