metrika yandex

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları - 7

11.10.2020
Mehmet Yavuz AY

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları - 7

 

İstanbul Hükûmeti de bir Beyannâme (Bildiri) yayınlar:

“Hükûmetin Beyannâmesi

Devlet-i Osmaniye bugün misli görülmemiş bir muhatara içindedir. En hakikî manasıyle vatan tehlikededir.

(…) Bir takım kesânın (kişilerin) yalnız hırs ve menfaat sevkiyle teşkilât-ı milliyye unvanı altında meydana çıkardıkları fitne ve fesad bir taraftan vaziyet-i siyasiyemizi son derece tehlikeli hale getirdi, diğer taraftan da muharebede uğradığımız zayiattan ve hususiyle harb senelerinde yapılan türlü sû-i istimâlât (kötüye kullanmalar) ve cinayetten dolayı derin bir surette mecruh (yaralanmış) olan vatan-ı mukaddesemize yeniden yeniye yaralar açdı.

(…) Bu halde teşkilât-ı milliyye denilen harekât-ı bağiyane (asice hareketler) hem Anadolu’yu korkunç bir istilâya uğratmak hem de devletin başını gövdesinden ayırmak felâketini hazırlıyor.

 (…) Kanun-ı esasiyi (anayasa) ve kavanin-i devleti (kanunlar devleti) ayaklar altına alarak ahaliden cebren para toplamak, zecren asker almak, para vermeyenlere ve böyle fena maksadla askerliği kabul etmeyenlere eziyet etmek, köyleri hatta kasabaları urmak gibi fazâhatler (alçakça işler), mütevaliyen (ardarda) ika olunmaktadır.

(…)

Binaenaleyh (bu yüzden) evvelâ harekât-ı isyaniyenin mürettip (tertip eden) ve müşevviki (kötülüğe sevk edenleri, teşvikçileri) olanların  iğfalât  (kandırmalar) ve tehdidâtına kapılarak  ve yaptıklarının neticesi ne kadar vahim olacağını düşünmeyerek  onlara iştirâk (katılım) edenlerden bir hafta zarfında izhar-ı nedamet (pişmanlık duyanlar) ve şevketlû padişahımız efendimiz hazretlerine arz-ı sadakat edenlerin aff-ı âliye mazhar olacakları saniyen mürettip(tertipçi) ve ve müşevviklerin(teşvikçiler) ve onlarla beraber harekette inad edecek olan âsilerin şer’an ve kanunen tedip (terbiye etme, uslandırma) edileceği, ve memleketin herhangi cihetinde olursa olsun gerek ahali-i  İslâmiye tarafından sunuf-ı saire-i ahaliye(ahaliden diğer topluluklar ) gerek sekene-i gayr-ı müslime tarafından ahali-i müslimeye karşı böyle bir hal vukuunda mütecasirlerinin (cesaret edenlerin) ve o hususta müsamaha ve müşareketi (ortaklık) görülenlerin şahsen ve şediden (şiddetle)  dûçar-ı mücazat (cezalandırılmakla karşı karşıya kalacakları) olacakları ilân olunur.” (age. c. I, s. 647-48)

İstanbul ile Ankara arasında fetva savaşları başlar. Toplumsal meşruiyet için fetva önemlidir. Osmanlı toplumunun desteğini almak için dinî meşruiyeti yanına almak hayli önem arz eder…

Harbiye Nazırı (Bakanı) Fevzi (Çakmak) Paşa, yanında bazı zabitlerle (subaylar) Ankara’ya gelmek üzere İstanbul’u terk eder.

Ankara Hükümeti, Fevzi Paşa’yı bir bölgeden meb’us (milletvekili) seçtirerek Müdafaa-i Milliye Vekâleti’ni (Millî Savunma Bakanlığı) yürütmesini düşünmektedir.

İstanbul Hükümeti’nden önemli bir şahsiyetin Ankara’ya gelişi ciddi bir motivasyon kaynağı olmuştur.  

23 Nisan 1336/1920 Cuma günü, Büyük Millet Meclisi dualarla açılır.

Büyük Millet Meclisi, 25.04.1336/1920 tarihli celsesinde Edirne meb’ûsu Miralay (Kurmay Albay) İsmet Bey’i Erkân-ı Harbiyye-i Umumîyye Riyaseti’ne (Genel Kurmay Başkanlığı’na) seçer.

Fevzi Paşa, 28.4.1336/1920’de Ankara’ya ulaşır. Yanında 6 subay, iki meb’us vardır.

29 Nisan 1336/1920 tarihinde Karabekir Paşa, Ankara’dan şifreli bir emir alır:

                                                                                                                                 

                                                                                                                                Ankara

                                                                                                                       28/29.4.1336/1920

15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri’ne,

İstanbul’dan daire-i intihabiyelerine (seçim bölgelerine) avdet etmekte (geri dönmekte) olan bazı meb’usların (milletvekili) Kuvay-ı Milliyye aleyhinde hafî tahrikât (gizli kışkırtmalar)  icrası için Ferit Paşa ile teşrik-i mesai (ortak çalışma) ettikleri istihbar kılınmıştır.

Bu meyanda Gümüşhane meb’usu Trabzon dahilinde icra-yı faaliyet etmek üzere İstanbul’dan hareket etmiştir.

Dûçar-ı tecavüz olan milletvekilleri Meclis-i Meb’ûsan reisi tarafından Ankara’da içtimâa (toplanmaya)  davet edilmiş, (…) Zeki Bey’in de buraya gelmesi icab edeceğinin mumaileyhe (adı geçen) tefhimi (anlatılması)) ve gelmekten imtinaı (kaçınması) halinde tavır ve hareketinin sıkı tarassut (gözaltı) altına alınarak halkı ifsada (bozgunculuğa) teşebbüsü halinde der’akap (hemen) tevkifi ile hakkında derdest-i (yakalama) tebliğ olan hıyanet-i vataniye kanununun tatbiki esbabının (sebepleri) istikmâli (tamamlaması) mercudur.(umulur)

 

                                                                                                                   Büyük Millet Meclisi Reisi

                                                                                                                             Mustafa Kemal

 

Emir hakkında Karabekir Paşa şu değerlendirmeyi yapar:

“Dikkate ve düşünmeye değer bir emir!

 (…) Bir meb’ûsu cihet-i askeriye nasıl gözetleme altına alacaktır? Trabzon valisine emri ben mi vereceğim? Yoksa vilâyetten hariç olarak takibat mı yapacağız? İçişleriyle meclis reisi ve onun emriyle bir kolordu kumandanı mı meşgul olacak?

(…) Zeki Bey’i arattım. İstanbul’dan çıkmış; maksadı beni gördükten ve durum hakkında görüştükten sonra Ankara’ya gitmek üzere Trabzon’a gelmekmiş. İnebolu’ya uğradığı sırada yakalanıp muhafaza altında Ankara’ya sevk olunmuş.

Zeki Bey Erzurum Kongresi’nde Gümüşhane delegesi idi. M. Kemal Paşa mirliva (tuğgeneral) üniforması ve Hazret-i Padişahın yaveri kordonu ile başkanlık kürsüsüne çıktığı zaman, “Paşa, üniformanı ve kordonlarını çıkarda öyle gel” diyerek M. Kemal Paşa’yı sivil elbise giymeye mecbur etmişti.

Daha sonra “Sivas Kongresi kararları Erzurum Kongresi kararlarıyla çatışmıştır. Ne hakla Erzurum Kongresi’ni Sivas Kongresi yutuyor” diye en hararetli müdafaa eden bu zat olup bana yazmıştı ki: ”Erzurum Kongresi’nin mürekkebi kurumadan silinmesi ilerisi için endişelerimize sebeb oluyor.”

İşte M. Kemal Paşa’ya karşı ilk ve kuvvetli bir muhalif yüz gösteren bu meb’usun gözetlenmesi ve tutuklanarak vatan hainliği ile suçlanması gibi sırasıyle ağırlaşan cezaya çarptırılmasını M. Kemal Paşa emrediyordu. (a.g.e. cilt I, s. 689)

Büyük Millet Meclisi, Padişaha hitaben bir Beyannâme yayınlar.

“Halife ve Hakan Efendimiz,

İstanbul’un işgali ve bunu müteakip fecayi (felâketler) üzerine ve men’ini tedkik ve hukuk-ı saltanat-ı seniyelerini ve istiklâl-i millîmizi müdafaa ve temin etmek maksadıyle bu defa Büyük Millet Meclisi halinde içtima ettik (toplandık).

(…)

Cenab-ı Hak analarının yurdunu koruyan halife ve hakanının şeref ve istiklâli için uğraşan evlâdlarınızla beraberdir. Kendi hükümetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak ecneb esareti bahasına nail olacağımız huzur ve saadete bin kerre müraacahtır (üstün gelir, tercih edilir). Padişahımız kalbimiz hiss-i sadakat ve ubudiyetle dolu, tahtımızın etrafında her zamandan daha sıkı bir rabıta (bağ) ile toplanmış bulunuyoruz. İçtimâın (toplantının) ilk sözü Halife ve Padişaha sadakat olup Millet Meclisi’nin son sözünün yine bundan ibaret olacağı sedde-i seniyelerine en büyük tazim (saygı) ve huşu (ürperti) ile arz eder.”

                                                                                                                              Büyük Meclis emriyle

                                                                                                                                   Mustafa Kemal

Karabekir Paşa, söz konusu Beyannâme için şu değerlendirmede bulunur:

“Millet Meclisi’nin ilk ve son sözü halife ve padişaha sadakat deniyor. Halbuki bu padişah, Millet Meclisi âsilerden oluşmuştur dedi ve hâlâ da diyecektir. Ve sözü alev almış veya alacak yerlere tesirli olacak ve Millet Meclisi’ni nazarlarda âciz gibi gösterecektir. Ne gibi hadiseler olacak, (…) kestirilemeyeceğinden son sözümüzü de şimdiden nasıl söylüyoruz.(…) Fakat idrak ve hisçe birbirine benzemeyen Millet Meclisi bunu nasıl söyler? Madem ki söyledi, demek milletten aldıkları kuvvetli ve kat’i  sebeb bu imiş.” (a.g.e.  c. I, s. 693-94)

Ne garip bir cilvedir; aynı Meclis, saltanatın lağvedilmesine (kaldırılmasına), ikinci Meclis de Hilâfetin lağvına karar vermiştir.

(Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, c. I)

 

10. 1110.2020, Kardelen /Ankara

Mehmet Yavuz AY

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (6)
Abdullah Aydın

18.10.2020

Durumlardan vazife çıkara çıkara bu günlere geldik. Rabbim geleceğimizi ve akibetimizi hayırlı etsin. Kaleminize sağlık, teşekkürler. Selametle.
Sadettin

16.10.2020

O tarihlerde içinde bulunulan imkan ve zorluklarla bir ülkeyi ayakta tutmak hiç de kolay değildi. Zorunlu olarak yapılan işlerin, darmadagın olmuş anadolu insanını bir arada tutmasını sağlamıştır. Bu yazılar tarihimize ışık tutmaktadır. Mustafa kemal Atatürk Kazım karabekir ve Fevzi Çakmak Paşa ve bunun gibi yanlarında olan bir çok isimsiz kahramanlar bu ülke için canlarını varlarını,yoklarını ortaya koyarak bu günlere gelmemiz sağlanmıştır. Hepsine Allah rahmet eylesin mekânlar cennet olsun. Tabiki olumlu ve olumsuz yanlarında olmuştur. Ancak kusursuzluk ALLAH mahsustur.
Mehmet Yazıcı

16.10.2020

Teşekkürler
Mahmut AY

14.10.2020

Teşekkür ederim.
Hidayet ÇELİK

11.10.2020

Az okunduğu için az bilinen o yıllar hakkında gerçekten değerli bilgiler... Çok teşekkürler...
Yılmaz TAŞOVA

11.10.2020

Aslında sadakat falan yok, evet zaruri bir vaziyet var ve bu vaziyetten vazife çıkaran bir meclis var, payitahtın vaziyeti de malum, buna binaen zaruriyyattan meydana gelen bu vaziyet, bahane edilerek çok yakın bir gelecekte (1924) la dini, laik bir rejim kurmak, islam birliğinin reddi anlamına gelir. Halbuki rejim ladini olmak mecburiyeti yoktur. Evet eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal ancak meşru (islam temelli) olması gayet makul iken, olmaması tarihi bir kırılma noktasıdır. Bunun tesbiti sadedinde vesika bir yazı olmuş, kalemine sağlık.