metrika yandex
  • $18.69
  • 19.34
  • GA1079

Görü-Yorum

Mustafa YILDIZ

10.02.2022

Kesin tarihi bilinmemekle beraber galiba insanların toplu yaşama geçtikleri tarihten itibaren hayatımızda bir şekilde savaşlar hep var olmuşlardır.Savaşlar, kimi zaman sıcak temaslar kurularak, kimi zaman da soğuk savaşlar şeklinde, kimi zamanda ekonomik silahlarını devreye sokarak yapılarak günümüze kadar gelerek gündemi bir şekilde işgal etmişlerdir.Bu gün de bölgemizi, özelde de ülkemizi yakından ilgilendiren ve çıkması ihtimaller dahilinde olduğu varsayılan yeni bir savaşın çıkma ihtimali belirdiği için gündemi yine meşgul etmektedir.Aktörler isim değiştirmiş olsalar da savaş geleceğinin aynı minval üzere devam ettirilmekte olduğunu görüyoruz.

Esefle söylemek gerekirse, son yıllarda savaşların çoğunlukla hep halkı çoğunlukla müslüman olan ülkelerinin bulunduğu bölgelerde cereyan etmesini de kimileri, ‘’bu bölgenin zaten kaderi böyle’’ diye yorumlarken, kimileri de ‘’bölge ve halkı bu muameleyi zaten hak ediyor’’ şeklinde imalarda bulunarak yapılanları da haklı göstererek adeta savaşları bu coğrafya ve bu coğrafyada yaşayan halka layık gördüklerini ima ediyorlar.Halkın çoğunluğu müslüman topluluklardan oluşan bu topraklarda doğan bütün çocuklar savaş ve çatışma ortamında doğup büyümeye mahkum ediliyorlar.

Çatışmaların süresi uzadıkça yöre halkı tarafından bu olanlar adeta normal karşılanmaya, savaşlarda sıradan bir olay gibi görülmeye başlanmıştır.Bu coğrafyada yaşayıp halkına çözümler üreterek çare sunmaya çalışan kimi Entelektüel kesimlerin kafasında şöyle bir algı ve mahcubiyet oluşmaya başladı. ‘’Acaba bu olanlara biz gerçekten müstahak mı olduk?’’ sorusunu sormaya başladılar.

Bu komplekse kapılan kimi Entelektüellerde oturdukları mekanlardan sorunları dar çerçeveden izleyerek eksik ve yetersiz çözümler sunmaya başladılar.Kimi de bu kaotik ortamın ortaya çıkma nedenlerini sadece ekonomik çıkar ve menfaatlerin çakışması-çatışması şeklinde yorumlamış, kimi yorumcular da bunun aslında adı açıkça konmamış olsa da gerçekte bir medeniyet ve uygarlık çatışması olduğunu iddia etmeye başlamışlardır.Ve bu görüşlerinde de ısrar ederek kamuoyuna empoze etmeye devam ediyorlar.Yani, yeni arayışlara ihtiyaç duyulmaması için ısrarla bu görüşlerini tekrarlayarak insanların fabrika ayarlarını bozarak, ‘’çözümü de ancak biz biliriz’’ farklı düşüncelere dalmaya gerek yok demeye çalışıyorlar.

Konuyu inanç temelli ele alanlarda, vicdanlarda ağır basan bu görüşe sahip olmalarında kendilerine destek olarakta 17 Ocak 1991 de başlayan Körfez savaşında Amerika Başkanı(George H.W.Bush) tarafından yapılan harekatı o günlerde dünya kamuoyuna “kutsal savaş” olarak tanımlamış olmasını, tüm Hristiyan dünyasından dua talep etmesini, Haç ve Hilal’in savaşını başlattıklarını açıkça dile getirmesini referans olarak kabül ederek, gizli ve kirli savaşların halen devam ettiğini tezlerine referans olarak kabül etmişlerdir.

