Gelecek Hakkında Endişesi Olanlar Sebep Olarak Gençleri Gösterirler Bu Doğru bir Tepit mi acaba?
Hemen her dönemde büyükler evlatlarından, gençlerinden şikayetçi olmuşlardır.”Bizden sonra ne olacak acaba”, “Memleket bunlara kaldıysa yandık”, “Şimdi memleketi bunlara mı teslim edeceğiz? gibi sözleri küçük yaşlarda herkes çokca duymuştur.
Büyüklerin gençlerden sürekli müzdarip oldukları, arzu ettikleri, bekledikleri ve görmek istedikleri genç profilinin bir türlü yetişmediği, saygılı ve hürmetkar olmadıkarını dile getirirler.Neredeyse toplumdaki düşünce bazında yaşanan kırılmaları, mevcut sosyal, siyasal, ekonomik, psikolojik yapıdaki olumsuz durumun zeminini hazırlayan kendileri değilde, sebebi gençlermiş gibi, şikayet edilen ve suçlanan da hep onlar olmuştur.
Şunları hep duyarız “Aslında hep güzel şeyler tavsiye eden biriyim.”, “Çocukların hal ve hareketlerini daima kontrol ederim.” ama “Anlamıyorum olmuyor! olmuyor işte” acaba eksik olan ne? nerede yanlış yaptık, yapıyoruz? diyenleri, dert yananları çokça dinlemişsinizdir.Dedikleri doğru olabilir ancak; yıllardır takip edilen/ettikleri usul ve metodlar, gösterilen örneklik, başvurulan yöntemler ne derece sağlıklı olmuş birde bu taraftan bakalım diyen pek olmamış ki, malzememiz ürünümüz meydanda zaten.
Çocuk konusunda ihtisası olanların dediğine göre, bebekler küçük yaşlardan itibaren hatta, anne karnında canlanmaya başladıkları andan itibaren çevredeki sesleri duyarak kayda aldıkları, 2-3 yaşlarından sonra da gördükleri görüntüleri kaydettiklerini söylüyorlar.Basın ve özellikle görüntülü medya vasıtasıyla da herkesin bu bilgileri duymasına ve bilmesine rağmen;
Aile fertleri hala günlük davranışlarını evde çocuk yokmuş gibi sürdürdüklerini görüyoruz.Halbuki çocuğun çevresinde cereyan eden her hareket onun için ilk olduğundan hafızasına monte eder ve artık onu asla unutmaz.Kayda geçirdiği ses ve görüntüler ile etkisinde kaldığı hareket ve davranışları belli bir yaştan sonra da merak ederek sorgulamaya başlar, anlamlandırmaya çalışır.Zira ileriki yaşlarda mükellef olacağı döneme hazırlanma süreci başlamıştır.
Yanında cereyan eden bu fiziki ve ruhsal tekamülün farkında bile olmayan aileler çocuktaki bu hasletin bir yönüyle çocuğa hakikatın koridorlarında yol açma, yön tayin etme startı olduğu ve zamanın geldiğinin emareleri olarak ikaz babından nişaneleri olarak ebeveyne haber verilirken, bunları anlamaktan yoksun olan aileler bu dönemleri hep es geçmişlerdir.Çocuğa ailesinden, okulundan, çevresinden seviyesine uygun anlamlar yüklenerek tefekkür dünyası devreye sokulması gerekirken yardım gelmeyince, çocuk kendi gördüklerini ve işittiklerini lalettayin taklit etmeye başlar.Yani ailesini ve içinde bulunduğu çevresinin hal-u ahvalini davranışları ile yansıtmaya başlar.Aileler çocukta kendilerini gördükleri halde, kimi aileler farkında olmadan, kimisi de umursamadan “Bu benim” deyip çareler arayacaklarına, üzerlerine vazife olan şeylerin üstü örtülüp çocukları/gençleri suçlamaya, şikayet etmeye başlarlar.
Mesela, çocuğun yanında konuşmalarına dikkat etmeyen anne-babalar her türlü sözü fütursuzca sarfediyorsa/etmişse şayet, çocuk büyüyünce aynı minvalde benzer davranışlar sergilendiği zaman çocuğum; “Neden güzel konuşmuyorsun, biz sana böyle mi öğrettik.” diye ikaza başlamanın o saatten sonra ne faydası olur veya ne derece etkisi olabilir artık?
Komşularını, yakınlarını çocuğun yanında kötülerken, sonra dönüp “Çocuğum bunları onların yanında sakın söyleme! olur mu?” diyen, “Akıllı durursan akşam gelirken sana şunları şunları alırım.” deyip unutup getirmeyen, “Akıllı dur yoksa seni öldürürüm, keserim, şunlara veririm gibi tehditler savurup, tabii olarak hiç birini yapmayan, yapamayacağı için de sürekli yalancı konuma düşen biri, ileriki yıllarda karşısında ikiyüzlü, yalancı, sözünde durmayan görünce de “Halbuki hep doğru sözlü olun, riyakar olmayın, yalan konuşmayın! diye ne kadar da nasihat etmiştim.” diyen birine ne demeli acaba?
Çocuğum, “Okumazsan iş bulamazsın aç kalırsın.” deyip, arkasından “Rezzak Allahtır.” telkinatını nasıl inanç haline getirebilirsin?, ”Kendini kurtarmaya bak”, “Kimseye güvenme” deyip, sonra da “Mü’minler kardeştir”, “Topluma yararlı olmalısın” derseniz bu telkinatlar birer slogan olarak havada kalmaz mı? bu söylemlerin fazilet ve erdemini izah zorlaşmaz mı?
“Bırak çocuğun gözünde kalmasın”, “Daha küçüktür açılsa ne olur ki?”, “Oğlan çocuğudur biraz şımarsın birşey olmaz.”, “Bırak çocuklar rahat olsunlar, özgüven kazansınlar.” diye terbiye, haya, adap, edep, utanma duygularını kaybettirmeye yol açacak davranışlara, alışkanlıklara izin veren anne-babalar çocuk büyüyünce, “Ne büyük biliyor ne küçük, ne ara böyle terbiyesiz oldu bu çocuklar?” demeleri tezat teşkil etmez mi?
Kapısının önünden servise binip okula giden, kendine ait odası, atarisi, bilgisayarı olan, yağmurda ıslanmayan, ağzına zoraki lokması verilen, açlığı tatmamış, oyun oynarken bile yalnız başına oynayan biri kendini dünyanın merkezi olarak görmesi, bencil olması, yardımlaşmayı bilmemesi, sosyal olaylara karşı duyarsız kalması, acıma duygularını kaybetmesi doğal sonuç olmaz mı? Bu psikolojinin hakim olduğu toplumlarda yetişen birinin düşük profilli kişilikte biri olmaması ihtimali tesadüflere kalmış olmaz mı?
Böyle olduğu içindir ki, idareciler hakkında kamuoyunda söylenenler, siyasilerin halk nezdinde oluşturdukları algı, eğitici/öğretici konumunda olanların temsil ettikleri örneklik, esnafların vatandaş üzerindeki bıraktıkları olumsuz izlenimler vs. hasılı toplum olarak, büyüklerin temsil ettikleri “Rol-Model” tiplemelerinden acaba hangi sosyal sınıfı gençlere “İşte örnek Kişiler” diye gösterebileceğimiz kim veya kimler olabilir acaba? tavsiyesi olan var mı?
Demek ki, bugün toplumda ortaya çıkmış, dışa yansıyan nahoş görüntüler, maalesef dünün gençleri olanların ihmali ve ertelemeleri sonucu bize miras olarak devir edilenlerdir.Bugünün gençleri de bugünün yaşlı konumunda olanların bıraktıkları, devrettikleri mirastır ve aynaya yansıyanlar da kendi görüntüleridir.Kimse darılmasın vaka budur.
Yaşanan tüm olumsuzlukların birinci derecede sorumluları yaşlılardır diyorum.Çünkü, yürürlükteki mevcut yasaları gençler yapmadı ki, ülke genelinde şehirleri hayalet haline gençler getirmedi ki, keza eğitimi gençler bu hale getirmedi, bencil, faydacı insan tipini gençler yetiştirmedi, ideolojik ayrışmaları, yöresel bölünmeleri, ahlaki kara deliklerin oluşmasını, inançların yozlaşmasını, ilkelerin ayaklar altına alınmasını vs.gibi şikayetlerin sebebi gençler olabilir mi?
Öyleyse, suçlu kim? diye sorulduğu zaman, gençlerden ziyade bugün için söylüyorum, yaşı kırk’dan (40) büyük herkesin ayağa kalkması, “Suçlu biziz” deme/diyebilme erdemini götermesi ve hesap vermesi gerekir.En azından vicdanen.
Ben ne yapmışım ki! diyen için deriz ki, elbette suçun yüzdelik oranları kişilerin katkısı oranında olacaktır.Amma, bu ülkede yaşıyorsan/yaşamışsan eğer, bu süre zarfında ya idarecilik yapmışsın, ya seçilmiş birisin ya da seçmiş/seçmen birisisin nasıl masum olabilirsin ki.?
Başka yollarda var ama diyorsan, deriz ki; o zaman ya yolu yanlış seçmişsin, ya eksiklerini görememişsin, ya da ürettiğin çözümler yalnız seni veya önemsiz sayıda birkaç kişiyi tatmin etmiş o kadar.Demek ki, çözüme dair düşüncelerini topluma mal etmemişsin/edememişsin.Senin kadar imkanlara sahip olmayan bir kişi yirmi üç (23) yılda üç (3) kıtaya sesini duyurabildi de biz niye seni/sizi duymadık/duyamıyoruz? Bu işte bir gariplik, yanlişlık yok mu acaba?
Gençler nereye doğru gidiyor? diye çok soranlara diyoruzki, gençleri yetiştirenler; sizler onları nereye doğru yönlendirmişseniz onlar da oraya doğru gidiyor.Zaten onlar sizin eseriniz değil mi?
Mustafa YILDIZ
Yorumlar
0