Kaybedilmiş Öz Güven

Müslüman bir düşünürün dediği gibi “Bana İslamı anlatma! İslamı göster.” Keza bir devlet büyüğü de bir dış gezisi sırasında yaşadığı bir anısını şu anekdotla anlatıyor; “Avrupalı bazı üst düzey idarecilerle yaptığımız özel bir sohbette İslamın insan hakları ile ilgili çözüm önerilerini anlatmaya çalışıyordum.Hazirun beni dinledikten sonra, içlerinden biri dedi ki;Çok güzel şeyler anlattınız ama daha yeni şahit olduğumuz şu hadiseyi nasıl yorumluyorsunuz? dedi.Müslüman bir komşumuz iki yıl önce boşandığı eski eşini biriyle görünce silahla vurarak öldürdü.Şahit olduğumuz da bu! acaba siz hangi dinin insan haklarından bahsettiniz?” diye soru sordu haklı olarak.

Maalesef, müslümanların çoğu zaman söylemleri ile eylemleri arasında istisnaide olsa tam tersi görüntüler sergilediklerini hepimiz kabül ediyoruz artık.Üsttelik sadece bir bölgede görülen istisnai durumlar da değil bunlar.Batı, zaten bu türden yaşanan olayları istisnai hadiseler olduklarını bilse bile, sanki müslümanların yaşadığı bütün beldelerde “Genel görüntü budur” diye dünyaya lanse eder hep.Batı dünyasının islam coğrafyasına bakışı herzaman böyle şartlı ve önyargılı olduğu biliniyor zaten.Bu durumu anlayabiliyoruz artık.

Ancak, Batıdaki bu bakış açısının oluşmasında müslümanların hiç mi suçu yok dersiniz? Mesela;Taliban askerlerinin uzun süre Afganistan’da yalnız başına gezen kadınlara verdiği cezalarda ortaya koyduğu ilkelliklerin, İran’da sanki bir marifetmiş gibi, zina eden bir kadına uygulanan ve dünyaya servis edilen recm edilme görüntüleri, keza yenilen Irak Milli Takımı futbolcularına ceza olarak uygulanan falaka görüntüleri, İslam ülkelerinde çok sıkça haber yapılan yolsuzluk ve rüşvet söylentileri, terör örgütleri tarafından din adına ihanetle suçladıklarına reva gördükleri işkenceleri ve katlettikleri kendileri de müslüman olan askerlerin yayınlanan video görüntüleri, kendilerini çeşitli islami isimlerle adlandıran değişik örgüt ve cemaatlerin işledikleri vahşi cinayetler, esir alınan askerlerin işkence ile öldürdürülme görüntülerini teşhir etme vs.gibi sahnelerin payı hiç yok mudur? dersiniz….

Ayrıca, Ortadoğu’daki halkı müslüman ülkelerin kendi aralarındaki bitmeyen sürtüşmeleri, Suudi Arabistan’ın Yemen’de ısrarla sürdürdüğü çirkin savaşın, İsrail’in Filistinde yıllardır devam ettirdiği vahşet, İran’ın Irak’ta ve Suriye’deki mezhepci iktidar kavgası adına verdiği askeri kayıplar, Türkiye’nin Irak ve Süriye’de yaptığı zorunlu manevralar, Libya’daki iç savaş, Mısır hükümetinin kendi halkına reva gördüğü acımasız ve kanlı muameleler, Tunus ve Cezayirde yaşananlar vs…. hasılı halkı müslüman olan ülkelerin hemen hemen hepsinde dökülen kanın ne acıdır ki neredeyse tamamı müslüman kanı değil mi?

Birtürlü savaşların bitmediği, bütün emperyalist ülkelerin silahlarını denediği, halkını da kobay olarak kullandıkları bölgeler ve topraklar da her nedense hep müslüman nüfusun yoğun yaşadığı coğrafyalar.Sanki birileri bu diyarların insanlarına reva görülen zulümlerin bitmesini istemiyor gibi, bu nedenle birileri sanki biri bitince diğerini başlatıyor adeta.Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, kendi idarecileri tarafından haksız muamalelere ve zulümlere düçar olan, inim inim inleyenler de müslümanların yoğun yaşadığı ülke halkları.Adeta birileri bu insanlara insanca yaşamayı reva görmüyor galiba.

Bitmedi, Afganistan’da yıllardır yaşananlar, Pakistan’ın sınır bölgelerinde cereyan eden hadiseler de, Çin’de sürdürülen ve durdurulamayan/durdurulmayan baskı ve zulümler, hasılı hemen hemen huzursuzlukların yaşandığı toprakların neredeyse tamamına yakını müslüman halkın çoğunlukta yaşadığı topraklar.Gerek Ortadoğu da ve gerekse müslüman halkın yoğun yaşadığı ülkelerde çekilen bu büyük fotoğrafa baktığımızda resmedilen görüntü de aşağı yukarı bu şekilde maalesef.

Halbuki, yaratılmışlar arasında “İnsanı Eşref-i Mahlukat” gören, “Barışı savunan, ihsanı herkese isteyen, canı, malı, ırz-ı, aklı ve inancı (Dini) kutsal sayıp her insanın doğuştan hakkı” olarak kabül eden bir dinin pratik hayattaki örnekliği bu resim mi olmalıydı? Oysa bu felsefeyi amaç edinmiş insanların yaşadığı beldelerin doğal olarak “Emin ve güvenilir beldeler” olması beklenirken, bu toprakları canı pahasına da olsa terk edilmesi gereken beldeler haline gelmesi ve üstelik bu durumun “Müslümanlar kardeştir” diyen islam dünyasının gözleri önünde cereyan ederek yaşanıyor olması ne acı, bu hal “Ben de Müslüman’ım” diyen kaç kişiyi memnun etti/ediyor acaba?

Bıkmadan usanmadan yıllarca kitaplar dolusu hep şikayetnameler yazıldı.Neden bu haldeyiz? diye.Sebepleri ise ciltlerce yazıldı çizildi.Sonuç; Ayrışma, düşmanlık, halen çözümü çoğrafyanın dışındakilerin merhametinde arayan bir zihniyetin oluşmasına, kavga ve kin tohumlarının etrafa da yayılmasına…vs.gibi olumsuzluklar şeklinde yansıdı her yanımıza.Üzülerek söylemeliyim ki, saadet Asrı olarak takdim edilen tarihten itibaren bu çoğrafyada  akıtılan kanın müsebbibi büyük oranda yine müslümanların kendi hataları yüzünden akıyor/akıtılıyor diyebiliriz.Görülen kadarıyla da halen de aynı minval üzere hatalar zinciri de devam ediyor.Bu gerçeklerle artık ne zaman yüzleşeceğiz? “Benim babam senin babanı döver.” sevdası daha ne kadar sürecek? “Yeter! bu kan davası bitsin artık” diyeceğimiz zamanımız gelmedi mi? henüz.

Bize; yalnız başımıza kalsakda ümitsiz olmayı önermeyen inancımız, çözümsüz bir sorunun olmadığını/olmayacağını ve mücadele ederken de yılmamamızı öğütler.Demek ki, mevcut durumun çözümü için bir çaba içinde olmanın gereğinin var olduğu vurgulanmaktadır.Çözümün sadece batılı ülkelerin savundukları gibi sadece “Kazan kazan” felsefesinde de görülmemelidir.Bu elbette tek başına doğru kabül edilemez.Büyük devlet olmanın gereği, vahdeti oluşturma adına yeri geldiğinde kardeş dedikleriniz için fedakarlık yapmayı da öncellemeyi ve doğacak sıkıntılara da katlanmanın gereğini yerine getirmeyi de önceden göze almayı görebilmeli ve gereğini de yapabilmelidir.

Aksi takdirde, büyük olduğunun farkına varmayan/varamayan, küçük ve basit düşünen mevcut idarecilerin yetki ve selahiyetlerini bir süre daha uzatmaları uğruna kendi kardeşlerini sürekli öteki olarak göstermeleri, iktidar olma ve iktidarda kalma adına aşkın değerlerini bile feda etmeleri/ edebilmeleri, iktidarlarını koruma adına çekinmeden yetişmiş insanını dahi heba etmeyi caiz görmeye devam ettikleri sürece, hep beraber; “Yaşadığımız topraklar kaderimizdir” sloganını söylemeye devam edeceğiz galiba….

Yaşadığımız topraklar kaderimiz olabilir belki amma, yaşadıklarımız kaderimiz değildir, olmamalıdır da.Müsebbipleri hep vardı, var olmaya da devam edeceğe benziyor gibi, en azından şimdilik.

Paylaş