İkinci olarakta; bu çağrı öncesi 25 Aralık 1991 de Sovyet Bloku’nun dağılmasından sonra Birleşmiş Milletler tarafından yapılan Nato Askeri tatbikatında (fikir babası Margaret Thatcher) düşman tarafının rengini kırmızıdan “Yeşil”e döndürmeleri ile yeni bir dünya düzenine geçildiği ve yeni düşmanında İslam olduğunu bütün dünya kamuoyuna deklare etmişlerdi.Aynı zamanda dünyaya yeni düşman cephesinin açıldığı haberi veriliyordu.Bu aynı zamanda bütün dünyaya da açıkça verilen bir mesajdı.Ancak, ne İslam aleminde ne de hristiyan dünyasında bu mesaj halk tarafından pek anlaşılmadı, ilgide görmedi ve karşılıkta bulmadı.Ama ilgili mahfillerde bakışların islam ülkelerine ve Ortadoğu bölgesine yoğunluklu olarak yönelmesini sağladı.O tarihe kadar pekte ilgi görmeyen Ortadoğu ve halkı takibe ve göz hapsine alındı.11 Eylül hadisesiyle de kendilerince hazırlanan senaryoyu oynatıp tüm dünyaya izlettirerek kendilerince haklı gerekçelerle İslam coğrafyasını ve müslümanları yeni düşman konumuna sokarak, korkuyu ve nefreti de (İslama Fobia) birlikte pompalayarak müslümanları adeta dünyadan tecrit etmeye başladılar.Bu işlemleri halen devam etmektedir.

Peki; Bu gün Rusya’nın Ukrayna üzerinden ABD’ye ve Nato’ya verdiği mesajı, Nato ülkesi olmadığı halde Amerika’nında ısrarla Ukrayna’ya arka çıkarak Avrupa’ya ve Rusya’ya verdiği mesajları nasıl anlamalı? Görünüşte içinde hiçbir islam ülkesi de yok gibi görünüyor.O zaman bizleri neden bu kadar ilgilendiriyor dersiniz? Demek ki, olanları sade müslüman ve diğerleri şeklinde tasnif etmenin daha ileri boyutunda çözümlere kafa yormak gerekiyor.

Öncelikle; gerginliği çıkaran taraflar ile bölgede aktif rol alan ülkelerin beklentilerini çok iyi tahlil etmek gerekir.İşin başında kendi fikrimi söylemem gerekirse şayet, Rusya ile ABD’nin savaşma ihtimalini uzak görüyorum.Aradıkları her zaman olduğu gibi gönüllü figüranlar bulmaktır.Gönüllü figüranlar çıkınca da ihale onlara kalacaktır.Aranılan gönüllü bulununcaya kadar da zaman zaman bu gerginlik saman alevi gibi tırmanabilir.Ama bu iki ülkenin karşı karşıya gelerek sıcak bir savaşın tarafları kendileri olacakları kanaatinde değilim.Çünkü; bu iki ülkenin tarihte karşı karşıya geldikleri böyle bir örnekliği yoktur.

Bu tam tam seslerinin en fazla Türkiye için çaldığını söyleyebiliriz.Mesela; gerek savunma sanayinde ve gerekse dış politikada Avrupa ve ABD’nin beklentilerine cevap vermeyen, daha doğrusu ilk günler gibi her topa girmeyen, uysal, uyumlu gibi görünen hatta BOP Eşbaşkanlığını üstlenen Türkiye nasıl oluyorda şimdilerde her topa kafa atmaya, ‘’bölgede bende varım’’ demeye başlayınca doğal olarak bazı güçleri rahatsız etmeye başladı.Yıllarca her pozisyonda altan alan ülke imajı görüntüsü veren Türkiye, şimdilerde de her şeye itiraz etmeye başlayan, oyun bozan bir ülke konumuna soyunmaya başlayınca elbette bu ülkenin bir şekilde terbiye edilmesi gerekirdi.Bu amaçla kabül edilsede edilmesede ülke içinde birkaç denemesi de yapıldı, ancak umdukları sonuç alınamayınca Saddam ve Kaddafi gibi uluslararası yasalara muhalif davranışlarda da bulunmayan Türkiye Dış Politikası emperyalist ülkeleri zorunlu olarak başka yollara sevk etti.(Mit Tırları meselesi Türkiye’yi uluslararası mahkemelerde yargılanmasını sağlamak için yapılan bir hareketti.)

Bu planda tutmayınca Türkiye baharı Donald Trump’tan sonra iktidara gelen Joe Biden ile ABD yönetimi de strateji değiştirerek darbe alışkanlığını terk ederek ekonomi üzerinden ve muhalefete destek vererek Türkiye’yi terbiye edeceğini kamuoyuna resmen ilan etti.Avrupa ülkeleriyle de müşterek hareket etmeye başladı.Bunun içinde ilk etapta Türkiye’yi yalnızlaştırmaya başladılar.Buna dış işlerinde yanlış verilen bazı kararlarda zemin hazırladı.

Mesela; güneyde Suriye’ye yumuşak iniş yapan Rusya ve Petrol bölgelerini kontrol altına alan ABD ile desteklediği terör örgütleri sayesinde Türkiye’nin güneyini sıkıntılı ve masraflı hale getirdiler.AB ile olan % 41,3 olan ihracatımızın yara alması için Avrupanın Tuna nehri üzerinden Karadenize yapılan ithalat ve ihracatı engellemek için Türkiye’den sonra ikinci derecede Karadenize uzun sınırı olan Ukrayna’yı kontrol ederek buna mani olmak, batıda Yunanistan ile sürekli ilişkileri gergin tutarak, güney Kıbrıs Rum kesimini de AB’ye alarak Türkiye’nin etrafını sararak yalnızlığa terk etmeye çalıştılar.Eğer denizlerde Libya ile mavi vatan olarak bilinen ‘’Deniz yetki alanları antlaşması’’ olmasaydı bugün Türkiye’nin nefes alacağı alan bile kalmayabilirdi.İşte, geçte olsa nefes almak için bunu fark eden Türkiye dış ilişkileri, Mısır’la ilişkileri tekrar sıcak tutmak mecburiyetinde kalmış, Ermenistan’la ilişkileri başlatma gereği duymuş, hatta ‘’van minüt’’ çekerek anlık rahatlamanın yanlışlığını fark ederek İsrail’le bile sıcak mesajların verilmesi hep bu yalnızlaşmanın sıkıntılarını bertaraf etmek içindir.Bu nedenle; Savunma Sanayii üzerinden yapılan bağlantıları da göz önüne aldığımızda Ukrayna’da olanlara karşı Türkiye’nin duyarsız kalması söz konusu olamaz, olmamalıdırda.

Hiç kuşkusuz bu hesapların yapıldığı mahfillerde bu hesaplar % yüz tutar! diye bir iddiada bulunmakta doğru değildir.Zira, insanların kafalarının içinden geçeni tam olarak tahmin etmek elbette mümkün değil ancak insanlar hesabını yaparken hiç kuşkusuz ‘’Plan yapanların en hayırlısını Allah yapar’’[Enfal Suresi:30.Ayet] emrinden habersiz olanların hesabı her zaman bozulmaya mahkum olduğunu/olabileceğini de unutmamalıdır,

Bize düşen Türkiye’nin Türki Cumhuriyetleri bir arada tutma kartını mutlaka kullanmalı, İslam coğrafyasının gücünden azami ölçüde faydalanmalı, İran’ın kimi zaman mezhepçi politikalarını görmezden gelerek ilişkileri sıcak tutmalı, Mısır ile ilişkilerin yeniden başlatılarak bölgesel bir aktör olduğunu dünyaya gösterme başarısını gösterdiği takdirde bölgenin istikrarınada da büyük oranda katkı sağlayacağını da unutmamalıdır.Yeni dünyada artık tek başına sorun çözme, dış kaynaklı saldırıları tek başına önleme dönemi bitmiştir.Türkiye elindeki bu kozlardan faydalanması taşıdığı tarihi misyonu gereği görev olarak kabül etmelidir.

Yoksa, her şeyi ben bilirim, herkese ben hükmederim, kimseyi alttan almam/alamam diyemezsiniz.2020 yılı verilerine göre Nüfusu 827,572 kişi olan Güney Kıbrıs Rum kesimine bile ihtiyaç duyduğumuz anlar oldu.Demek ki, devletlerin yönetimi anlık hamasetlerle değil aklın, ferasetin, istişarelerle ve hikmetle alınacak kararlarla idare edilebileceğini unutmamalıdır.

Mustafa YILDIZ/ANKARA

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş