İnsanı Yeterince Tanıyor muyuz?

“Her insanın gönlünde bir Aslan yatar” diyen büyükler, bir yönüyle de insana dair bir gerçeğe de dikkat çekmek isterler.İnsan, iç dünyasında ne tür duyguyla, nasıl bir istek ve arzuyu yaşadığını kendi dışında kimse bilmez/bilemez demek isterler.Keza her insan dıştan fark edilmeyen/edilemeyen bu aslanı kimseye göstermediği gibi, ondan bahsetme gereği de duymaz.Doğrusunu söylemek gerekirse, insan ilişkileri başlangıç dönemlerinde hiç kimsenin aklına böyle bir değerlendirme yapma gelmediği gibi, pek merak da edilmez zaten.Ancak, ilişkiler derinleşip samimiyetin dozu arttıkça gizli tutuldukları halde zaman zaman da gemlenemeyen bu aslanlar çirkin yüzlerini göstermeye ve gerçek kimliklerini ortaya dökmeye başlarlar.Artık ilşkilerde kırılmalar yaşanırken, süreç hayal kırıklıklarının yaşandığı dönemlere girmeye başlar, “Nasıl da fark etmemişim” diyerek iç çekmeler baş gösterir, pişmanlık ve nedamet süreci de işlemeye başlar.

Deneme yanılma yoluyla defaeten bu deneyimleri yaşayarak tecrübe edinen büyükler, kendilerinden sonra gelenlerin keşkelerini aza indirmek, düştükleri hatalara onların düşmemesi için şu tavsiyelerde bulunurlar, Birini tanımak veya hakkında kanaat sahibi olmak istiyorsan eğer, “Komşuluk yapmadan, yolculuk etmeden, sinirli anını görmeden, muhtaç olduğun bir zamanda ihtiyacını ilettiğinde takındığı tavrı görmeden, bir makama geldiğinde davranışlarındaki değişimi izleyip takip etmeden, takınılan tavırlara şahit olmadan, kimse için erken davranıp kanaat belirtmemeli” derler.Zira, kişi bu sosyolojik testlerin herhangi birisiyle karşılaştığında gerçek yüzünü, gizlediği karakterini, sakladığı şahsiyet yapısını daha fazla saklayamaz illaki dışa vurma gereği duyar.Ve asıl kimliği de ortaya çıkmış olur ki, işte insanların sahip oldukları gerçek kimlikleri de o zaman ortaya çıkar.

Malum olduğu üzere insanlar zorunlu olmadıkça sahip oldukları gerçek kimliklerini hep saklarlar.Kendilerini sahip olmadıkları vasıflarla tanıtma gereği duyarlar.Mesela, insan kendini tanıtmaya başlarken genellikle ya mesleğini, ya çalıştığı iş yerini veya ailesi tanınmış biriyse ailesini yahutta işgal ettiği mevki ve makamı, ya da sahip olduğu maddi kazanımlar ile takdim eder.Şayet bunları yeterli görmezse, yaşadığı şehri, oturduğu semti bile devreye sokma gereği duyar.

Hem toplumda ve hem de bireysel bazda yönelişin de ihtişamlı yaşama ve dış görünüşe kayması, üsttelikte rağbet görmesi adeta gelenekleşmesi, sahte ve maskeli yüzler, yalanlarla bezenmiş hayatlar zuhur etmeye başladı.Daha önceleri ilk etapta kişilik ve şahsiyet yapısını merak eden veya sorgulama gereği duyan kimseler de toplum baskısıyla sindirilerek onlarda artık kimsenin şahsiyetini, dünya görüşünü irdelemeyi gündemlerine bile almamaya başladılar.(İstisnalar hariç tabi) Size verilen ünvan, maliki olduğunuz ev, araba ve geliriniz karşı için yeterli seviyede ise mesele bitmiştir.

Oysa, ister kadın olsun, isterse erkek olsun, sosyal hayatlarında tercih ettikleri ve birlikte yol arkadaşlığı yaptıkları arkadaşlarını incelerseniz genellikle aynı dünya görüşünü paylaştıkları, kişilikleri benzeşen, birbirleriyle gayet uyum içinde oldukları kişilerle arkadaşlık/dostluk kurduklarını görürsünüz.Aralarındaki fiziki ve maddi yönden fark varsa dahi hiçte göz önüne alınmaz.Ama, sözkonusu birliktelikler karşı cinsler arasında eş seçme boyutuna girince, kriterlerde değişme olduğu, öncelikli olarak maddiyatın ve fiziki yapının devreye girdiği görülür.

Halbuki insanın kişiliği, şahsiyeti, karakter yapısı ve dünyaya bakış açısı aynı zamanda kişinin sahip olduğu ahlakını da belirler.Ahlakı düzgün ve güzel olan biriyle bir ömür beraber olma mümkün olabiliyorken, ahlaki zaafları olanların fiziği de maddiyatı da zamanla çekilmez olur.Kişi güzel ahlaklı, kendiyle uyumlu olanı kendine arkadaş olarak seçip tercih ederken, birlikte belki bir ömür süreceği eş seçme söz konusu olunca öncelikli olarak çıkar ve maddiyatı öne aldığını görürüz.Maddiyat ve Esaletin de bir kriter olabileceği ancak, öncelikli olarak dindar ve güzel ahlaklı olanın tercih edilmesi hassaten önerilmesine rağmen, arkadaşlık ve dostluk seçimlerinde bu minvalde davranış sergileyenler, ne yazık ki bir ömrü birlikte geçirecek hayat arkadaşlığı seçiminde çıkar ve menfaat üzerinden tercihler yaptıklarını görüyoruz.

Son dönemlerde gelinen noktada gençler arasında eş ve arkadaş tercihlerinde belirleyici kriterler ne yazık ki maddiyata dayalı, çıkar ve menfaati öncelleyen birliktelikler olunca, bu sefer beklentiler üzerine kurulmuş dostluk, arkadaşlık ve birlikteliklerin, beklentiler gecikince veya tüketilerek bitirilince de maalesef ilişkilerde ne yazık ki sona erdiriliyor.Tekrarları denenmeye başlanınca ahlaki açıdan erezyonların yaşandığı, aile denilen kurumun hafife alınmasına, çocukların son derece namüsait şartlarda yetişmelerine neden oldukları görülmektedir.

İleriki zamanlarda büyük ihtimalle sosyal hayat dijital ortamlara taşınarak sürdürüleceğe benziyor.Yüz yüze yapılan dialoglarda yeterince tanışma imkanı olmadan yapılan birlikteliklerde yanılmaların artması nasıl  ki çoğaldıysa, bundan böyle olası sanal dünyada yapılan/yapılacak dialoglarla kurulacak birlikteliklerin de sağlıklı olmayacağı/olamayacağı, yanılmaların daha da fazla olacağını şimdiden söylememiz, perşembenin gelişini çarşambadan bildiğimiz gibi, yarın içinde bugünkü verilerden bakarat kanaat sahibi olduğumuz keramet olarak görülmemelidir.

Yukarıda sayılan tecrübelere dayalı söylemleri ve yapılması önerilen sosyolojik testleri gözardı etmeden önemsemenin son derece hayati yararları olacağı unutulmamalıdır.Aksi takdirde, sonradan karşılaşılacak olumsuzluklardan ötürü söylenecek pişmanlık ve nedamet söylemleri ile binlerce defa söylenecek keşkeler bir para etmeyebilir.

Paylaş