metrika yandex

Kandil Gecelerine Dair

02.11.2020
Mustafa YILDIZ

Ülkemizde son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığınca kutlanan, daha önceleri “Kutlu Doğum Haftası” yeni ismi ile “Mevlid-i Nebi” haftası, peygamberi tanıma, örnek hayatı ve kişiliği hakkındaki bilgileri bir hafta boyunca yapılacak/yapılan etkinliklerle vatandaşa ulaştırma gayesiyle kutlanır.Yapılan bu etkinliklerde beklenti;Peygamber hakkında verilen/verilecek bilgilerle vatandaşa şuur ve bilinç kazandırma, örnek insan modelini geniş halk kitlelerine benimsetme ve maksadına uygun yapılacak hizmetler için de bu gün ve geceleri birer araç olarak kullanma gayesi güdülür.Teorik olarak hiç şüphesiz yapılan/yapılacak bu hizmetlerin son derece yararlı olduğu/olacağını herkes kabül eder.

Sadece bu tür hizmetler değil, insanlığın yararına ve toplumun da maslahatına olan, aklın uygun gördüğü, bilimin kabul ettiği her türlü fiil ve icraatın kuşkusuz İslam dininde yeri vardır.Hatta teşvik bile edilirler.Bu nedenle tamamiyle gönüllülük esasına dayalı bazı yararlı ve faydalı fiillerin işlendiği kimi geceler İslamın ilk dönemlerinde uygulamaları olmadığı halde, sonradan bir gelenek olarak İslam topluluklarında hayra teşvik babından kabül görmüşlerdir.Müslüman toplumunun yararlı gördüğü örf ve geleneklere gösterdiği bu hoşgörü ve genel kabül yaygınlaşıp resmiyet kazanınca, toplumun bazı kesimlerinde bu tür yararlı gelenekler yapılması/işlenmesi zaruri ibadetlermiş gibi algılar oluşturmaya başladı.Zamanla bu geceleri ihya etme kimi vatandaşlar arasında dini bir rükne dönüşmeye, ilave bazı katkılarda eklenerek kimilerince adeta müstakil bir ibadet gibi anlaşılma temayülü göstermeye başlamıştır.Bu halin yaşanmasında tehlike sinyalleri görülmüş ve yapılanlara itiraz etme burda devreye girmiştir.Örneğin;Yakın tarihlere kadar devletin üst kademelerinde konuşulmayan hatta gündem dahi yapılmayan bazı gün ve geceler son yıllarda resmi boyutta ele alınınca önemli hale geldiler.Bu defa halkın kandil gecelerine bakışında nasıl sapmalar gösterdiğini gösterebiliriz.

İlk defa 972-975 yıllarında Şii Fatımiler tarafından kutlanan peygamberin doğum günü, daha sonraları Şii Eyyubiler tarafından da kutlandığı rivayet edilir.Osmanlılarda ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında yalnız sarayda kutlanan Mevlit Kandili kutlamaları, III.Murat tarafından da ilk defa resmi olarak Ayasofya Camiinde kutlanmıştır.Kutlamalar da Süleyman Çelebi’nin 1409’da yazdığı Vesiletü-n Necat (Doğmak, Doğum günü, Kurtuluş vesilesi) isimli (Halk arasında mevlit olarak bilinen) mevlidi ilk zamanlar peygamberin doğum gününe has kutlamalarda okutulmuş, daha sonra da bütün kandil gecelerinde mevlit okunmuştur.

Halbuki;Hz.Muhammed’in(a.s) doğum tarihini hiç bir İslam tarihçisi mutlak gün budur! diye belirtmemiş/belirlememiştir.Sunni kaynaklarda 12 Rebi’ülevvel tarihi baz alınırken, Şii kaynaklarda 17 Rebi’ülevvel tarihi baz olarak alınmıştır.Hindistanlı Müslüman ilim adamı Prof.Muhammed Hamidullah’ın yaptığı araştırmalara göre de doğum tarihi 12 Rebiülevvel (17 Haziran) 569 olduğu iddia edilirken, Mısırlı astronomi bilgini Mahmut Paşa El-Feleki’nin yaptığı hesaplara göre ise tarih 9 Rebiülevvel(20 Nisan) 571’dir.Lawrence I.Conrad takvimlerle ilgili yaptığı araştırmalarda da tarih olarak gün belirtilmemiş sadece 571 yıl olarak tahmin edilmiştir.Görüleceği gibi doğum tarihi olarak bırakın günün tespit edilmesini, yıllarda bile bir ittifakın ve birlikteliğin olmadığı görülür.

Araplarda yazılı takvim kullanmadıkları devirde yakın tarihin en önemli hadisesi olan fil vakası baz alınırdı.“Fil vakasından önce, Fil vakasından sonra” diye.Yılları tahmini olarak buna göre belirlerlerdi.Peygamberimizin de Fil Vakasından 3 veya 5 ay önce doğduğu rivayet edilir.Bu tarihi de kimi Miladi 569 olarak alırken, kimi de 570 bazı tarihçilerde bu tarih 571’dir diyerek muhtelif tarihleri doğum yılı olarak kabul eedenler olmuştur.Yani, Araplarda bile doğum yılı ihtilaflıdır.

Ülkemizde ise 1989 yılında Türkiye Diyanet Vakfı yayın kurulu üyesi olan, aralarında Mümtaz’er Türköne, Ayvaz Gökdemir ve kurul başkanı Prof.Süleyman Hayri Bolay’ında olduğu 6 (Altı) kişilik kurulun hazırladığı “Kutlu Doğum Haftası” bir proje olarak Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyetine sunuldu ve heyet  tarafından proje kabül gördü.Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da desteğiyle içinde Mevlid Kandili’nin de olduğu hafta “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan edilerek kutlanmaya başlandı.Bu etkinliklerde Nur Cemaati büyük rol oynadı.İlk yıl Ankara’da ve İlahiyat Fakültesi olan İllerde kutlandı.Sonraki yllarda da yaygınlaştırıldı.

“Kutlu Doğum Haftası” ilk yıllarda Hicri takvime göre kutlanırken, kışa denk gelmeye başlayınca bu sefer de 20-26 Nisan tarihleri ile sabit hale getirildi.Peygamberin doğum tarihinin sabitlenmesi hususuna o yıllarda başta Prof.Süleyman Ateş olmak üzere bir çok ilahiyatçı tarafından karşı çıkılmasına rağmen, uygulamaya devam edildi.Bir müddet sonra da Fethullah Gülen’nin doğum tarihinin (27 Nisan 1941) son günüyle çakışması sakıncalı bulunarak, 2008 yılından itibaren “Kutlu Doğum Haftası” 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanmaya başlandı.2017 tarihinde de Prof.Ali Erbaş’ın Diyanet İşleri Başkanlğı yaptığı dönemde “Kutlu Doğum Haftası” yönetmeliğinde değişiklik yapılarak, artık haftanın Miladi takvime göre değil, Hicri takvime göre yapılması ön görülerek “Mevlid-i Nebi Haftası” adıyla kutlanması kabül edildi.

Doğum tarihi ile kutlamaların yapıldığı tarih üzerinde değişimlerin yapılması kutlamalara gölğe düşürerek kandil gecelerini tartışılır hale getirmiştir.Bu nedenle kimi İslam bilim insanı haklı olarak peygamberin doğum tarihinde ittifak edilmeden ana Rahmine hulül ettiği gece olarak kutlanan Regaib Gecesi’ni konu etmeye gerek bile görmemişlerdir.Zira Regaib gecesi hakkında yapılan rivayetlerin tamamı bütün hadisciler tarafından ittifakla kabül görmemiş, ”Berat Gecesi” ile ilgili rivayet edilen hadisler hakkında da başta Tirmizi ve hocası İmam Buhari olmak üzere rivayet zincirini güvenilir kabül etmeyerek, bunların “Zayıf Hadis”ler olduğunu söylemelerinden cesaret alarak kandil gecelerinin sıhhat dereceleri tartışılır hale geldi.

Bu gecelerin müslüman topluluklarına sonradan girmiş bir gelenek olarak kabül edilmeleri ve geniş halk kitleleri tarafından her yıl kutlanması bazı İslam Alimleri tarafından “Bid’at’-i Hasene” (Yapılması iyi olan şeyler) olarak değerlendirilirken kimi de, “Bid’at’i Seyyie” (yapılması kötü olan şeyler) olarak görülmüştür.Hassas davranan kimi İslam Alimleri de sonradan dine giren ve “Bid’at” olarak tanımlanan herşeyin tasnif edilerek iyi olanların hoş görülmesini Allah’ın bilgi eksikliğine delalet edeceği şeklinde yorumlanarak, her türlü “Bid’at”e şiddetle karşı olduklarını vurgulamışlardır.

Netice olarak;11 Ocak olan Mekke’nin fethini 1 Ocak olarak kabül edip Noel Kutlamalarına alternatif aramak, Kutlu Doğum Haftaları yaparak, yeni ritüeller bularak geri kalmışlığımıza ve komplekslerimize çözüm bulmuş olmuyoruz.Peygamber döneminde gücün, kalkınmışlığın ve sanayinin merkezi kabül edilen Bizans ve Roma’nın (İstanbul) hedef gösterilmesi boşuna değildi.Şayet bugün peygamber sağ olsaydı, eminiz ki teknoloji ve Sanayi merkezlerini hedef gösterir, “Düşmanın silahıyla silahlanın” tavsiyemi böyle anlayın derdi.Oysa bizim uğraştığımız konulara bakın.İbadetlerimize bile siyasi zırh giydirerek çıkarlarımıza uygun hale getirmeye çalışıyoruz.Böyle davranmakla hangi sorunumuz çözüme kavuşuyor acaba? Bilakis bu davranışımız Bizans Papazlarının yaptığı tatışmayı hatırlatıyor insana.O günün şartlarında teknolojinin zirvesi yaşanırken, melekler dişi mi, erkek mi? tartışmalarını yapanları bugün biz taklit ediyor gibiyiz.Bu hal üzere kalırsak şayet yerimizde saymaya devam ederiz.

İşin ibadet tarafına gelince, maksadımız;Hayırlı hizmet yapanları, güzel ameller işleyenleri soğutma değildir.Hakkında kesin bir hüküm olmayan bir şey hakkında mutlak iyi veya mutlak kötü olduğunu söylemenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz.Her müslümanın şüpheli şeylerde kalbine danışması ile alacağı karar daha doğru olandır.Ancak, Kur’an’da belirtilen bir emir olmadığı halde sonradan dine girmiş her türlü ibadet/ritüel ve benzeri şeylerin insanlık yararına ve toplumun menfaatlerine uygun oldukları sürece yapılmalarında bir sakıncanın olmadığını, ancak yapılanları dinin bir rüknü sayarak inanç boyutuna taşınmasında son derece sakıncaların olduğu/olacağı da bilinmelidir.

Kaynakça:30 Ekim 2020 Saat: 23:00’deki Wikipedia sayfasından ve TDV İslam Ansiklopedisi ilgili maddelerinden yararlanılmıştır.

Mustafa YILDIZ/ANKARA

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş